• BIST 118.485
  • Altın 393,861
  • Dolar 6,8533
  • Euro 7,7488
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 12 °C

Demirtaş: Kürtler hep savaşacak diye bir şey yok

Demirtaş: Kürtler hep savaşacak diye bir şey yok
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, son güncel gelişmelere ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, hükümetin müzakere sürecine geçmeye hazır olduğunu bildirdiğini ve müzakere masasında HDP, devlet heyeti ve gözlemci heyetinin bulunması gerektiğini söyledi. Dersim tartışmalarında da hükümeti samimi olmaya çağıran Demirtaş, Başbakan'ın Dersim Ziyareti içinde, Yahudi anıtı önünde diz çöküp özür dileyen Alman Başbakanı'nı hatırlatarak, "Gidip Seyit Rıza'nın anıtının önünde diz çöküp dua etsin, özür dilesin" diye konuştu. 

Son dönemlerde hükümetin Kobanê direnişi nedeniyle hedefe oturttuğu HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gelişmelere ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı. 

* Süreçte hangi aşamadayız, geldiğimiz aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Neredeyse bir yıldır müzakerelerin başlaması için karşılıklı yoğun gerilimlerin yaşandığı bir dönemden geçtik. Sadece müzakerelerin başlaması için bu gerilimler yaşandı. Çünkü süreç başladığında bir diyalog aşaması olarak bir birini tanıma, güven oluşturma ve müzakere zemini yaratalım denilmişti. Müzakere yasasının çıkarılmasıyla bu dönem bitti denilmişti. Hükümet aylardır müzakere ile ilgili adım atmıyordu. Yani İmralı adasında heyetlerin oluşması, izleme heyetinin oluşması ve müzakere formatında tartışmaların başlaması; karşılıklı madde madde konuların görüşülüp karara bağlanması gerekiyordu. Bu konuda hükümet adım atmıyordu. Şimdi geldiğimiz aşamada artık hükümet bu konularda adım atacağını belirtiyor. İmralı adasında müzakere formatında tartışmaya başlayacağını buna açık olduğunu belirtiyor. Birkaç gündür İmralı'da Sayın Öcalan'la İmralı'da devlet heyetinin görüşmeler yaptığını olumlu bir noktaya doğru gelindiğini belirtiyorlar. Tabii bütün bunları. HDP heyeti İmralı adasına gitmeden öğrenmemiz mümkün değil. Sayın Öcalan’ın bu konudaki görüşlerini duyduktan sonra kamuoyuna açıklama yapılabilir. Müzakere başlarsa bu olumlu bir adımdır, olumlu bir gelişmedir. Ancak müzakerenin başlaması da her şeyin bittiği sonuçlandığı anlamına gelmiyor. Müzakereler başarılı olacak mı? sonuç alacak mı? Bunların hepsi bir mücadele süreci ve önümüzdeki süreçte yaşanacak. 

* Ne fark olacak müzakere ile şimdi yürütülen diyalog süreci arasında?

Şuanda devlet heyeti Sayın Öcalan ile baş başa görüşme yapıyor ve bu görüşmelerin hiç biri resmi kayıt altına alınmıyor. Müzakere başladığında masada devlet heyeti olacak bizim genişletilmiş heyetimiz olacak. Bir de gözlemci 3. çevre dediğimiz kesimler olacak. Dolayısıyla tartışma çok sayıda şahidin huzurunda gerçekleşecek ve o görüşmeler tutanak altına alınacak ve taraflar imzalayacak bu tutanakları. Anlaşılan, uzlaşma sağlanan konular, uzlaşılamayan konular, bunların hepsi tutanak altına alınacak. Daha şeffaf daha açık ve daha bağlayıcı bir görüşme trafiği olacak. Farkı budur. 

* Müzakerelerin başladığını illa PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın mı açıklaması gerekiyor? Hükümet müzakerelerin başlatılacağını söylemiş… 

Tabii. Hükümet müzakerelerin başladığını söylemiyor, sadece buna açık olduğunu belirtiyor. Öcalan ‘müzakereler başladı’ derse, bu aşamaya geçilmiş olur. 

* Hükümet sürecin yerli bir süreç olduğunu ve kesinlikle yabancı heyetlerin dahil olmasını istemediklerini belirtti. Sizin de açıklamalarınız oldu, 'illa dışarıdan olması gerekmiyor' diye. Nedir bu izleme kurulu ya da 3. göz meselesi?

Aslında bu heyet talebi ta sürecin başında Sayın Öcalan'ın Newroz deklarasyonu sonrasında ortaya konulmuş bir taleptir. Yeni değil. Hatırlarsanız Gerilla'nın çekilme sürecinde bir izleme heyetinin oluşturulmasının faydalarını Sayın Öcalan belirtiyordu. Hükümet bunu oluşturmadı. İzleme kurulu heyeti olursa, taraflar ateşkes ihlaline girerse süreci zorlayacak tavırlarına girerse, hangi taraf olursa olsun izleme kurulu bunları uyaracaktı. Kamuoyunu bu konuda bilgilendirecekti. Oluşmadı ama. Şimdi bu izleme kurulunun bir benzeri müzakere masasında 3. göz olarak izleme kurulu olarak görev yapmalı ki, tarafların bir biriyle uzlaşamadığı konularda yardımcı olabilsin. Tarafların dışarıda talepleri sürece aykırı olursa onları uyarsın. Kim ateşkes ihlal ediyor, süreci zorluyor bunları tespit edip kamuoyunu doğru bilgilendirsin. Bir de görüşme trafiğine tanıklık edecek bunlar… 

* Müzakere masasında mı olacak bu kurul? 

Tabii ki, bu tartışmalar yürütülürken, bizatihi tanık olması lazım. Sayın Öcalan devlet heyetiyle İmralı'da görüşürken onlara tanıklık edecek ve mümkünse oluşacak mutabakat metnine bunlar da imza atacak. ‘Evet bunlar tartışıldı bu konularda uzlaşıldı buna şahidim’ diyen bir gruba ihtiyaç var. Ve bu grubun AKP yanlısı, AKP'ye angaje olmuş siyasi politik kimliği ile tanınan insanlardan oluşmaması lazım. HDP'ye de angaje olmuş isimlerden oluşmaması lazım. Toplumun kamusal vicdanını temsil eden, tarafsız değil, barıştan özgürlükten yana taraf olduğu bilinen insanlardan oluşması lazım ki, süreç ilerlerken bu heyete güven oluşsun. Yoksa Akil İnsanlar gibi AKP'nin belirlediği bir heyet olursa o sıkıntı yaratır. 

* Önerileriniz var mı? Hükümetle paylaştınız mı? 

Elbette. Sayın Öcalan önerileri vardı bizim önerilerimiz oldu. Bunlar hükümetle paylaşıldı. 

* İsim düzeyinde var mı öneriniz? 

Tabii ki var. İsim düzeyinde de önerilerimiz var. Ama dediğim gibi bunlar açıklandıktan, netleştikten sonra açıklamamız daha doğru olur. 

* Süreç koptu kopacak noktasından görüşmelerin yeniden görüşmelerin başladığı yeni bir aşamaya geldi. Bu gelişmelere de 6-8 Ekim olayları gerekçe gösterildi. Hükümetin bile isteye bir kriz yarattığını düşünenler var. Siz ne görüyorsunuz? 

Aslında hükümet sürecin bitmesinin maliyetinin yüksek olacağını biliyor. Kolay kolay ‘süreç bitti, bitirdim süreci’ diyemez. Daha çok süreci havada tutup, zamana yayıp, çürütüp oyalayıp kendi istediği noktaya getirmek istiyor. Süreci başlatan Sayın Öcalan bu yönüyle hükümeti zaten tanıyor. Buna rağmen başlattı süreci. ‘Evet süreç devam ediyor ya da devam etmeli’ şeklindeki açıklamalar bu günlerde neredeyse, bu açıklamayı yapana büyük bir eleştiri olarak dönüyor. Çünkü tabanımız kitlemiz sürece olan inancını yitirdi. Bu tarafta da süreç karşıtları bir anlamda süreç bitsin diye uğraşırken, biz sürecin devam etmesi yönünde hamleler yaptıkça hem kendi tabanımızda hem de süreç karşıtlarından eleştiri almaya başladık. Bizim buradaki çabamız derdimiz, Sayın Öcalan bu görüşmeleri sürdürmek istediği müddetçe ona yardımcı olmaktır. Sayın Öcalan bu sürecin baş müzakerecisidir, bu hareketin önderliğidir. Kendisi barışı gerçekleştirmek istiyor. Dolayısıyla ‘süreç bitti sürecin anlamı kalmadı süreci yürütmeyelim buna ne gerek var?’ şeklindeki açıklamalar hükümeti değil Sayın Öcalan'ı zorlar. Bizim, Kürt hareketinin bütün bileşenleri negatif dil meselesine dikkat etmesi gerekiyor. Sayın Öcalan'ı güçlendiren şey sürekli süreci anlamsızlaştıran açıklamalar değil. Eleştirilmesi gereken şey hükümetin pratik somut adım atmıyor olmasıdır. Ama ‘sürekli süreç anlamını yitirdi, bitti, anlamsız, niye yapıyoruz, niye hala hükümetle temastayız’ açıklamaları hükümette bir basınç yaratmıyor. 

* Zaten bu anlamda sürece yönelik toplumun desteği var. Kürt tarafı da bildiğim kadarıyla süreci stratejik olarak görüyor. Buna rağmen siz sürece yönelik bir rahatsızlık mı his ediyorsunuz?

Halkın genelinde değil, bizim örgütlü yapılarda bazen çok ağır eleştiriler yapılıyor. Bu bazen bizim heyetimize de ağır eleştiriler olarak yansıyor örgütlü yapılarımızdan. Bunlar yazılıyor çiziliyor, doğrusu bunlar bizi zorluyor. Siyasetçiler olarak bizim görevimiz süreci bitirmek değildir, süreç tek bir pamuk ipliği ile bile bağlı olsa bağlantıyı korumaktır bizim işimiz. Bizim işimiz barışı kurabilmek, çözüm kanallarını açabilmektir. Bunu yaparken eleştiri alıyorsak bunu saygı ile karşılıyoruz, fakat bu konuda haksızlık yapıldığını düşünüyoruz. 

* Bu barış ısrarına rağmen partinizin 6-8 Ekim direnişi nedeniyle hedef haline getirilmesini neye bağlıyorsunuz. Bundan ne murat edildi? 

Elbette ki 6-8 Ekim direnişi kesinlikle meşruiyete dayalı haklı bir direniştir. Bu konuda hiçbir zaman tereddüt olmadı. Halk sürece müdahale etmiştir. Halkı sokağa direnişe iten şey tek başına bizim çağrımız da değildir. Halk zaten psikolojik olarak bu meşruiyeti hissetti ve zaten sokağa çıkmıştı. HDP'nin çağrısı bunu belki desteklemiştir. Burada sorun provokasyonların önlenememiş olmasıdır. Bu da HDP'nin değil, AKP'nin sorumluluğundadır. Bu provokasyonları önleyebilirlerdi. Kaldı ki bir çok yurtseveri bizzat devlet güçleri katletmiştir. Bunların üstü örtülmek istendiği için HDP, HDP şahsında ben hedef haline getirildim. Partimiz özellikle seçimlerden önce güç kaybetsin diye, bu ölümlerin, yakıp yıkmaların faturası partimize çıkarılsın ve tabii bizim Türkiye'nin her tarafında aldığımız destek kesilsin diye çaba içine girdiler. Hükümetin Kobanê'ye yönelik politikası çökünce bunun siyasi maliyetini paylaşmak istediler. Ben de, partililerimiz de bütün bu psikolojik saldırılardan etkilenmiş falan değiliz. Bizim bu dönemde canımızı sıkan şey, bu toplu saldırıya karşı kurumlarımızın, arkadaşlarımızın, Kürt Özgürlük Hareketi bileşenlerinin derli toplu bütünlüklü cevap vermemiş olmasıdır. Bizi üzen budur, yoksa bu psikolojik saldırılardan zerre kadar etkilenmediğimizi herkesin bilmesi lazım. Asıl bizi eleştiren dostlarımızın biraz öz eleştirisel yaklaşmasında fayda görüyoruz. Çünkü HDP'ye ve şahsımıza bu kadar kapsamlı saldırı yapılırken, bir çok kurumuzdan tek bir açıklama dahi yapılmamıştır. Asıl saldırıyı büyüten, bu kadar yaygın hale getiren, cesaretlendiren kurumlarımızdaki sessizliktir. Yoksa hükümet kendi işini yapmıştır. Biz devletin psikolojik saldırısına yenilecek kişiler değiliz. 

* Partinizin güçsüz düşürülmesinden nasıl bir fayda umuluyor? 

HDP ilk defa kitle partisi olma kararını aldı ve cumhurbaşkanlığında adaylığını göstererek damgasını vurdu. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında da her yerde il ilçe kongrelerini başlattı. Kongreler HDP'nin kitleselleşeceği aşamalardır. Dolayısıyla oralarda farklı kesimlerin, HDP'ye olan ilgisini azaltmak ve HDP'yi kriminal hale getirmek için özel çaba sarf ettiler. HDP'yi korkulacak korkulması gereken, devletin hedefinde olan bir parti gibi göstermek istediler. Bu psikolojik saldırıları bilen biliyor, fakat bizim dışımızdaki, bizi yeterince tanımayan çevreler bu psikolojik saldırılardan etkilenirler. Fakat biz yine de kitlelere ulaşıyoruz, ulaşmaya çalışıyoruz. Herkesi bu kongre döneminde partimizde görev almaya, il ilçe örgütlerinde görev almaya davet ediyoruz. Bu parti bütün ezilenlerin ortak partisidir. Bu partinin ana sorunu Kürt sorunu değil, Kürt sorunu da dahil bütün ezilenlerin sorunları bu partinin politikalarının merkezindedir. Dolayısıyla partiyi büyütmek demek, kendi sorunlarımızı çözmek için fırsat yaratmak demektir. Bu Aleviler, kadınlar, Ermeniler, işçiler, Türkler ve demokrat Müslümanlar için de böyledir. Dolayısıyla bu kesimlere ulaşmak için kongre sürecinde yoğun çalışma yürüteceğiz. Onlar da bizi engellemeye çalışacaklar. Herkes işini yaparsa biz partiyi devletin kirli propagandasından kurtararak 2015 seçimlerine ciddi hazırlayabiliriz. 

* Şunu anlamaya çalışıyorum, çözüm sürecinin yürütüldüğü, hatta silahsızlanma tartışmalarının başlatıldığı bir dönemde legal siyaseti güçsüz düşürmek nasıl bir siyasetin ürünü. Bu durum aynı zamanda başka türlü gelişmelere yol açmaz mı? 

Biz AKP'yi eleştiriyoruz, hatalarını yanlışlarını sürekli teşhir ediyoruz. Bunu meşru görüyoruz. Muhatabımız da kendince yaptıklarını meşru görüyor. Bizi sıkıştırmak için elinden geleni yapıyor. Farkımız; bizim eleştirilerimiz haklıdır, meşrudur; AKP ise, bunu kirli propaganda, tabansız, kolektif eleştiriler şeklinde yapıyor. Fakat dediğiniz doğru, AKP demokratik siyaseti zayıflatarak aslında silahsızlanmanın önünü kapatmış oluyor. Kendileri bunun farkına vardıkça dikkat edin yeniden HDP ile temas kurmaya çalışıyorlar. Çünkü ‘silah bırak’ söylemi ile HDP'ye saldırma aynı anda olmaz. Birine 'silah bırak', diğerine 'siyaset yapma' diyemezsin. Bu yüzden gel-git yaşıyor. Bir ay HDP'ye saldırıyor, bir ay sonra durumun kritik olduğunu görüyor HDP ve Sayın Öcalan üzerinden görüşme trafiği başlatıyor. Biz AKP'nin bu çelişkili tutumunun farkındayız. Fakat demokratik siyasete tek ihtiyacı olan AKP değil. Biz Kürtler ve bütün ezilenler de kendi içimizde demokrasiye eninde sonunda ciddi şekilde ihtiyaç duyuyoruz. Kürtler hep savaşacak diye bir şey yok. Bu barış bir gün mutlaka olacak ve bizim demokratik siyasetimizin güçlü olması lazım. AKP'den demokratik kanallarını güçlendirmesini tek başına bekleyemeyiz. Kendi içimizdeki demokratik sorunları görmezden gelerek, demokratik siyaseti güçlendiremeyiz. Temel sorunlarımızdan biri budur. Siyasetin demokratikleşmesi bizim iç işimizdir ve orada sıkıntılar olduğunu düşünüyoruz. 

* Mesela? 

Özellikle partileşme süreçlerinde halen yeterince siyasi partinin yerelde özellikle kendi ayakları üzerinde durabileceği mekanizmaları yaratmıyoruz. Karar alma süreçleri, kongre süreçleri partinin alana hakim olma konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Yerellerde iç içe geçmişlik var. Bazı yapılarımız STK'lar, demokratik siyasetle iç içe çalışma yürütüyorlar. Bu bazı yerlerde doğal karşılanabilir, ama karar alma süreçleri yönetme süreçlerinde de doğru kolektif bir süreç yaşanmaz ise, bu siyaset üzerine 'yetki aşımı' yaratıyor. Bundan bu halk ve siyasetimiz zarar görüyor. Bunun cesurca tartışılması lazım. Doğru formüllerle doğru çözümler üretmemiz lazım. Bu yönlü eleştiriler geçiştirilecek şeyler değil. Biz kendi içimizde psikolojik savaşa çok da alet olmadan bu tartışmaları yürütemezsek, ne ekonomik sorunları, ne sosyal sorunları, ne çevre sorunlarını çözemeyiz. Şuanda bütün kurumlarımız kaba anlamda siyaset yapıyor. Oysa bu partinin işidir. İstihdamı, ekonomik sorunları çözmesi gereken kurumlarımız var, bakıyorsun sadece siyaset yapıyor. İşte göç sorunu, yerinden edilmiş insanların sorunlarını çözmesi gereken kurumlar var, bakıyorsunuz siyaset yapıyor. Belediyelerimiz, yerel hizmetler ve demokratik yönetimin geliştirilmesi işiyle uğraşması gerekirken, bakıyorsunuz siyaset yapıyor. Herkesin kaba anlamda siyasetçi olduğu, siyaset yaptığı yerde karmaşa yaşanıyor. Oysa görev ve rol dağılımları iyi yapılsa, herkes kendi işini doğru yapsa, daha etkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Bizim ekonomik model, işsizliğe çare bulma, demokratik bir model üretme konusunda çok iyi bir yerde olmadığımızı görmemiz lazım. Kapitalizme alternatif modeller tartışıyoruz, fakat tek bir uygulaması, örneği yoktur. Kaba saba bazı uygulamalar var, esnafı, çiftçiyi, emekçiyi, çoğu yerde rahatsız, huzursuz eden bazı uygulamalar var, bunlara kimse ekonomik model diyemez. Bunlar bu hareketin önderliğinin önerileri değildir. Bunların hep eleştirilmesi lazım. Halktan gelen eleştirilerin dikkate alınması lazım. Demokratik kooperatifçilik tek bir yerde hayata geçirilmedi. Bu partinin işi değil, ama eleştirilerin tamamı partiyedir. Parti toplumun bütün alanlarına dair söz ve karar sahibi olursa yanlış olur bu, bunun adı demokrasi olmaz, tek parti sistemi olur. Bunu yapması gerekenler, bu işi yapmak yerine kaba siyaset yapıyorlar. 

* Demokratik siyasetin gelişmemesi için bir engel olduğunu mu düşünüyorsunuz? 

Ciddi bir ideolojik bilinç sorunu var. Sayın Öcalan ısrarla vurguluyordu ya siyaset akademilerinde bu konular tartışılacak. Bunun kadrosu yetişecek, halk eğitimi yapılacak. Bunlar ideolojik donanımla hayata geçirilecek. Bir çok yerde özerklik adı altında, demokratik ekonomi inşası adı altında kaba saba uygulamalar yapılıyor. Bu da halkı ürkütüyor. Siz alternatif kooperatifçilik komün modelini oluşturursunuz, bu ne yasaya ne anayasaya aykırıdır. Modelinizi başarılı bir şekilde hayata geçirirsiniz, bir köyde bir kasabada proto tip olarak örnek olarak hayata geçirirsiniz. Bunu yaparken bu modelin sürdürülebilir olduğunu gösterirsiniz. Bu yıllardır tartışılmasına rağmen tek bir adım atılmıyor. Bunu da döndürüp dolaştırıp parti üzerinde eleştiriye dönüştürmek haksızlıktır. Bu toplumsal, sosyal alanın işidir. Bunu yapması gereken çok sayıda kurum ve kadro var. Onların hepsi kaba anlamda siyasetle meşgulken diğer işler yarım kalıyor. Bu tür engeller var, bilinçli bir dirençten çok yetmezlikler, kadromuzun yetmezliği, bu konuda eğitimin, ideolojik donanımın yetersizliğinden dolayı sıkıntılar yaşanıyor. Bir de özellikle belirtmek istediğim bir konu var. Bazı yerlerde bizi eleştiren ve ya bizimle uyumlu olmayan basın emekçilerine dönük müdahaleler oluyor. Bunları eleştirdiğimizi açıkça belirtmek istiyoruz. Bu Rudaw olur, Hürriyet olur hiç fark etmez basın emekçisi sahada çalışan emekçidir. Sahada çalışan basın emekçileri kim olursa olsun etnik kimliği ne olursa olsun saldırı olmasını tasvip etmiyoruz.

* Süreç kaldığı yerden devam edecek denildi. Ama daha ileri bir aşmada başlaması gerektiğine yönelik talepler var. Acilen hükümetin ne yapması gerekiyor?

Müzakere dışında acil olarak atılması gereken bir adım yok. Bir hafta on gün içerisinde heyetler gidecek Sayın Öcalan ile masaya oturup, tek tek konuları müzakere etmeye başlayacaklar. Sosyal, ekonomik, eğitim, kadın, çevre politikaları gibi 9 başlıkta tek tek müzakere edilecek. Bunlar, Kürt sorununun, kadın sorununun, Alevi sorununun, Türkiye demokrasi sorununun temel başlıklarıdır. Her başlık masada müzakere edilecek ve orada uzlaşma sağlandığında o başlık için hangi yasal düzenleme, hangi pratik düzenleme yapılacağı kararlaştırılacak, işin esası orada görüşülecek. Bundan daha acil bir şey yok.  Bu başarılırsa, müzakerede ortak bir yol haritasına, ortak bir mutabakata varılırsa ondan sonrası bunu pratikleştirme sürecidir. O zaman KCK-PKK'nin, atması gereken adımlar olacak, hükümet kanadına atması gereken adımlar atılacak. Eş zamanlı olarak bu adımlar atılırsa Kürt sorununun çözümünde artık sona gelinmiş olacak. Acil olan müzakerenin başlamasıdır. Başladığında sorun çözme konusunda hükümetin iradesi, niyeti netleşmiş olacak. Yani hükümet Kürdün hangi hakkını tanıyor, hangisine karşı çıkıyor bunları ancak müzakere masasında anlayabilirsiniz. 

* Seçimlerden önce hükümet gerekçeler yaratıyor ve adım atmak istemiyor… 

Sayın Öcalan seri adımlar ve hızlı adımlar konusunda ısrarcı. Başbakanla da görüştüğümüzde kendisi de seçimden önce bütün başlıkları pratikleştirip bitirmek istediklerini belirttiler. Bunun olup olmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. 

* Yalçın Akdoğan'ın eylemsizliğin sürecin temeli olduğunu belirtti ve eylemsizlik tanımı da sadece silahlı eylemlerle sınırlamadığını söyledi… 

Sayın Öcalan buna kapalı değil ki. ‘Müzakere edelim’ diyor. Bu da başlıklardan biridir. Eş zamanlı sekronize adımlar diyor. Sayın Öcalan bunu karşılıklı adımlar olarak tanımlamıyor. Olacaksa bir mutlak eylemsizlik, hükümet eş zamalı adımlar atsın ki bu gerçekleşsin. Bu karşılıklı şartlarla yürüyecek bir süreç değil artık. 

* Bu mutlak eylemsizlik mi? 

PKK'nin askeri faaliyetlerini durdurması, sadece karakol ya da silahlı eylemlerin ötesine gerillasıyla yürüttüğü bütün askeri faaliyetlerin durdurulmasını kastediyor zannediyorsam. Fakat Sayın Öcalan, durup dururken bu çağrıyı yapmayacağını söylüyor. ‘Eş zamanlı adımlarla bunları yürütmeye hazırım’ diyor Sayın Öcalan. 

* Sorun çözülmeden bütün meseleler hal edilmiş gibi hükümet silahsızlanmayı tartışmaya açtı. Neden sürecin son aşamasına atladılar? 

Hükümet belki kendi kamuoyunda psikolojik bir zemin yaratmak için bu başlığı öne çıkarıyor. Çünkü hükümetin elde etmek istediği asıl sonuç budur. Kürtlerin asıl elde etmek istediği sonuç demokrasi ve özgürlüktür. Hükümet de silahsızlanmış bir PKK istiyor. Hükümeti destekleyen kanat da daha çok oraya odaklanmış durumda. Dolayısıyla bizim yaptığımız açıklamalarda, ‘Aslında sorun çözülürse sorunun sonuçlarından biri de PKK'nin silahsızlanmasıdır’ demiştik. Sayın Öcalan da, Mart-Nisana kadar bir kongreyle bu çağrıyı yapmaya hazır olduğunu belirtiyordu. Ama bu müzakere olmadan, sorun çözülmeden yapılacak bir çağrı değil. Bunu sanki hiç bir şey olmadan Sayın Öcalan silahsızlanma çağrısı yapacak gibi yansıtmak istediler. Herkes bilir ki, müzakere siyasi boyutları ile netleşmeden, adım atılmadan hiç bir silahlı örgüt silah bırakmamıştır. PKK de herhalde durup dururken ‘ben pişman oldum silahları bırakacağım’ diyecek değil. 

* Kobanê üzerinden Kürtlerle ABD'nin yakınlaşması tartışılıyor. "Sizin emperyalistlerle ne işiniz var" diyen ABD'nin müttefikleri var. Bu konuya ilişkin yaklaşımınız nedir? 

Uluslararası güçler ile PYD'nin ilişkisi son derece meşrudur, ahlakidir. Zulüm altında olan bir halk, karşısında barbar bir örgüt büyük bir ambargo yaşamış bir halk, meşru savunması için destek almak adına her kesle görüşme hakkına sahiptir. Kimse bunu eleştiremez. Bunun eleştirilmesi saçmalıktır. Bu eleştirileri ciddiye bile almamak lazım, hele hele eleştirenler bizatihi bu ilişkiyi yıllardır sürdürenlerse hiç ciddiye almamak lazım. Herkesin dünyada ittifak geliştirme hakları oluyor da Kürtlerin niye olmasın? Kürtler devletsiz bir halk olarak niye ittifak geliştirmek, taktik ilişki kurmak, uluslararası ilişkileri kendi lehine kullanmak, diplomasi yapmak hakkına sahip olmasınlar ki? Bu Kürtleri köle olarak gören egemen zihniyetin dilin eleştirisidir. Kürtler zaten yüzyıldır işgal altında; bırakın da kimle ilişkiye geçecekse kendileri karar versin. Herkes buna saygı duysun. Ama haklı olan, dikkate alınması gereken uyarılar da var. ABD çıkarsız hesapsız kendi yararına olmayan hiç bir işe girmez. Burada ideolojik, sağlam duruş gerekiyor. İlişkiye girdiğiniz ülkenin tümüyle etkisi altına girmemek için sağlam bir ideolojik duruş gerekiyor. Bir yandan Amerika ile, uluslararası güçlerle taktik ilişki geliştirirken, bir yandan bölge halklarıyla sağlam ittifak ilişkilerini sürdürmek zorunda. Halklarla, ezilenlerle bağlarınızı kesmemeniz lazım. Bu Rojava ve PYD için de geçerlidir. Bu yönlü uyarılar haklıdır, buna dikkat etmek lazım. Rojava devrimi emperyalizme teslim etmek için yapılmış bir devrim değil. Rojava devrimi emekçiden ezilenden yanadır, umuttur, ışıktır. Ezilen halklarla, kim varsa mutlaka doğru bir ittifak ilişkisini stratejik olarak sürdürmesi lazım ki, emperyal saldırılara karşı taktik ilişki ve mücadele geliştirsin. 

* Kürtler bu yıl Newroz'u Kobanê'de kutlayabilecek mi? 

İnşallah. Bu direniş sonuç veriyor, IŞİD geriliyor. Fakat Kürdistan'ın her yerinde 21 Mart 2015'de Özgürce bir Newroz kutlamayı herkes hayal eder ve bunun için her kesin bulunduğu yerde mücadele etmesi lazım. Sadece Kobanê'de YPG'nin direnişi ile olmaz bu iş her yerde Kobanê'nin sahiplenilmesinin devam etmesi lazım.

* Dersim meselesini AKP yeniden gündeme getirdi ve CHP ile AKP arasında kim yaptı tartışmasına neden oldu? Bu tartışmasının başlamasını neye bağlıyorsunuz? 

Hükümet Dersim meselesini siyasi polemik konusu, CHP'yi sıkıştırma, gündem değiştirme konusu olarak kullanıyor. Bu çok çirkindir, Dersime dair özür samimi bir özür değil. Özür dileyip gereğini yapsın, ondan sonra çıksın CHP'yi sıkıştırsın, bunu anlarsın. Dersim katliamı tek parti döneminde yaşandı doğru ama, tüm bu siyasi partiler o partiden doğdu. Hepsi o dönem o partide ortak siyaset yapıyordu. Hepsi Dersim'den sorumludur. Dersim isminin iade edilmesi, özür dilenmesi lazım. Dersim'deki sürgünlere gönderilenlerin akıbetinin araştırılması, mallarının mülklerinin iadesi lazım. Evlatlık verilen Dersimli kızların akıbetlerinin ortaya çıkartılması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının bulunup itibarları ile birlikte iade edilmesi lazım. Alevi toplumunun taleplerinin karşılanması lazım. Şimdi bunların tek birini yapmayacaksınız, çıkıp ‘biz özür diledik, CHP dilemedi’ deyip, sürekli bunu polemik haline getirip, siyasi ranta dönüştüreceksiniz. Bu samimiyetsizliktir. CHP-MHP-AKP bunların hepsi Dersim katliamında aynı zihniyete sahip tekçi partilerdir. 

* Alevi toplumu sizce olan bitenin farkında mı? 

Alevi inancına sahip halkımız AKP'nin yaklaşımından çok rahatsız, bu yaklaşımın çirkinliğini görüyor. Fakat bu yaklaşımın karşısında derli toplu örgütlü bir mücadele gerekiyor. Alevi toplumunun en büyük dezavantajı dağınık yerlerde duruyor olmasıdır. Aslında birleşip bir güç haline gelebilse Türkiye siyasetinde çok etkili olabilecek bir güçtür. Mesela HDP bunun için büyük bir fırsattır. Alevi mücadelesinin, emekçi Kürt mücadelesi ile birleşip ortak bir direnişe dönüşmesi için HDP büyük bir fırsattır. 

* Başbakan'ın hafta sonu Dersime gideceği belirtiliyor. Nedir beklentiniz?

Yapılması gereken şey; gidip Dersim'de Dersimlilerin bütün taleplerini kabul ettiğini belirtmek. Mümkünse Seyit Rıza'nın anıtı önünde tıpkı Willy Brandt'ın yaptığı gibi diz çöküp, dua edip özür dilemektir. Yoksa bunu siyasi bir geziye dönüştürürlerse yazık olur. Bu tür numaraları yutmaz Dersimliler. 

* Seçimler yaklaşıyor nedir hazırlığınız bu konuda? 

Parti olarak seçimlere girmeyi hedefliyoruz. Şu andaki kararımız budur. Bu nedenle de Türkiye'nin 81 ilinde HDP'yi örgütlemeye çalışıyoruz. Kongre ve atamalarla 81 ilde ve çok sayıda ilçede HDP örgütünü teşkilatını oluşturmaya çalışıyoruz. Aralık başı, Ocak ayı gibi bitmiş olacak bu kongre süreçleri. O zaman resmi olarak seçim startını vereceğiz. Ocak ayından sonra hızlı bir şekilde milletvekili adaylarının belirlenmesi konusunda bir faaliyet ve çalışmaya gidilecek. Türkiye'nin her yerinden farklı isimleri gerçekten de temsiliyet kabiliyeti güçlü ve burada samimiyet ve dürüstlükle fedakarlıkla bir çalışma yürütecek bir profili parlamentoya taşımaya çalışacağız. 

* Kongre çalışmaları istediğiniz gibi gidiyor mu? 

Henüz tam istediğimiz nokta da değiliz. Çünkü bazı yerlerde küçük olsun benim olsun anlayışı devam ediyor. Oysa HDP en geniş kesimlere ulaşmaya çalışan bir partidir, partinin kapıları bu ilkeleri kabul eden her kimliğe açıktır. Bazı arkadaşlarımız, partiyi geniş kesimlere açma konusunda biraz ketum davranıyorlar. Önümüzdeki dönem parlamento grubu önemli ölçüde değişecek, iki dönem kuralı gereği birçoğumuz aday olmayacağız. (Kenan Kırkaya/Zeynep Kuriş)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89