• BIST 95.852
  • Altın 190,976
  • Dolar 4,6622
  • Euro 5,4311
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 31 °C
  • Berlin 19 °C

Bilici: 'Kabiliyetli Kürt siyasetçiler bir tür biçme olayı ile karşı karşıya'

Bilici: 'Kabiliyetli Kürt siyasetçiler bir tür biçme olayı ile karşı karşıya'
Amerika Birleşik Devletleri’nde, City University of New York, John Jay College’da Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mücahit Bilici K24’ün sorularını yanıtladı.

Mücahit Bilici ile yapılan söyleşi şöyle:

Türkiye’deki siyasi atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yelpazeye baktığımız zaman partileri değil, belki koalisyonları konuşmak gerekiyor.  Çünkü ittifaklar oluştu. Buna dahil olanlar oldu, dahil olmayanlar, olamayanlar oldu. Bir tarafa baktığımız zaman şunu görüyoruz: İslamcılık devlet ile milliyetçilikle bütünleşme sürecini tamamladı. Zaten bir süredir bu çizgideydi. AKP ile MHP’nin müttefik olmasında bu şimdi çok net bir hal aldı diyebiliriz. 

HDP’yi, siyasetini ve milletvekilli adaylarını nasıl buluyorsunuz?

Kürtlerin oylarını temsil eden ama Kürtleri ne kadar temsil ettiği belli olmayan bir partidir HDP. Bunu söylerken HDP’nin program itibariyle Türkiye’nin en demokratik partisi olduğunu da eklemek durumundayım. 24 Haziran’da Kürtler HDP’ye oy verecektir ama ‘Keşke HDP böyle olmasaydı’ da diyecekler. Dolayısıyla Kürt hissiyatının HDP’de temsil edilemediği konusundaki şikayetlerin isabetli olduğunu düşünüyorum.

Sizi böyle düşünmeye sevk eden nedir?

Genel olarak Türk solunun Kürt siyasetine ve Kürtlerin hukuk, adalet ve özgürlük arayışına entegre edilmesinde bir sakınca görmüyorum. Fakat bu entegrasyon, Kürtlerin kendi iç çeşitlilik, kendi iç hissiyat ve toplamda kolektif temsiliyetinin rağmına bir tarzda olmamalı. Kürtlerin temsiliyetini bozacak, yaralayacak ve tahrip edecek ölçekte bir uyumsuzluğun olmaması gerekir. Fakat baktığımız zaman bu konuda gerekli duyarlılığın ortaya konmadığını görüyoruz. Mesela bana göre Ahmet Şık HDP’nin mevcut siyasetçilerinin yüzde doksanından vekil olmaya daha layıktır. Ama bunu başkaları için söyleyemem.

Neden?

Çünkü, Ahmet Şık’ın hakperest bir insan olduğunu düşünüyorum. Ama öbür taraftan ne olduğu belli olmayan, son derece marjinal, radikal sol çevrelerden insanların Kürt siyasetinde temsilci ve hatta patron konumunda olmalarında demokratik bir sorun var. Bunun Kürtler nezdinde bir rahatsızlığa yol açtığını zaten herkes görüyor. Fakat HDP yeterince özgür bir parti olmadığı için bu konuda çok da şikayet etmenin anlamı yok.

Neden özgür değil?

Hem örgüt açısından tam özerk olmadığı için hem de Türk devletinin baskıları açısından özgürlüğünü kazanamadığı için bu tür yamulmalar ve temsil krizleri ile malul olmaya devam edecektir diye düşünüyorum. Ancak Kürtlerin ekseriyeti açısından bugünkü antidemokratik ortamın düzelmesi ve Kürt siyasetinin hayatiyetini sürdürmesi noktasında HDP’ye teveccühün devam edeceğini, etmesi gerektiğini ve Kürtlerin oy vereceğini düşünüyorum.

Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını nasıl görüyorsunuz?

Demirtaş’ın cumhurbaşkanı aday olarak belli bir başarı göstereceğine inanıyorum. Ama kazanabileceğini düşünmüyorum tabii.

Selahattin Demirtaş’ın da iki türlü özgür olmadığını söyleyebilirim. Biri Türk devleti tarafından, diğeri de HDP üzerinde tasarrufta bulunan örgütsel iç mekanizmalar tarafından yeterince özgür bırakılmadığını söyleyebilirim. Yoksa Kürtleri temsil kabiliyeti olan ve Türkiye’nin de demokratik ihtiyacına karşılık verebilecek nitelikte siyasetçi örneğidir Demirtaş. Böyle Kürt siyasilerin özgür olsalar rahatça yükselip temsil kabiliyeti kazanıp Türkiyeli bir siyaset yürütebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Ama bunun kasıtlı olarak bloke edildiğini, engellendiğini söyleyebiliriz.

Bunu sadece Demirtaş için mi söylüyorsunuz?

Bunu Demirtaş gibi, Osman Baydemir gibi kabiliyetli olan Kürt siyasetçiler için söylüyorum. Yani bir tür biçme olayı ile karşı karşıya olduğumuz görülüyor.

 Ya devlet eliyle ya da örgüt eliyle bir şekilde Kürtlerin belli bir politik kıvama gelmemeleri noktasında sistematik bir çabanın var olduğunu gözlemliyorum.  

Peki, cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtler ne düşünerek oy kullanacak sizce?

Kürtlerin belli bir kısmı birinci turda Kürtlüğünü hissettirecek şekilde oy kullanacaktır. Tam gönül rahatlığı olmasa da HDP’de kendini bulacak bu vurgu diye düşünüyorum. Ama ikinci turda sorun Türkiye demokrasisinin ölüm yatağından kaldırılması sorunu olduğu için, Kürtler de mevcut otoriter ortamdan çıkılması istikametinde daha esnek bir oy davranışı göstereceklerdir.

Tam anlamadım bunu, ne demek istediniz?

Yani Kürtler başka partinin adayını destekleyebilirler. Bu CHP adayı Muharrem İnce olabilir. Milliyetçiliğine rağmen İYİ Parti adayı bile olabilir. Bir kısım dindar Kürt seçmenin AKP’den uzaklaşıp SP’ye destek vereceğini de öngörebiliriz.

“Kürdistan Seçim ittifakı” adı altında Kürdi blok oluştu. HDP ile ittifak yapmak istediler ya da destek vermek istediler, görüştüler ama gerçekleşmedi. 

Evet, bunun bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Bu değeri itibariyle önemli bir şeydi. Kürtlerin tarihsel olarak en büyük sorunu ittifaksızlıktır. Kürtler arasında ihtilaf oluşturmak için ideolojik ya da başka bir şey illa bulunuyor. Neticede Kürtler kendi menfaatleri için olan siyaseti üretmekte aciz kalıyorlar. Kendi güçleri kendi aleyhlerine dönüyor. Ve neticesiz kalıyor. Dolayısıyla bir örneğini burada gördük. Ben bunun Kürtlerin siyaset kabiliyeti ve siyasi istikballeri açısından sembolik değeri olan bir şey olduğunu düşünüyorum. O ittifak yapılmalıydı.  Oy kısmı önemsiz, sembolik tarafı önemliydi.

Sanırım siz geçmişte HDP ile HÜDA PAR ya da PKK ile Hizbullah arasında gerginliğin bitmesi için çağrı yapmıştınız.

Evet, HDP ile HÜDA PAR’ın muhatap olma biçimini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu seçimde ittifak bile yapılabilinirdi. Bu da büyük bir kayıptır. HDP hem HÜDA PAR hem de diğer Kürt partileriyle ittifak yapsaydı bu Kürt toplumuna birlik sinyali verecekti. İlerisi için hamiyet duygusu taşıyan Kürtlere, kolektif iyiliği isteyen insanlara bir miras bırakılırdı diye düşünüyorum.

HDP adaylarını açıkladıktan sonra sizin “Hamal Kürt” kitabınız çok gündem geldi.

Yani yapısal olarak Kürtlerin dikildiği ve tutulduğu konum hamallık konumudur. Kürtlerin bir kısmı da bunu içselleştirmiştir. Kürtler ya evrensel bir ideolojinin ya da evrensel bir dinin hamallığını yaparlar. Kürtler aldanmaktan artık yorulmuş olmalılar diye düşünürsünüz. Ama belli ki hamallık insanı güçlü kılıyor. Evet HDP’nin aday tercihlerinde bir hamallık durumu göze çarpıyor. Ama bazı insanları tenzih ederek söylüyorum.  Mesela Ahmet Şık Türkiye’deki demokrasi arayışı için mert bir siyasetçi potansiyeli olan biridir. Kimse bundan bir rahatsızlık duymaz ama bir sürü ilgisiz insanın HDP’nin listelerini doldurduğunu görüyoruz.

Öncesinde HDP’nin bir Türkiyelileşme iddiası vardı?

Bir hususu açıklığa kavuşturmak isterim. Bence HDP’nin Kürtlere özgü kalmayıp bir Türkiye partisi olma hakkı vardır. Artık Türkiye’de demokratik sol bir partinin olması gerekir. Ancak bu ihtiyacı Kürtlerin görüyor olması Kürtlere yazık. Çünkü Kürtlerin daha öncelikli konularının sahipsiz kalmaması lazım. Kürtler açısından kendi eşitliğini ve haklarını talep etmek ve kabul ettirmek siyaseti birincil siyaset olmalıdır. Bundan hiçbir şekilde vazgeçmemeleri gerekir.

Kürtçenin anayasal çerçevede olması gerektiği gibi meseleler var. Bu gibi şeyler için mücadelenin olmadığı ama Türkiye’nin kurtuluşu için mesai sarf etmek durumunda kalındı. Kürt oylarının ona harcandığı bir durum ile karşı karşıyayız. O açıdan Türklere nispetle doğru bir yerde durmakla birlikte Kürtlere nispetle de Türkiyelilik iddiası dolaysıyla Kürtlerin ihtiyacına cevap veremez bir konumda bulunuyor. Buda ayrıca bir temsil krizidir.

Maalesef Türkiye’de bir Kürt bedeni vardır ama bir Kürt aklı yoktur.  Ve bu bedene başka akıllar hükmediyor. Kürtler akıllanana kadar hamallık yapmaya devam edecekler.

Kürtlere seçimlerde kilit rolü biçmenin arka planında tam olarak ne var?

Türkiye’de Kürtlerin dışında iki kanat ortaya çıkıyor. Kürtler üçüncü kanattır. Yani Türkiye’nin sağı, Türkiye’nin solu ve Kürtler şeklinde düşünebiliriz. Onun için Kürtlerin artan önemi, kilit taban haline getirmiştir. Kürtler akıllı olsaydı bunu kendi hukuklarının temini için kullanıp bundan yaralanmalı idi. Siyasetin anlamı budur zaten. Hep başkalarının (doğru veya yanlış) gündemlerine asker olmaktan dolayı kendi ihtiyaçlarını göremeyen bir konumda Kürtler.

Şimdi Kürtleri siyasi denklemin dışında tutma yönünde bir çaba var. Kürtler kendi oy kabiliyetlerini slogan ve sonuçsuz şikayetler yerine pazarlık unsuru ve sonuç alıcı yatırım haline getirmeliler. Bunu görmeli ve en nihayet uyanmalı Kürtler.

Kürtlere ilişkin yaptığınız 'hamal' kavramsallaştırması Ehmedî Xanî ve Said – i Kürdi'nin (Said - i Nursi) Kürtlere ilişkin tespit ve hayal kırıklıklarının bir devamı niteliğinde midir?

Öyle diyebiliriz. Kürtler, doğada ve dağda yaban bir özgürlüğü yaşarlar. Ancak medeniyette ve şehirde yanlış bir medenileşme süreci ile benlikleri alınmış gibiler. Medeni bir özgürlüğü öğrenmiş değiliz. Evrensel seküler ideolojiler ve yine evrensel dini söylemler aracılığı ile Kürtlerin kendilikleriyle başbaşa kalmaları kasıtlı olarak engellenmiştir.

Türkiye’de devlet bu konuda tam bir kurnaz tilkidir. Xanî’nin dediği gibi Kürtlerde hala kemalin meydanı terkedilmiş haldedir. Devlet, bir topluluğun örgütlü hareket etmesi demektir. Kürtler, kendi ana sütleri gibi helal olan kendi haklarını örgütlü bir şekilde sahiplenmedikçe tarihsel bir utanç içinde bulunageldikleri hamallıktan çıkamazlar. Kürdün hamiyetli ve fedakar bir bedeni var ama kendine ait bir aklı yok. Kürtlerin özgürleşmesi ve saygı görmesi, sahip oldukları bedenin gerekli uyanma evrimini geçirerek akıllanması ile mümkün olacaktır. Bu da Kürtlerin üzerine baygınlık verici asitler döken mevcut devlet ve örgütlere rağmen olmalıdır.

Son olarak Kürtlere vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Son olarak şunu söylemek isterim; Kürt demografisi artık kendi başına bir dinamiktir ve Kürtlere hükmeden veya Kürtleri temsil iddiasındaki tüm parti ve örgütlerden daha büyük bir dinamik halini almıştır. Kürtler kendi hukukları konusunda uyansalar sadece oy gücü ile bile çok ciddi kazanımlar elde edebilir ve mevcut hali Türk olan devletin sahipliğine, ortaklığına çıkabilirler. Ancak bunun için Kürtlerin ortak aklının oluşması, temsil edilmesi ve Kürtlerin vicdanında ortak iyiyi arayan bir kaynak olarak görülmesi gerekir.

Bana göre silahlı mücadele artık Türkiye’deki Kürtler için bir yük haline gelmiştir ve tarihsel olarak miadını çoktan doldurmuştur. Bakınız son on yılda, silahlı mücadele iddiasındakilerin eylemleri Kürtlere sadece zarar vermiştir ve kazanımlarının heba olmasına sebep olmuştur.

Kürtlerin demokratik gücünün çapı ile meşruiyet sorununu bile çözememiş bir silahlı örgütün gücünün çapı arasındaki uçurum, Kürtlerin iyiliğini isteyen her vicdan sahibi için “ahh, çok yazık” dedirtecek ölçüdedir. HDP’nin demokratik yükseliş ve başarısını hendek terörizmi ile baltalayan zihniyet, bugün Kürtlerin başarısının önündeki engellerden biridir. (Cesim İlhan-K24)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89