• BIST 2.405,98
  • Altın 978.846
  • Dolar 16.7984
  • Euro 17.5123
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 16 °C

“Bediüzzaman’ın hançeri” mi Bediüzzaman’ı hançerlemek mi? (I)

Abdullah Can

Bediüzzaman’ın Hançeri” adlı kitabı, birçok kimse gibi, ben de okudum. Ne de olsa, Bediüzzaman Said-i Nursî, ilgi alanımda olan bir şahsiyettir. Malumdur, haklı-haksız, doğru-yanlış hakkında en çok yazılıp konuşulan kişilerden biridir Nursî. Daha önce de birer “proje” olarak gördüğüm “Konjoktürel Kimlik” ve “Bediüzzaman Efsanesi” adlı çalışmaları okumuştum. Bana göre “Bediüzzaman’ın Hançeri” de aynı kategoride bir çalışma. Farklı yanlarına karşın, her üç kitabın da “ortak” yanı, “Bediüzzaman karşıtlığı”dır. Yalnız, birinin hareket noktası “komünistlik” iken, diğer ikisinin -sözüm ona- “Kürtlük”tür. Kimsenin inancına/ideolojisine diyeceğim yok, ancak “objektiflik” hepimize düşen “ortak” bir payda olmalıdır. Zira “ideolojik bağnazlık” vicdanları bağlar, aklı susturur, gözleri kör eder. Haksız da olsa “yandaşını aklamak”, haklı da olsa “karşıtını karalamak” bağnazlığın ahlakıdır. Yazık ki, “Bediüzzaman’ın Hançeri” adlı eserde da aynı ahlakı görmekteyiz. (Yeri geldikçe, ispatlayacağım.)

Kitabı okurken hayli sıkıldım; yer yer zorlandım, bazen öfkelendim, bazen soluklandım. Kimi ifadeler karşısında ise “yazıklar olsun” dedim. En çok canımı sıkan ifadeler, yazarın sık sık başvurduğu “ihtimal”, “muhtemel”, “olası”, “olabilir”, “muamma” gibi sözcüklerdir. Bir de yüzlerce çekimli formları... Sıkıntımı bıkkınlık derecesine çıkarıyordu. Bir de “eğer doğruysa”, “anlatılanlara bakılırsa”, “iddiaya göre” gibi ifadeler... Takdir edersiniz ki bu sözcükler “kesinlik” ifade etmezler; “zan”, “şüphe” ve “şahsî kanaat”e işaret ederler. Yani, yazarın kafasının “karışık”, yazdıklarından /iddialarından kendisinin de “emin” olmadığına delalet ederler. Yetmez, yığınla çelişki, zorlamalı yorumlar, insafsızca isnatlar...

Sonda söyleyeceğimi, hemen söyleyeyim; ilk iki kitap gibi, “Bediüzzaman’ın Hançeri“ de -yazarı alınmasın- “Bediüzzaman düşmanları”nın eline tutuşturulan “zehirli” bir hançerdir; Nursî’yi hançerlemek isteyenlere “lojistik” bir destektir. Her ne kadar yazar, yer yer Cilasun’a muhalefetle Nursi’yi “takdir” ve “savunma” pozisyonlarına girmişse de “saldırı” ve “imha” manevraları karşısında, bunlar çok cılızdır. Zira kitaptaki ağırlıklı tema, Bediüzzaman’ı “çürütmek” yönündedir. Bu yolda, başvurduğu iki temel argümanı ise, Nursî’nin -güya- “Ermeni kaliamı”nda gösterdiği sessizlik, bir de “Kürd davası”na karşı lakaytlığı(!)dır. Sair eleştirileri ise, bu iki argümanı güçlendirme temelindedir. Dolayısıyla, “Bediüzzaman’ın Hançeri” adı, her ne kadar bir “metafor” gibi sunulmuşsa da eserle hedeflenen, “hayatta olmayan”, “öz savunmadan yoksun” bir İslâmî/toplumsal değeri, arkadan “hançerlemek”tir. Hem de bir “hukukçu” olarak...

İlginçtir, yazar bu eserini hazırlarken, güya ki Bediüzzaman’ın “Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez” sözünü esas almıştır(!).(Bkz. s. 323) Keşki öyle olsaydı. Halbuki kitabın bazı yerlerinde “iftira”ya varacak suçlamalar yer almaktadır. (Ki sırası geldikçe bunları -sayfa numaralarını vererek- belirteceğim.) Yazar, Bediüzzaman’a -adeta- zorla diktirdiği elbiseyi giydirmekte, uymuyorsa, elbise yerine onu kesip biçmektedir. Tabii, kendi ideolojik kalıp ve şablonlarıyla... Her ne kadar, bazen Cemalettin Canlı ve Yusuf Kenan Baysülen ayarında “adil”, “objektif” ve “insaflı” olmaya çalışmışsa da daha çok Emrah Cilasun’a yanaşmaktadır. Ne de olsa o bir “araştırmacı”dır! Evet, doğrudur, yazar, Cilasun’un Nursî’ye dair kimi görüşlerini “eleştirmiş”tir, onlar için “varsayım”dır, “zayıftır” demiştir; ne var ki, söz konusu kendi tespitleri olunca, acımasızlaşmakta, Nursî’yi kendi kafasındaki “profil”e uydurmaktadır. İşte yazarın, “haksızlık yapmamak adına” ve “objektif sorumluluk” gibi iddialarına rağmen yaşadığı tenakuz...  

Yazarın Bediüzzaman’a dair başvurduğu temel kaynak, “Tarihçe-i Hayat”, Abdülkadir Badıllı’nın “Mufassal Tarihçe”si ile Cemalettin-Baysülen ikilisinin “Zaman İçinde Bediüzzaman” çalışmasıdır. Elbette Cilasun, Meryem Weld gibi başka kaynakları da var. Ne var ki bunların hiçbiri Bediüzzaman’ı “bağlayıcı” değildir; çünkü hiçbiri Nursî’nin “tashih”inden geçmemiştir; şahsidirler. En sağlıklı olanı “İçtimaî Dersler” kitabıdır ki, ondan alıntıladığı can alıcı kısımlar ise, Nursî’ye ait olmayıp sonradan “ilave” edilmiş mevkutelerdir. (Yeri geldikçe, bunları belgelendireceğim) Hatta kısmen de olsa, “Said-i Kürdî-KTC ve Şerif Paşa Polemiği” başlıklı 5 adet yazı ile “Tahrifatçılığın Sol Versiyonu” başlıklı 3 yazımda bu mevkutelerin asılsızlığını ortaya koymuşumdur. Bakılabilirdi... Ne var ki yazar bunlardan bihaber yazmıştır. Hasılı, kendi çalıp kendi oynamıştır. 

Yazar, “Bediüzzaman’ın Hançeri” nam kitabında, sol tandanslılığı  “objektiflik” ve “hakkaniyet”e tercih etmiştir. Tamamen sol ve ideolojik jargonlara başvurmuştur. Bununla birlikte, hakkını yemeyeyim, kendisi İslâmî literatüre vakıf, terminolojisinden haberdardır. Keza, İslâmiyet’e hakareti de yoktur, görmedim. Yetmez, “dindar” ve “Sünnî” bir aileden geldiği de söylenebilir. Bu itibarla, İslam’a bakışı noktasında Cilasun’a yüz çektiği açıktır. Ne var ki, “İslam Peygamberi” için mücerret “Peygamber” demesi, “saygıyı” ifade eden “hazret” ifadesini hiç kullanmaması ve yine “Sünni/Sünnilik”, “dinsel/dinsel ideoloji” gibi argümanlara başvurması gözden kaçmamaktadır. Bu tür vurgular, “ideolojik kimlik”le ilgili ipuçları veriyorsa da bu tür “kişisel” tercihleri kişilerin iradelerine bırakıyoruz, tartışmaya açmıyoruz.   

Kitabın en ilginç, en detaylı ve en dikkat çekici bölümü ise, hiç şüphesiz ki “Ermeniler”le ilgili kısmıdır. Her ne kadar ismi “Bediüzzaman’ın Hançeri” ise de bu bölüm kitabın “omurga”sı gibi duruyor. Bu haliyle yazar, bir “Ermeni Sözcüsü”, eseri ise “Ermeni savunusu” gibi bir intiba veriyor. Yukarıda da ifade etmiştim; yazarın tüm “sorgulama” ve “yargılama”ları “Bediüzzaman ve Kürdler”, “Bediüzzaman ve Ermeniler” eksenindedir. Tabii, her iki hususta da Nursî’yi “sınıfta” bırakmış; onu iki halkın da gözünden düşürmeğe çalışmıştır. Bu itibarla, bin defa da “objektifim” dese, -kitabı satır satır okuyan biri olarak- beni ikna edemez. Açıktır, Nursî’yi -adeta- “Kürd ve Ermeni düşmanı” gibi takdim etmekte, aklınca onu bu “halklar nezdinde” ve “tarih önünde” mahkûm etmektedir. Ancak gerçeğin böyle olmadığını, bu tür çarpıtma ve saptırmaların dayanaksız olduğunu -takip eden yazılarda- göstereceğiz. Hem de kaynaklarıyla...

Evet, şüphesiz ki savaş, şiddet, katliam ve jenosit lanetlik bir iştir ve karşı olunmalıdır. Yalnız “geçmiş” ve “bitmiş” hadiselerin tekrar tekrar ısıtılarak gündeme taşınması, sadece “tahrikçilik”e yarar, “intikam” duygularının uyanmasına hizmet eder. Hele de bu dillendirme “Ermeni yazarlar” üzerinden ve “tek taraflı/tarafgirane” yapılıyorsa... Peki, sormazlar mı, “Ya diğer tarafın mağduriyetleri ne olacak?” Hasılı, bu işin niyeti gibi sonucu da hayırlı değildir. Mesela Ermeniler anısına sık sık “Ermeni katliamı”, “Ermeni soykırımı”, “Progrom” gibi vurgulara başvurup Kürdler için lal kesilmek, hiç “adil” ve “objektif” bir yaklaşım olur mu? Hele de Ermenilerin Ruslarla birlikte Van, Bitlis, Muş yörelerinde Kürdlere reva gördükleri kıyımları tarihî bir gerçek iken... Bir de -Kürdlük hassasiyetine karşın- “Taşnak” ve ”Hınçak” gibi eli kanlı siyasî/silahlı örgütlerin Kürdistan’daki eylemlerine “Ermeni siyasal aktivizmi”, “Ermeni direnişi”, “öz savunma”, “misilleme” gibi meşru ve masumane kılıflar biçmek!... Ne yaman çelişki değil mi?

Her ne ise, yazara, kendisinin de “şiddet karşıtı” olduğunu hatırlatıp bu konuya neden bu kadar yüklendiğini -hem de ajitasyonel olarak- sormak isterim! Elbette, gelecek yazılarımda, Ermeni ve Kürd meseleleri üzerinden Nursî’ye yüklenmelerine de cevap vereceğim; ancak vurgulamalıyım ki bu kitabın ne “barış”a ne de “aydınlanma”ya bir katkısı yoktur, olmayacaktır da. Bazı kesimlere “gülücükler” gönderilip selam durulsa da “güller”in uzatılmadığı kesindir. Toplumsal “barış” ve “uzlaşı” adına, daha hayırlı eserlere imza atılmalı; bu uğurda vicdanın cüzdana kurban edilmemesi gerekir diye düşünüyorum.

Devam edecek...

  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89