• BIST 90.040
  • Altın 146,366
  • Dolar 3,6184
  • Euro 3,9314
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 20 °C

Yeni bir yıla girerken

Abdullah Can

Bütün yeni yıllarda herkes iyi dilleklerde, güzel temennilerde bulunur. Ancak o herkesin rağmına, yıllar hiç de güzel geçmiyor; her yaşanan yıl, geçeni arattırıyor. Neden mi? Çünkü yıllara hükmedenler, iyi insanlar değil, haris ve habis emperyalistlerdir. Ondandır ki, tüm iyi insanlara ve iyiliklere rağmen, emperyalist barikat aşılamamakta, tahripkâr icraatları durdurulamamakta; iyi dilekler, güzel temenniler hep karşılıksız kalmaktadır. Netice itibariyle, insanlık, rahat yüzü görememekte, huzura kavuşamamaktadır. Peki, bu bir kader mi? Elbette hayır. O halde! Biraz açalım:

İnsanlar, zıtların iç içe geçtiği bir dünyada yaşamaktadır; daha doğrusu, zıtların kuşatması altındadır. Ancak bu kuşatma, bir işgal değil, bir kucaklama şeklindedir. Doğumdan ölüme dek, hayat seyri, bu zıtların kucaklamasıyla devam eder. Gençlik-ihtiyarlık, güçlülük-güçsüzlük, sıhhat-hastalık, kadınlık-erkeklik, güzellik-çirkinlik, zenginlik-fakirlik bu zıtlardan birkaçıdır. Buna, sonradan eklemlenen dindarlık-dinsizlik, mezheplilik-mezhepsizlik, ırklılık-ırkçılık da ilave edilebilir. Bunlardan fıtrî ve irade dışı olanlar gibi, sonradan tercih edilenler de vardır. Ancak, emperyalizm, kendi menhus ve menfur emelleri için, bütün farklılık ve ayrıntıları kullanır. Amaç, zıtları çatıştırarak, güçsüzleştirmek; birini diğeriyle, kalanı da kendi eliyle imha etmektir. Bu taktik, emperyalistlerin en kadim ve en etkili taktiğidir.

Şöyle bir bakalım; emperyalizmin kullanmadığı zıt var mı ki!? Genci, güçlüyü, cinsiyeti, sermayeyi, dini, dinsizliği, ırkçılığı, mezhepçiliği... Evet; bunların tümünü kullanmıyor mu? İşte yeni yılda dilek ve temennide bulunanlar, emperyalizmin yaşattıklarını bilmek ve görmek zorundadır. Mücerret dilek ve temenniler, –uğur getirir inancıyla– ağaca çaput bağlamaya, ölülere adak sunmaya, türbelere mum yakmaya benzer. Kişiler gibi, devlet ve milletler de artı ve eksi yanlarını bilmek ve görmek zorundadırlar. Problemlerini gidermek, pozitif yanlarını geliştirmek, her kes gibi, millet ve devletlerin de görevidir. Yıllık muhasebeler, bu temelde yapılmalıdır. Zira hastalığını bilmeyen doktora gitmez; kabiliyetinden bihaber olan da piyasada para etmez.   

Haddizatında zıtlar, çatışma ve ayrışmanın değil, tanışma ve birlikte yaşamanın aracıdırlar. Tanışanlar arasında rekabet ve yarışmalar olağandır, yaşanabilir; ancak bu durum, çatışma ve ayrışmaya değil, kabiliyet ve maharetlerin inkişafına vesiledir. Zıtların varlık sebebi de budur; güç ve otoriterliğin ispatı değildir. “Her şey zıddıyla bilinir” gerçeği, genel-geçer bir kuraldır. Ben kendi zıddımla varım; onun varlığı benim varlığımın teminatıdır. Zıddı olmayan yagâne varlık Allah’tır. Allah, evrenin işleyişini, zıddiyet yasaları üzerine oturtmuştur. Zıtlar, birbirinin tamamlayıcısı ve tanımlayıcısıdır. Zıtların uyumu, atom içi partiküllerden, Güneş Sistemi’ne, oradan da kâinatın derinliklerine kadar hükümfermadır. Eksi ve artılar, kozmosun ayrılmaz unsurlarıdırlar.

Evet; doğaya bakalım; yer-gök, gece-gündüz, kara-deniz, çöl-vaha, dağ-ova, canlı-cansız, insan-hayvan, yaz-kış, sıcak-soğuk, iri-ufak, evcil-yabani, alçak-yüksek, yaş-kuru ve daha nice zıtlar... Hepsi, hassas dengeler üzerinde, kusursuz bir uyumluluk içindedir. On milyar yıllık evren ve beş milyar yıllık dünya ömrünce; eksiksiz ve kusursuzca bir işleyiş; imrendiren bir birliktelik... Savaşsız, çatışmasız bir düzen... Saat gibi işleyen bir kozmos... İlim, irade ve kudretten mahrum bir kâinat ve ondan umulmayan harikulade bir nizam... Adeta hâl diliyle bağırıyor: “Ey insanlar! Birlik ve beraberlik, dostluk ve kardeşlik, sevgi ve saygı, dayanışma ve yardımlaşma, denge ve düzen, uyum ve insicam, adalet ve hukuk mu istiyorsunuz, işte, örneği benim; bendeki İlahî ve şaşmaz yasalardır. Alın ve uygulayın!”   

Fıtratın yalan söylemmeesi budur; kâinattaki kusursuz düzendir. Bu düzenle kavgalı olanlardır ki, engin mi engin dünyayı daraltmış, zindana çevirmişler; zengin mi zengin imkânlarını gasp etmiş, sakinlerinin büyük ekseriyetini bir lokma-bir hırkaya mahkûm etmişlerdir. İmanım ve izanım odur ki, ya fıtrata dönülecek, ya izmihlal ve yıkımların ardı arkası gelmeyecektir. Emperyalizmin tersine çevirdiği fıtratı, aslına döndürmek zorundayız. Bunun anlamı, emperyalizmin her buyruk ve icraatının tersini yapmaktır. Bu hareketin adı, “fıtrata dönüş hareketi”dir. Fıtratla uyumlu çalışanlar, dünya ve ahiretin serfirazlarıdırlar. Unutmayalım, sistemsizlik, anarşistliktir, kaostur, hezimete davettir. Sistemlilik, nizamiliktir, düzenin tesisidir, zafere vesiledir. Bu kural, şahıslar, aileler, guruplar, örgütler, cemaatler, devletler ve bütün dünya için geçerlidir.

Evet, fıtrat yalan söylemez; Kürdçe bir atasözünde geçtiği gibi, “Her giha li ser koka xwe şîn dibe”, yani “Her ot kendi kökü üzerinde yeşerir.” Zira elma ağacından armut beklenilmez. Erkekler hamile olmaz. Fırat nehri yukarıya doğru akıtılmaz. Sığır sürüsüne kaval çalınmaz. Koyundan keçinin atikliği ve haşeriliği beklenilmez. Karganın yumurtasından şahin çıkmaz. Kısacası, her varlık kendi fıtratını gösterir ve eşyanın güzelliği, fıtratın muhafazasındadır. Bir ağaç türünü esas alarak, ormandaki sair ağaçların telefatına gidilmez. Yeryüzü haliçası değiştirilmez. Yalnız bülbül sesi deyip, sair kuşların korusu susturulmaz. Bir ırkı esas alarak, sairleri yok edilmez. Fasık ırkdaş, salih dindaşa tercih edilmez. Güçlü, zayıfı ezemez. Az, çoğa feda edilmez. Hukukta, büyük-küçük ayrımına gidilmez. Fazilet yarışı dururken, ırkçılığa gidilmez. Sun’îlik ve sıradanlık, fıtratın yerine ikame edilmez...

Emperyalizmin zaferi zahiridir; tecavüz ve tahrip esaslıdır; tedhiş ve imha temelinde bir zaferdir. İnsanlığın ne geçmişine, ne bu gününe, ne de yarınına dair bir katkısı yoktur; olamayacaktır da. Asıl zafer, fıtratı işletenlerin, fıtrat yasalarını hayata taşıyanların olacaktır. Bunun zamanı da, zemini de şimdidir. Emperyalist vahşetin ayyuka çıktığı bu zaman diliminde, geleceğe umut ve ışık taşıyanlar, fıtratın fedaileridir. Özellikle de değerler dünyamızın havzasında neşvünema bulan hak ve hakikatin hasbî davetçileridir. İnsanlığa adanmış yüce kişilikler, maddi güç ve kudretle değil, maneviyatın, kalp, kafa ve ruhlara nüfuz eden nurlarıyla insanlığı ayağa kaldırabilir; emperyalizmin ayaklar altında çiğnediği insanlık ve İslâmlığın onurunu kurtarabilir.

Evet, her yeni yıl, yeni bir muhasebenin başlangıcı olmalıdır. Şahsî ve ailevî, malî ve idarî, adlî ve hukukî muhasebeler, bölgesel ve evrensel muhasebeler... Hepsi güzeldir, olmalıdırlar. Ancak en elzem muhasebe,insanlıkveİslâmlığadair olanıdır. Emperyalist entrikalarla dibe vurdurulan, bu ikisidir. İsmen bırakılmış, manen ve hükmen kirletilmişlerdir. Malthus’un felsefesini esas alan emperyalizm ve onların işbirlikçisi beyinsizler, dünyayı ebedi, saltanatlarını layetezelzel zannediyorlar. Hâlbuki küfür devam etse de, zulmün payidar olamayacağı tarihi ve ontolojik bir hakikattir. İman edenler, kendi değerlerini korumak ve kollamakla yükümlüdürler. Bu sebat, onları zafere taşıyacaktır. Rüzgâr, insanlık ve İslâmiyet fedailerinin lehinde esmektedir. Emperyalizmin birer fantezi gördüğü İslâm ve insanlığı başımıza taç, hayatımıza amaç edinmeliyiz. Kazanan sun’î ve gayr-ı fıtrî ideolojiler değil, fıtrî ve aslî değerler olacaktır. Emperyalizm fosseptiği değil, İslâm ve insanlığın gülü-reyhanı cezbedecektir...

Yeni yıl, iman, amel ve düşüncelerimizi teraziye vurmanın vesilesi olsun. Rabbimize, nefsimize, ailemize, dinimize, memleketimize, âlem-i İslâm’a ve nihayet bütün insanlığa karşı yeni bir dinamizm ve silkinişle, sorumluluklarımızı idrak edelim. Kendi nefsimiz için istediğimizi, mü’min kardeşlerimiz için de isteyelim ki iman etmiş olalım.1 Birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olamayacağımızı ve iman etmedikçe de cennete giremeyeceğimizi bilelim.2 Zinhar, “iman” kelimesi yerine “ırk” ve “mezheb”i oturtmayalım. Fıtrî kimliklerimiz, sun’î ve ulusal olanların işgaline uğramasın. “Ey iman edenler! Neden yapmadıklarınızı söyleyip duruyorsunuz?3 ilâhî hükmünü düstur edinelim.

Unutmayalım; sahip olduğumuz değerler dünyası, evrensel barış ve esenliğinin teminatıdır. Farkımızı değerlerimizle gösterelim; değerlerimizde şiddet ve teröre yer yoktur. Meşru savunma, haricî düşmana karşıdır; dâhilde, çatışmayı değil, hukukun üstünlüğünü esas almalıyız. Medenilere galebe, ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.4 Zorla güzellik olmaz; hukukla zorbalık bir arada olmaz. Kendimize reva görmediğimiz bir uygulamayı başkalarına reva görmemeliyiz. Görmek, imana zıttır. Maruz kaldığımız felaketler kader değil, zalim rejimlerin vebalidir. Bu vebal, halklara mal edilmez; onları mesul etmez. Kardeşliği muhal görenler, ırkçı ve umutsuz kimselerdir. Irkçılık ve umutsuzluk ise, küfürdür. Herkese çalıştığının karşılığı vardır; kardeşlik devrimini gerçekleştirmek, imanımızın ve dinimizin gereğidir. Bu dine inananlar, düşmanlığın düşmanı olmak zorundalar. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.5   

Yeni yılda, yeni inkılaplara uyanmak temennisiyle; herkese hayırlı muhasebeler diliyorum...

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir 


1 (Buhari, İman, 13)
2 (Müslim, İman, 22)
3 (Saff, 2)
4 (İçtimaî reçeteler, 531)
5 (age)

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89