• BIST 1.061
  • Altın 477,157
  • Dolar 7,2075
  • Euro 8,4903
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 32 °C

Yeni Bir Düşünce...

Ersin Tek

“Bilim gidebildiği kadar ilerlediğinde, aklın doğaya vermesi gerektiğinden fazlasını doğadan aldığını anladık. Bilinmeyenin kıyılarında acayip ayak izleri bulduk. Bu ayak izlerinin kökenini açıklayabilmek için birbiri ardı sıra sağlam teoriler kurduk. Ve sonunda bu ayak izini bırakan canlıyı bulduk. O da ne? Bu iz bize ait!” demişti Arthur Eddington.

İnsanlar İlk Çağlardan beri doğa ile mücadele etmekte ve doğayı anlamaya çalışmaktadır. Doğa olaylarına çeşitli anlamlar yüklemiş, bu doğa olayları karşısında korkarak varlıklarına inandıkları Ateş, Su, Toprak ve Güneş tanrısı gibi tanrılara hediyeler sunmuşlardır.

Sonra zaman ilerledikçe gökyüzünü gözlemleyerek güneş, ay ve yıldızların konumlarını keşfetmişlerdir. Elde ettikleri bu bilgilerle yön ve zaman gibi kavramları geliştirmişlerdir. İnsanların İlk Çağlarda doğa ile başlayan bu merakı; bilimin doğmasını sağlamış, maddeyi oluşturan en temel parçacık araştırmalarına kadar derinleşmiştir. Günümüzde bilim, “Evrenin başlangıcı nasıl olmuştur?”, “Evrende dünyamızın da içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinden başka galaksiler var mıdır?”, “Başka gezegenlerde sürdürülebilir bir yaşam mümkün müdür?”, gibi evrenle ilgili sorulara cevap aramakla beraber kara delikler, genetik kopyalama, yapay zekâ, insan, hayvan ve bakteriler üzerinde yapılan tehlikeli deneyler vs...birçok konu üzerinde önemli çalışmalar yürütmektedir.

Teknolojik ilerleme, adeta kendi bindiği dalı kesercesine, insanlara başka bir gerçeklikten ve gelecekten de söz ediyor. Çıplak gözle algıladığımızdan çok farklı ve ürkütücü bir gerçekten-gelecekten...

Bütün bunlar Bruce Eliah'ın teknoloji toplumunun doğal olanı yok etme ve ekoloji kurullarına uymama şeklinde şiddetli bir 'depresyon' içinde olduğu ve bu durumu kanser hastalığının ilerlemesine benzettiği ifadelerini çağrıştırıyor.

Son yüzyılda doğal afetler yaklaşık milyonlarca insanın canından olmasına neden oldu. Mühendislik ve bilimsel çalışmalara son derece öfkelenen doğa insanları adeta kendine hedef seçmiş durumda. İnsanlık doğal afetlerin tehdidi altında...

Bu felaketlerin hepsi, refah ve teknik imkânlar içinde yaşanan bir düzenden doğmuş olan felâketlerdir. Bu felaketler tüm ülkelerde en zengin, en güçlü kesimlerden en fakir, en zayıf olan kesimlere kadar bütün toplumu etkilemiştir.

Acaba, çağdaş insanın doğa karşısındaki tutumu eski insanlarınkinden çok mu farklıdır?

Eskiden her şey ya da birçok şey birbirinden bağımsız olarak yan yana bulunabilmekteydi. Ancak zamanla bilimsel çalışmalar ve doğa giderek artan bir yoğunluk ve karşılıklı etkileşim içine girerek yeni bir sistem oluşturdu. Bu yeni sistemik düzeni oluşturan birimler, eskisinden tamamen farklı ve karmaşık niteliklere ulaştı. Çağımızın doğa karşısındaki tutumu, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi engin bir doğa felsefesi ile değil de tam tersine, doğa bilimleri ve çağımız teknolojisiyle çok büyük ölçüde dile gelmektedir. Doğa bilimlerinin temelindeki değişimler ve getirdiği yeni evren görüntüsü, hayatımızın temellerindeki derin değişimlerin birer belirtisidir. Bu değişiklikler birçok noktada, gerek günlük yaşantımızdaki değişimde, gerek düşünce alışkanlıklarımızda, gerek savaş ve siyaset gibi dış yıkımlarda kendini göstermektedir.

Bilimin doğaya getirdiği görünümde ne gibi değişiklikler olduğunu kendi kendisine sorması önem taşıyor. Bugünkü doğa bilimlerinin tarihsel kaynaklarına baktığımızda bu bilimin Kepler, Galileo, Newton tarafından kurulduğu görülüyor. Bilhassa Newton'la beraber her şey değişiyor, doğa bilimine çok büyük bir önem ve görev yükleniyordu; Evren Tanrının tüm olarak düşünülen bir eseri olmaktan çıkıyordu. Newton, doğaya karşı tutumunu ifade ederken, önünde gerçeğin uçsuz bucaksız okyanusu bütün gizleriyle alabildiğine uzanırken deniz kıyısında oynayan ve arada sırada daha cilalı bir çakıl taşı, her zamankinden daha güzel bir deniz kabuğu bulunca sevinçten deliye dönen bir çocuğa benzetmişti kendini.

Newton Mekaniği veya Klasik Fizik olarak adlandırılan şey, o çağda Hristiyan dünyanın düşünce gelişimini ve bilginin doğa karşısındaki tutum değişikliğini açıklıyor. O dönemde Tanrı öylesine yükseklerde, dünyadan öylesine uzaklarda sanılıyordu ki dünyayı Tanrı’dan ayrı düşünmek bir anlam kazanıyordu. Bugünkü doğa bilimleri açısından, Hristiyanlığa özgü bir çeşit dinsizlik veya deizmden söz edilebilir. Dolayısıyla o çağda, doğanın dinsel bir temadan bağımsız olarak bir sanat konusu olması rastlantı değildir.

Sonraları bilim, doğanın uzak alanlarına başarıyla girdi. Bu alanlar üzerinde ancak tekniğe dönerek az çok karmaşık araçlarla bir şey öğrenebildi insan. Böylece doğa, bilimler için bir araştırma konusu oldukça doğa kavramının anlamı da değişti. Bugün, ilim ve teknolojinin ulaştığı yüksek seviyeye bakarak bugün her konunun üstesinden gelebileceğimize inandığımız bir zamanda yaşıyoruz. Gerek doğada ve gerekse kendi oluşturduğumuz çevremizde ortaya çıkabilecek hemen her türlü bozulmanın getirebileceği riskleri kesin olarak saptayabiliyor ve bunlara önleyici tedbirler alabiliyoruz. Buna rağmen, önceden hesaplanamayan ve ortaya çıkacağı uzmanlar tarafından düşünülmeyen bazı durumlarla giderek daha sık karşılaşmak da bizleri şaşırtıyor.

Örneğin, şu günlerde insanlık tüm dünya çapında salgına yol açan, yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olan, genetik mühendisliği marifetiyle laboratuvarda üretildiği iddia edilen yeni tip corona virüse (Covid-19) karşı çaresizce mücadele etmektedir. Görünen o ki hayatın giderek artan karmaşıklığı nedeniyle sorunları çözebilmek için, bugün eskiye oranla daha fazla çaba göstermemiz gerekmektedir. Çünkü bu yeni sistem, hiçbir zaman sabit ve durağan olmamaktadır. Sürekli olarak akıcı ve dinamik bir özellik göstermektedir. Gözle görülebilir bir değişiklik olmadığı zaman bile sistemin içinde bir dinamizm, bir değişkenlik söz konusudur.

Günümüzün esas problemi, kesinlikle sorunlara çözüm bulmak imkânlarının azlığından kaynaklanmamaktadır. Zira yeterince çözüm imkânı ve şekli bulunmaktadır. Burada önemli olan nokta, insanların bu dünyada var olan olgular arasındaki temel ilişkileri kabul etmelerinin ve düşüncelerini bu yeni karmaşık sistemde geliştirmelerinin mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu yoldaki amacımıza ulaşmak için, yeni sisteme uyumu öğrenmek zorunluluktur; Newton'a dayanan klasik fiziği, Descartes'in oluşturduğu felsefesi, Aristo'nun mantığı… Kısacası bugüne kadar söz konusu olmuş 'sebep-etki-düşünce' zincirini aşacak bir bakış açısı gereklidir. Bununla birlikte şunu da ifade etmek gerekir ki, Newton için de deniz kabuğunun önemi vardı. Çünkü bu kabuk büyük okyanustan çıkıyordu. Bu kabuğu gözlemlemek bir amaç değildir. Uzun uzadıya incelemek ancak bütünün tutarlılığıyla bir anlam kazanabilir.

Bundan böyle bilinmeyenin kıyılarındaki ayak izinin sahibi olan insan yalnızdır, tek başına kalmıştır; Eskiden, insan doğayla karşı karşıydı, doğada bulunan her canlıyla beraber bir dünyaydı ve kendi yasalarıyla yaşardı. Öyle ya da böyle ona uymak, uyum sağlamak zorundaydı. Bugünse insan eliyle baştan başa değişmiş bir dünyada yaşıyor ve her yerde onun yarattığı şeyleri temaşa ediyoruz. Öyle ki, insan artık yalnız insanın kendisiyle karşılaşır olmuştur. Bu yeni durum, bugünkü doğa biliminde en açık biçimiyle görünmektedir.

İnsanın kendi başına kaldığı çağımızda insanın maddece ve akılca gücünün artmasıyla kesin bir ilerleme sağlanacağı umudu henüz bir sezinlemeden öteye gitmese de, bir sınırla -doğanın öfkesiyle- karşılaşmaktadır. Tehlikeler öylesine büyük ki, bu ilerleme umudunu besleyen iyimserlik ve bilim tapıcılığı bu sınıra çarpıp param parça olacaktır. Uzun dönemlerden sonra bu sınırın bilinçli bir kabulü bir durulmaya görülecektir. W. Heisenberg'in deyişiyle, öyle bir durulma ki, orada insanın bilgisi ve yaratıcı güçleri ortak bir merkez etrafında, kendiliğinden bir düzene girecektir.

Sözün özü; Dünyaya artık farklı gözlerle bakmak zorundayız, yoksa yok olacağız!..

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89