• BIST 9548.09
  • Altın 2492.667
  • Dolar 32.5056
  • Euro 34.5489
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 4 °C

Kılıçdaroğlu Babala TV'de neler söyledi?: Demirtaş, mülteci, işsizlik, Başörtüsü...

Kılıçdaroğlu Babala TV'de neler söyledi?: Demirtaş, mülteci, işsizlik, Başörtüsü...
Cumhurbaşkanı adayı Keml Kılıçdaroğlu, Babala TV’ye katıldı. Katılımcıların sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, mültecilerin geri gönderilmesi, işsizlik, yolsuzluk, seçim güvenliği, Kavala ve Demirtaş serbest bırakılması gibi birçok soruya yanıt verdi.

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Babala TV'de Oğuzhan Uğur'un konuğu oldu. Yaklaşık yedi saat süren programda Kılıçdaroğlu, katılımcıların sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, seçim güvenliği, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması, yolsuzluk, işsizlik, ABD ziyareti gibi birçok soruya yanıt verdi. Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

‘BEN GİDİP DE BEN ADAYIM DEMEDİM’

Biz yeni bir değişime hazırlık yapmak zorundayız. Bu yeni değişimin aktörleri çok daha farklı. Yani tek bir kişiye, devleti teslim etmemek… Bir geniş bant içerisinde bir araya gelen, farklı düşüncelerdeki insanların Milli Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye nasıl yeniden inşa edildiyse Türkiye’nin yeni bir inşa sürecini başlatmak zorundayız. O nedenle ben gidip de ben adayım demedim. Onun altını özenle bir çizeyim. Ama beraber olduğumuz diğer liderler adaylık konusunda sizin olmanız gerekir diye bir düşünce ifade ettiler. Olabilir veya olmayabilir. Burada önemli olan şu; siz Türkiye’nin sorunlarını tek başınıza değil, beraber aşmak zorundasınız. Ben ilk Altılı Masa toplantısı, bizim Ahlatlıbel’de yapıldığında, yaptığım konuşma şuydu; ‘Tarihin bize yüklediği ağır bir sorumluluk var. Türkiye’de demokrasi tehlikede. Türkiye’de gençler gelecekten umutsuz vaziyette. Ekonomide çok ciddi sorunlar var. Dolayısıyla pek çok sorun toplamda büyük bir karamsarlık havası yaratıyor. Biz tek başımıza CHP olarak 400 milletvekili çıkarsak dahi ülkenin yönetiminde sorunlar her zaman olabilir diye. O nedenle beraber ve birlikte sorunları aşmak zorundayız. İşin özü bu.

‘YÜKSEL TAŞKIN, ASLA KEMALİZM’İ BİR IRKÇILIK OLARAK TANIMLAMAMIŞTIR’

Yüksel Taşkın, asla Kemalizm’i bir ırkçılık olarak tanımlamamıştır, tanımlamaz da zaten. Mümkün değil. Zaten olsa bizde yer almaz. CHP’yi kuran Gazi Mustafa Kemal. Burası CHP. Sıradan bir parti değil burası. Burası dünyanın en köklü partilerinden birisidir. Bizim partimize gelecek, partimizin yönetim kurulunda görev alacak. Ondan sonra kalkacak Kemalizm, ırkçılıktır diyecek. Bağlamından koparılarak bunlar zaman zaman yayılır. Sosyal medya söylenir. Bazı haberlerin nasıl olduğuna dair örnek vereyim. Papa, Amerika’ya gider. New York’a iner, uçaktan iner. Gazeteci sorar, ‘Efendim, genelevi ziyaret edecek misiniz?’ O da ‘Burada genelev mi var’ diye sorar. Ertesi gün gazetelerin manşeti ‘Papa, New York’a iner inmez sordu, New York’ta genelev var mı diye.’ Şimdi siz haberleri böyle yorumlamayın. Gazeteci haberi okunsun diye başlığını değiştirir. Ben buna benzer binlerce haberle karşılaştım. Dediğim gibi tek isteğim derinlemesine bakın. Açın telefonu Yüksel Taşkın’a, ‘sen bunu niye yazdın’ diye sorun. Bunların hiç birisinden Yüksel Taşkın’ın kaçınacağı yok.

Taraf Gazetesi yayın yapıyordu, Taraf Gazetesi’nde çok kişi yazı yazıyordu. Hala bugün, yazı yazan pek çok kişi sosyal medyada değişik gazetelerde görev yapıyorlar. Taraf Gazetesi, bana göre o dönem toplumu ajite eden, Erdoğan’a koşulsuz destek veren bir gazeteydi. Ama gazeteciyi farklı düşünmek lazım. Gazeteci daha özgür bir ortamda yazar. Ha dersiniz ki o gazetede yazmasaydı. Eğer bilseydi ki o gazete, FETÖ’nün yayın organıdır, belki yazmazdı. O dönem herkes FETÖ’yü el üstünde tutuyordu, biz karşı çıkıyorduk, bu yanlıştır diyorduk. Burada başka bir şeyler var diyorduk. Araştırma istiyorduk, Meclis’te kürsüye çıkıyorduk. Kürsülerde eleştiriyorduk. Dolayısıyla bütün bunların hepsini yapıyorduk. Dolayısıyla Yüksel Taşkın ile gidebilirsiniz, oturabilirsiniz, hatta arzu ederseniz ben sizi yan yana getirebilirim. Oturun, kahvesini için. Son derece kibar, naif bir arkadaşımız. Akademik kimliği olan, gerçekten bize katkıları olan, sosyal politikalara bakan, yoksullukla ilgili son derece önemli projeleri olan bir akademisyen aynı zamanda. Kendisini böyle düşünmenizi isterim.

‘TERÖRİSTLERİN CHP’Yİ VEYA MİLLET İTTİFAKI’NI DESTEKLEYİN DİYE AÇIKLAMA YAPMASI KİMİN İŞİNE YARAR’

Herhangi birisinin, Kandil’deki teröristlerin CHP’yi veya Millet İttifakı’nı destekleyin diye açıklama yapması kimin işine yarar? Hiç düşündünüz mü? Negatifini ve pozitifini beraber düşünmek lazım. Oradakileri kim konuşturuyor? En son Salih Müslim konuştu. O da destek verdi. Niye konuşuyorlar? Hangi gerekçeyle bunları kim konuşturuyor? Bunların iyi analiz edilmesi lazım.

Sırrı Sakık… Bizi destekleyecekmiş. Sırrı Sakık bize hangi desteği verecek? Nasıl bir destek verecek bize? Biz devletin derinliklerinde nelerin döndüğünü, kimlerin kimlere hizmet ettiğini, kimlerin nasıl, hangi gerekçelerle konuştuğunu gayet iyi biliriz. Çünkü bu ülkede hala, ülkesini seven, son derece dürüst, namuslu bürokratlar var. Onlar bize bilgileri getirirler. Kimin ne olduğunu ne olmadığını biz gayet iyi biliriz. O açıdan hiç endişe etmeyin.

‘MAHKEMEYE GİTTİNİZ, MAHKEME BERAAT KARARI VERDİ, OLSUN DİYORLAR’

Osman Kavala, Demirtaş… Size bir haksızlık yapıldığını düşünelim. Polis geldi, sizi aldı. Birisi kızmış size, diyelim ki bir bakan size kızdı, ‘beyler bunu alın, içeri atın.’ Aldılar, tutukladılar, savcıya talimat verdiler, hapse attılar. Mahkemeye gittiniz, mahkeme beraat kararı verdi. Ama hala iş bitmiş değil. Olsun diyorlar, ‘yine içeride tut, bir suç daha uydurun.’ Bu adalet midir? Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var ve bu karar uygulanmıyorsa, eğer Anayasa Mahkemesi kararı var ve bu karar uygulanmıyorsa ve kararlar uygulanmadı diye ben sessiz kalıyorsam, o zaman ben niye siyaset yapıyorum. Eğer Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı en alttaki mahkeme ben bu kararı uygulamayacağım diyor. Anayasa gayet açık. Her organı bağlar diyor Anayasa Mahkemesi kararı. TBMM’yi de bağlar. İptal ettiği bir yasa varsa biz Anayasa Mahkemesi’nin istediği şekilde değiştiriyoruz. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını uygulamıyorsun, Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamıyorsun, sonra dönüyorsun bana diyorsun ki bunlar niye serbest kalıyor, sen bunları niye söylüyorsun diye. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Bunu asla unutmayın.

‘KORO HALİNDE ‘VAY EFENDİM SEN FETÖ’CÜSÜN.’ YA ARKADAŞ, BEN ÇOCUĞUN HAKKINI SAVUNUYORUM’

Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını hep istedim. Anayasa 138. Yargı tarafsız ve bağımsız olmalı. Yargı, yasalara, hukuka ve hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre yargı karar vermeli. Talimatla bir hâkim karar verirse olmaz. Dolayısıyla adaletsizlik varsa bir yerde kim olursa olsun… Bana oy vermemiş kişilere de gittim. Haksızlık varsa burada bir haksızlık var dedim. Bunu düzeltin dedim. 16 Temmuz, darbe girişiminden sonra bir kadın öğretmeni tutukladılar. Olabilir. Gözaltına aldılar FETÖ’cü diye. Karakola götürdüler. Ama bu yeni doğum yapmış, çocuğun anne sütüne ihtiyacı var. Dedim ki bu çocuğun anneye gönderilmesi ve en azından belli aralıklarla bu çocuğun anneye götürülüp anne sütünü emmesi lazım. Koro halinde ‘vay efendim sen FETÖ’cüsün.’ Ya arkadaş, ben çocuğun hakkını savunuyorum. Bu çocuk yeni doğdu ve bu çocuğun anne sütüne ihtiyacı var. Ve çocuğu belli aralıklarla götürürsünüz, anne sütünü emer, çocuğu alır eve getirirsiniz. Zaten çocuğun nezarette kalacak hali yok. Kıyameti kopardım bütün suçlamaları göze alarak. 16 Temmuz diyorum, 15’in üzerinden bir gün geçtikten sonra. Şimdi ben haksızlık mı yaptım. Yani ben adaleti savundum diye kötü bir insan mı oldum. Benim hedefim ve ilkem şu; nerede bir haksızlık varsa ve haksızlık nereden gelirse gelsin kimden gelirse gelsin haksızlığa karşı hepimizin ortak tavır alması lazım.

‘MAHKEME KARAR VERDİ. KARARIN GEREĞİNİ NİYE YAPMIYORSUNUZ DİYE SORUYORUM’

Hukuk devletinde yaşıyorsak herkes benim gibi düşünmek zorunda değil, ama burada bir yanlış varsa, arkadaş burada bir yanlış var, bu yanlışı bir düzeltin dememiz lazım. Osman Kavala yargılanır… Yargılanır, hiç itirazım yok. Selahattin Demirtaş… Niye yargılanıyor diye sormuyorum. Ya arkadaş, mahkeme karar verdi. Kararın gereğini niye yapmıyorsunuz diye soruyorum. Bu mahkemeyi niye yok sayıyorsunuz diye soruyorum. Siz kararı uygulamayan hâkimi bir de terfi ettiriyorsunuz. Niçin? Siyasi otoritenin, sarayın dediğini yaptı diye.

‘CHP’Yİ YÖNETMEK, TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEKTEN DAHA ZORDUR’

CHP içerisinde bir kesim beni aday gösterdi. Dolayısıyla ben kazanamayayım, Genel Başkanlıktan ayrılayım’ diye. Böyle bir şey yok. Bunu büyük bir samimiyetle söylüyorum. Nedeni de şu, CHP bildiğiniz gibi bir parti değil. CHP’yi yönetmek, Türkiye’yi yönetmekten daha zordur. CHP’de herkes düşüncelerini çok özgürce ifade eder. Biz CHP’de sen şöyle konuş, sen şöyle konuş, sen şöyle dur diyemeyiz. Bizim MYK toplantısında kalkarlar Genel Başkan da dahil olmak üzere pek çok konuda eleştiriler yaparlar. Parti, kimliği oturmuş dünyanın en köklü en eski partilerinden birisi. Düşünceler rahatlıkla ifade edilir. Bana yönelik bir eleştiri gelirse süre de tanımam. Sonuna kadar anlatır. Bizim dünyaya bakışımız böyle. Dolayısıyla CHP’ye yönelik; kendi içinde bir komplo falan, bunlara inanmayın. Yani birileri düşünebilir ama böyle bir şey yok. Çünkü, bizden birisi kalkar, kurultay yapar gelir genel başkanlığa aday olur.

‘GENEL BAŞKANLIK AKLIMIN UCUNDAN BİLE GEÇMEZDİ’

Ben siyasete davet üzerine geldim. Parlamento’da görev yaptım. İlk geldiğimde Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nda görevliydim. Sonra Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi oldum. Sonra beni Grup Başkanvekili yap dediler. Kabul etmedim Grup Başkanvekilliğini. Zorla Grup Başkanvekili olacaksın dediler. E peki olur dedim… Genel Başkanlık aklımın ucundan bile geçmezdi. Gazeteler, televizyonlar… Sen nasıl olmazsın? Sonra parti örgütleri geldi. Sen genel başkan ol dediler. E sonra Genel Başkan olduk. Olay budur. Dediğim gibi bu parti, diğer partilere benzemez. CHP, köklü gelenekleri olan, eleştiriye saygı duyan… Böyle bir partidir. Her alanda otururuz, tartışırız.

‘DİYARBAKIR ANNELERİNİ ZİYARET ETTİM’

Diyarbakır Annelerini, öğretmenevinde ziyaret ettim. Ben sadece Diyarbakır Anneleri değil… Cumartesi Anneleri de… Anneler, annedir. Ben bunu Meclis kürsüsünde de ifade ettim. Annelerin sorunu varsa, annelerin sorunları ile ilgilenmek gerekiyor. Elbette ki hiçbir anne, evladının dağda olmasını, teröre bulaşmasını istemez. Annelerin bu duyarlılığını kabul etmemiz ve onların bu duyarlılığına tercüman olmamız gerekir.

‘DEMOKRASİDEN AYRILMAYACAĞIZ, KURAL BU’

Demokrasiyi istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Belde halkı bir belediye başkanı seçti. Bu belediye başkanı suç işleyebilir. Delilleri toplarsınız, mahkemeye verirsiniz. Yargılanır, mahkûm olur. Böyle olmazı lazım… Diyorsunuz ki, ‘Belediyeler, para veriyorlar; bu paralar Kandil’e gidiyor…’ Yakalasana, savcının önüne çıkarsana, adamı rezil etsene, belediye başkanının rezil etsene. Atarsın hapse, o zaman kimse bir şey demez. Demokrasiden ayrılmayacağız, kural bu. Demokrasi hepimiz için var. Savcı var, istihbarat örgütleri var. Yakalarsınız, gözaltına alırsınız, ifadesini alırsınız, belgelersiniz, savcı alır mahkemeye çıkarır. Bir tek Allah’ın kulu da sen niye mahkûm oldun demez. Bu kadar basit. Demokrasi; işin özü budur.

‘DAYISI OLAN ÇIKIYOR, DAYISI OLMAYAN İÇERİDE KALIYOR’

Türkiye’nin yaşadığı temel sorunlardan biri adaletsizlik. Biz bir araştırma komisyonu kurduk. Bütün cezaevlerini gezdiler. Mağdur insanlarla karşılaştılar. Örneğin; tuvalete tek başına gidemeyecek yaşlı birisi… Uzun süredir cezaevinde kalıyor… Dayısı olan çıkıyor, dayısı olmayan içeride kalıyor. İşin özü adalettedir. Adaleti sağladığınız andan itibaren; savcı görevini yapacaktır, yargıç görevini yapacaktır. Varsa bir yerde haksızlık, hukuksuzluk düzeltilmesi gerekir. Bütün mesele şu: Adaleti sağlamak zorundayız. 85 milyon insan adalete susamış vaziyette. Sadece hapishanede değil, sokakta da adaletin olması lazım. Hayatın her alanında adaletin olması lazım. Adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz şu anda. Uyuşturucu baronlarının ellerini kollarını sallayarak, hapishanelerden çıktıklarını biliyorum. Milletin soyanların nasıl gezdiklerini biliyorum. Rüşvet alan milletvekilinin Meclis’in Genel Kurulu’na; sanki hiçbir şey yapmamış gibi girdiğini biliyorum. Ama bunların düzelmesi lazım. Hâkim; hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir…

‘KADININ KILIK KIYAFETİ İLE UĞRAŞILMAZ’

Hayatlarımızın evreleri vardır. İnsanoğlu, sürekli gelişen, düşüncelerini daima geliştiren kişidir. Sabit tuttuğunuz zaman siz asla büyüyemezsiniz. Sorunları çözmek için kapasitenizi öldürmüş olursunuz… Artık helalleşmemiz lazım. Helalleşme ne demektir? Benim kusurum var, kabahat bana ait, gelin helalleşelim. Başörtüsü sorununu çözmek için ilk sözü; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayıyken, Okmeydanı’nda büyük bir mitingimiz yapılmıştı, ben bu sorunu çözeceğime dair söz vermiştim. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Başkanıydı. Kendisini aradım, dedim ki, başörtülü kızları neden üniversiteye almıyorsunuz? ‘Siz karşısınız’ dedi. Ben karşı değilim, dedim. Başörtüsü konusunda karnemizin kırık olduğunu, ben şimdi söylemiyorum, burada. Ben bunu gittiğim her yerde ifade ediyorum. Orada bir hatamız var. Kadının kılık kıyafeti ile uğraşılmaz. Kadın istediği gibi giyinir. Kadının başka sorunu varsa, çözümü siyaset kurumuna düşüyorsa; siyaset kurumu o sorunu çözebilmelidir.

‘ÇALMAYAN AMA İŞ YAPAN İNSANLARI GETİRMEMİZ LAZIM’

Kamuda, emekli olduktan sonra; bir sivil toplum örgütünün başkanlığını yaptım: Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği Başkanı. Vergi ödeyenlerin haklarını korumak gibi bir görevi, emekli olduktan sonra, gittim derneğin başkanlığı yaptım. Ülkedeki bütün yolsuzluk dosyalarını açtım. Ondan sonra bana CHP’den teklif geldi. Tamam, dedik. Dengir Mir Mehmet Fırat ile ilgili de elime bir belge geldi. Önemli bir miktar paranın kullanıldığı vardı. Bu belgeye inanmadım, güvenmedim. Beni açığa düşürebilirlerdi. Mahkeme dosyasından, o belgeyi buldum. Bunu kamuoyuyla soru sorarak paylaştım. Daha sonra büyükelçi olarak atanan AK Parti milletvekilinin aldığı rüşvet ile ilgili belgeyi açıkladım. Bu belgeyi bana bu ülkeyi seven insanlar verdiler… Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı… Geldi o da, terler içinde kaldı. Kul hakkı yiyenden birisinin hesap sorması lazım. Devleti soyuyorlar, biz seyirci kalacağız. Seyirci kaldığın zaman çok makbul bir insan. Niye seyirci kalıyoruz? Yolsuzluk bu ülkenin en büyük sorunlarından birisi. Şöyle bir gelenek var: ‘Çalıyorlar ama yapıyorlar.’ Çalmadan iş yapsın. Dükkanınız olsa, kasayı soyan adamı ertesi gün kovarsınız. Soymayan, çalmayan ama iş yapan insanları getirmemiz lazım. Bunun yolunu açan AK Parti, AK Parti’de bunlar olunca, ben bunları gündeme getirdim…

YPG SORUSU: DEVLET DİYOR Kİ TERÖR ÖRGÜTÜ, BAŞTAN TERÖR ÖRGÜTÜ DEĞİL DİYORDU

"YPG konusunu önce onu açıklayayım, Salih Müslim’i Türkiye’ye resmi olarak davet ettiler. Devletin kendi kurumu, yetkilileri bunun bir terör örgütü olmadığını açıkladı. Devlet iki şekliyle görüşür, devlette 27,5 yıl çalışmış birisi olarak bir; devlet perdenin arkasında görüşür ona bir şey demem. İki, devlet resmen görüşür. Burada resmen görüşme var sorun orada. Resmen görüşme olmasa bir sorun yok gider görüşür. Siz resmen davet eder, kırmızı halılar içinde davet ederseniz burada ağırlarsanız olmaz. İşin gerçeğini bilelim ama siz yine de eleştirinizi yapın ona saygılıyım. Şu anda terör örgütü. Çünkü devlet diyor ki terör örgütü, baştan terör örgütü değil diyordu.

‘SURİYE’DE MEŞRU HÜKÜMETLE OTURACAĞIZ, ANLAŞACAĞIZ’

(Mülteciler üzerine Kılıçdaroğlu’nun dönüş açıklamalarıyla ilgili bir film gösterildi) Burada Suriyelilerle ilgili şöyle bizim gencecik fidan gibi askerlerimiz şehit olurken onların fidan gibi beyleri bizim sokaklarımızda volta atıyor. Yaşlıyı, çocuğu, kadını kabul ederim ama Kilis Ticaret Odası Başkanı bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Böyle devam ederse 4-5 yıl sonra Kilis Ticaret ve Sanayi Odası’nın başkanı bir Suriyeli olacak. Ben Suriyelilerin kendi ülkelerinde daha rahat edeceğine inanıyorum. Evet Suriye’de meşru hükümetle oturacağız, anlaşacağız, buradan gidenlerin can ve mal güvenliği sağlayacağız. Eğer Avrupalılar Suriyelilerin haklarını korumazlarsa onların evlerini, yollarını, hastanelerini yapmak için para vermezlerse Geri Kabul Anlaşması’nı feshedeceğiz, beyler gitsinler Avrupa’ya burada ne işi var? Burası sığınmacı deposu olmayacak. Avrupalı rahat etsin diye biz bunların bütün sıkıntılarına katlanıyoruz. Düzelteceğiz, göreceksiniz.”

‘BİZ SIĞINMACI DEPOSU DEĞİLİZ’

(Mültecilerle ilgili soru üzerine) Bakın siz tabi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni anladığım kadarıyla yeteri kadar analiz edememişsiniz. Türk soyu ile ilgili zaten bizim özel bir bağımsız birimi var Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin… Dolayısıyla bu özel birim Türk Cumhuriyetleri ile ve Türk soyu olan gruplarla olan ilişkisini zaten sürdürüyor. Burada herhangi bir endişe yok, kaygı yok. Artı İçişleri Bakanlığı’na bağlı ve bu bölüm gerçekten de güzel hizmetler yapıyor. Biz herkesi göndereceğiz derken bunun belli kuralları olacak. Devlet dediğiniz gibi kurum, benim dediğim gibi hemen yakasına yapışıp gönderelim diye öyle bir kural yok. Onun alt yapısını oluşturacaksınız. Can ve mal güvenliğini sağlayacaksınız ve ondan sonra göndereceksiniz, parayı da AB’den alacaksınız ve bunları yapacaksınız. Çünkü burada asıl sorunu yaşayan AB, bize geri kabul anlaşmasını dayattılar, imzaladık. Biz şimdi bakıyoruz. İsterlerse veriyor, istemezlerse vermiyorlar. Biz sığınmacı deposu değiliz. Mülteci ayrı, sığınmacı ayrı ikisini birbirinden ayırmak lazım.

‘BELEDİYELER MALİ VE İDARİ AÇIDAN ÖZERKTİR’

(Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’yla ilgili soru üzerine) Önce şu konuda bir anlaşmamız lazım. 1930’lu yıllarda çıkan Belediye Kanunu’nda, ‘Belediyeler mali ve idari açıdan özerktir’ diye yazar 1930’larda… Bugünkü kanunda da aynısı yazar. Neden? Çünkü belediye Başkanını belde halkı seçer. Ayrı bir bütçesi var. Nasıl TBMM varsa onların da belediye meclisleri var. Ama merkezi yönetimin vesayeti asıldır, esastır. Belediyeler kendi bağımsız olarak, ‘ben bağımsız bir devletim’ diyemezler. Her belediyenin kendine ait bir de özel logosu vardır. Ankara Büyükşehir’in, İstanbul Büyükşehir’in, Antalya’nın, Diyarbakır’ın, Trabzon’un ayrıca logoları vardır. Buradaki özerklikten kastedilen ‘bunlar ayrı devlet olacak.’ Yok efendim nereden çıktı öyle ayrı bir devlet olması? Böyle bir şey yok ama bu algı sürekli yerleştirilmeye çalışılıyor.

‘ÖZERKLİK İLE BAĞIMSIZLIK AYRI’

Rahmetli Ecevit’in döneminde Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nı öngören kanun çıktı Meclis’ten. Bizim zamanımızda değil, o dönemde çıktı kanun ama Türkiye bazı maddelerine çekince koyduğu için duruyor. Elbette ki siz terörle mücadele edeceksiniz, terörün bu topraklardan silinmesini isteyeceksiniz ve ne gerekiyorsa onu yapacaksınız. Yoksa efendim, işte ‘falan belediye özerk olacak’ zaten belediye özerk ama orası bağımsız değil. Özerklik ile bağımsızlık ayrı, üniversite özerktir ama üniversite Türkiye’nin üniversitesidir. Belediyelerin de zaten özerkliği kendi yasalarında var, ben koymadım. 1930’lardan beri gelen uygulama böyle, sadece bizde değil bütün dünyada böyle aslında… Dolayısıyla yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasında bağ var. Bu bağ da aslolan merkezi yönetimdir. Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerinde vesayet hakkı var. O vesayet hakkı kalkmadığı sürece herhangi bir sorun yok. Vesayet hakkını kaldırmaya da zaten bizim niyetimiz yok.

‘TÜRKİYE GEREKLİ GÜVENLİĞİ ALDIKTAN SONRA O ASKERLERİMİZ ÇEKİLECEK’

(Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda Suriye ve Irak’ta PYD terörü bitmeden Türk askerinin çekilip çekilmeyeceği sorusu üzerine) Afyon’la ilgili evet muhafazakar bir yer biliyorum. Milliyetçi bir damarı oldukça güçlü olan bir yer onun da farkındayım. ‘Vatana ve bayrağa oy veriyorlar’ diyorsunuz evet vatan ve bayrak dediğiniz zaman akan sular bir anlamda duruyor. Suriye’de, Irak’ta asker çekilecek mi? Bakın arkadaşlar devlet ayrı bir organdır. Ben ‘çekilecek’ dediğim zaman devlet hemen gidip de bunu çekmez. Bizim kuracağımız devlette, inşa edeceğimiz devlette Milli Güvenlik Kurulu vardır. Milli Güvenlik Kurulu’na siz danışmadan, ‘askeri çekeceğiz, çekmeyeceğiz, ne diyorsunuz’ demeden, bir kişinin kalkıp da ‘askeri çekiyoruz, beyler yarın sabah şuraya gidiyoruz’. Olmaz, devlet böyle yönetilmez. Devlet kendi çıkarları üzerine, ülkenin çıkarları ve o ülkede yaşayan insanların çıkarları üzerine politika oluşturur. O çerçevede bakmak lazım. Elbette ki bizim askerler geri çekilecek ama Türkiye gerekli güvenliği aldıktan sonra o askerlerimiz çekilecek. O güvenliği almadan siz çekerseniz başka sorunlar çıkar karşınıza bunu böyle bilmenizi isterim.

BAŞÖRTÜSÜ

Başörtülü bir arkadaşımızın söylediği arada bir 10 sene var diyorsunuz, dolayısıyla helalleşme kolay mı diyorsunuz. Hayır kolay değil ben öyle bir şey söylemedim. Tam tersine zor bir şeydir ve mağdur olanın yaşadığı mağduriyeti bilmeniz lazım. Ben taktığı başörtüsü dolayısıyla evine gittiğimde çocuklar gibi ağladığını biliyorum, öğretmen kadının nasıl ağladığını biliyorum. Onun derdinin ne olduğunu da gayet iyi biliyorum. Gidip onu ziyaret ettim, onun derdini dinledim. Müfettişlere nasıl ifade verdiğini, hangi sıkıntılara girdiğini, mesleği nasıl bırakmak zorunda kaldığını, bütün bunları anlattı. Ben sadece bir örnek verdim, Ankara’daki bir örnek… Pek çok yerde bunun örneğini verebilirim.

‘BİR MAĞDURİYET VAR, BU MAĞDURİYETİN GİDERİLMESİ LAZIM’

Sadece o değil… Kuzey Irak’ta iki askerimiz yakılarak öldürüldü, yakılarak. Bunların katillerinden biri Türkiye’ye geldi ve serbest bırakıldı. Biz bir gazeteci arkadaşımızın yazması üzerine bu tekrar tutuklandı ve hapse atıldı. Bunu kim serbest bıraktı, nasıl serbest bırakıldı bu? Bilmiyoruz. İkinci askerin ailesi hala cenazesi dahi yok, Konya’da o aileye de gittim. Onları da ziyaret ettim. Diyorsunuz ki, ‘bu bir politik maske mi?’ Benim maske takmaya hele hele öyle bir ihtiyacım da yok. Sonuçta bir mağduriyet var, bu mağduriyetin giderilmesi lazım. Bu mağduriyetin aktörü de biz değiliz aslında, aktörü devletin kendisi aslında… Onlar yaptı. Bu dönemde iktidar olmadık ki bütün suç bizim üstümüzde ama bu olayın ortaya çıkması ve devletin bir kanadı bunu desteklerken biz de onu destekledik. Bizim kabahatimiz orada yoksa başka bir yerde kabahatimiz yok.

‘İBB’NİN İSTİHBARAT BİRİMİ YOK Kİ’

'HDPKK kontenjanından’. Böyle bir şey yok arkadaşlar ya. Suçlamak çok kolay. Siz bir terör örgütü mensubunu işe alabilir misiniz? Devlet buna izin verir mi? Allah aşkına. Güvenlik soruşturması yapılıyor zaten. Arkadaş ben bunu işe alacağım, ne diyorsun. Güvenlik soruşturması yapılıyor, bir şey yok. Bir şey yok deyince İBB’nin istihbarat birimi yok ki. Hiçbir kurumun istihbarat birimi yok.

‘HÜDA-PAR; TÜRK BAYRAĞI DEMEM, DİYOR. ERDOĞAN BUNU KABUL EDİYOR MU, ETMİYOR MU?’

HÜDA PAR diyor ki, ‘Anayasanın ilk dört maddesini değiştireceğim.’ Biz karşıyız. Merak ettiğim, acaba Sayın Erdoğan işbirliği yaptığına göre, aynı görüşte mi değil mi? Sayın Erdoğan, ‘Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum’ dedi. Rize’de de söyledi. Ben altı okunda milliyetçilik yazan bir Kemal Kılıçdaroğlu olarak bu ülkenin milliyetçiliğini, milletinin haklarını sonuna kadar savunurum. Çünkü, ben gerçekten de Mustafa Kemal’in milliyetçisiyim. Anayasal kurallar var. Örneğin, HÜDA PAR; Türk bayrağı demem, diyor. Erdoğan bunu kabul ediyor mu, etmiyor mu? Ben kabul etmiyorum. Bayrağımız Türk bayrağıdır, gurur duyarım. Aynı şekilde SADAT denilen bir kuruluş var. SADAT denilen kuruluş diyor ki ‘Ben Türkçe’yi kaldıracağım.’ Bu SADAT’ın başkanı Cumhurbaşkanı’nın danışmanı. Benim SADAT’A gidişimin temel nedeni oydu. Sen kim oluyorsun da Türkiye Cumhuriyeti Devletini kaldıracaksın, bayrağını kaldıracaksın, dilini değiştireceksin, Erdoğan’ın yanında olacaksın. Ben buna izin vermem, dedim. Milliyetçi olmak, ırkçı olmak değil. Herkesin kimliğine saygı duyarım. Bayrağına ve vatanına saygı duyan herkesin benim başımın üzerinde yeri var. Bayrağa ve vatana saygı duymuyorsa, ben ona mesafe koyarım…

‘KAPATACAK OLAN BEN DEĞİLİM, YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’

‘HÜDA PAR kuruldu hemen kapatalım.’ Hayır arkadaşlar o da bir parti. Kapatacak olan ben değilim. Kapatacak olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı… Hukuk çalışırsa hiçbir sorunumuz olmaz. Düşmanlık etmenin bir alemi yok. Bakın siz HPD, HDP dediniz; PKK ile birleştirdiniz. Kardeşim HDP dediğiniz parti, TBMM’yi bir hafta yönetiyor. TBMM’de görüşme olurken sayın Bahçeli de el kaldırır; ondan izin istemeden çıkıp konuşamaz. Ben de konuşamam. Şimdi biz TBMM’yi PKK yönetiyor diyebilir miyiz ya? Devleti bu kadar küçük, itibarsız hale getirebilir miyiz? Bu devlet, bizim devletimiz. Bir dili kullanırken dikkatli olmalıyız. Partiye saygı duyarız ama partiyi denetleyecek olan ben değilim. Partiyi iktidar yapacak olan halktır. Halka güveneceğiz. Halk bizi uzun süredir iktidar yapmıyor. Şimdi biz kalkıp halkı aşağılayacak mıyız? Halkın görüşü odur saygı duyarız. Bir kan davası haline dönüştürüp emperyal güçlerin ekmeğine yağ sürmemeliyiz.

‘SERBEST BIRAKACAK OLAN YARGIDIR’

Hata denen kavram insana özgüdür. Az önce başörtüsüyle ilgili eleştiri yaptı. Ne dedim? Hatalıydık dedim. Neden? Yanlış yaptıysanız kabul edeceksiniz. Hatadan dönmek, bir erdemdir. ‘Efendim Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakacak…’ Arkadaşlar ben istesem de zaten serbest kalmaz. Serbest bırakacak olan yargıdır. Osman Kavala’yı serbest bırakacak olan yargıdır. Ben niçin yargılandılar diye itiraz etmedim. İtirazım, niçin mahkeme kararları uygulanmıyor? Sizde de mahkeme kararı uygulanmazsa, hiç tanımasam da sizi de savunacağım. Kutuplaşmanın ötesine çıkmamız lazım. Herkesi kucaklamamız lazım. Birisi yanlış düşünebilir olabilir. Ben de hata yapabilirim. Niye olmasın? Hata, insana özgü bir kavramdır.

‘KANDİL’İN ANAHTARI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DA’

‘HDP, PKK’nın siyasi kolu mudur?’ Ben bunu bilmem ki. Bu ülkenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı var, bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı var. Bir parti, bir terör örgütüyle yan yanaysa kapatılması lazım. E kapatılmıyorsa bunun kabahati bende mi? Kimde kabahati? İktidar kim? Kandil’in anahtarı Recep Tayyip Erdoğan’da. Apo’yla konuşuyorlar. Ben bunu bilmiyor muyum? AK Parti Milletvekili Adayı Ensarioğlu… O söylüyor zaten. Ama suçlanan kim, biziz. Yapmadık bir şey. Trabzon Meydanı’nda da Türkiye’nin diğer bütün meydanlarında da Selahattin Demirtaş hakkındaki yargı kararlarının uygulanması gerektiğini söylerim, hiç meraklanmayın.

‘MUHARREM İNCE’YE YÖNELİK YAPILAN KUMPASI İLK ELEŞTİREN KİŞİLERDEN BİRİSİ BENİM’

Memleket Partisi Genel Başkanı, eski dostum, arkadaşım ona da bazı teklifler yaptım ama bunlar kabul edilmedi. Ayrıntıları benim açıklama hakkım yok. Ama sayın Genel Başkanla görüşürseniz size hangi olanakları sağladığımı anlatsın veya özel yan yana geldiğimizde ben size anlatayım… Genel Başkan’a yönelik yapılan kumpası ilk eleştiren kişilerden birisi benim. Hiçbir zaman sessiz kalmadım. Sessiz kalmaya niyetim de yok zaten. Kim olursa olsun böyle bir haksızlıkla karşı karşıya kaldığında benim görevim, o haksızlığın üzerine yürümektir. (Artı Gerçek)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89