• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 15 °C

Tarih bir başağrısıdır!

Ersin Tek

Böyle diyordu, Karl Marx.

Yani, kökü mazide olmanın ağır ruh halinden kurtulmak veya anlamaya çalışmak kolay iş değildir.

Ancak bir insan için hafıza neyse bir toplum için de tarih odur. Hafızasını kaybetmiş insanlar nevrotik, tarihini hatırlamayan toplumlar da hafızasını kaybetmiş insanlar gibidir. Hiçbir toplum dünyadaki yerinin farkında olmadan yaşayamamaktadır. Bugünkü durum aslında temel olarak tarihsel gelişmelerin ve uygarlıkların gelişmesinin doğal bir sonucudur.

İnsanlık tarihine baktığımız vakit, insanlar tarih yapmaya ancak birkaç yüz nesil önce başlamışlardır. Bu, iki bin yada üç bin yıl önce yaşamış olan atalarımızın bizden daha az zeki veya kalın kafalı oldukları anlamına gelmiyor. Sadece tarih yapmaktan başka işlerle meşgul olmuşlardır. Dolayısıyla atalarımızın hangi sebeplerden ötürü ve ne olup da yollarını değiştirerek tarih yapmaya başladıkları üzerine daha derin araştırmalar yapmamız icap ediyor.

Geçmişimiz(doğa ve insanlık tarihi) hakkında sahip olduğumuz bilgiler kütüphaneleri doldurur. Dolayısıyla bilinmesi gerekenlerin özünü tek bir kitap okumakla kavramak şöyle dursun, hiç kimse olan bitene tam anlamıyla vakıf bile olamaz. Çünkü; çok az bilgiye sahip olmamız buna engel teşkil ediyor. Atalarımız tarafından yapılmış tarihin büyük kısmı (savaşlar, yıkımlar sonucunda, kısacası yine insanların kendi eliyle) telafi edilemez şekilde kaybolmuştur. İnsanlık için büyük bir trajedidir bu. İnsanların dünyayı kemikler, çanak çömlek kalıntıları, nükleer atıklar, hatıralar ve bunun gibi şeylerle doldurmalarına karşın tarihimizin karanlık tarafları öylece aydınlatılmayı beklemektedir. Bu karanlık taraflar bazen bölük pörçük, önemsiz, anlaşılmaz görünür ve yeniden üzerine eğilmeye değer bulunmaz bile...

Oysaki tarih bugünümüze nasıl geldiğimizin cevaplarını verir. Bugün, eski çağlara göre birbiriyle daha fazla etkileşime giren ve birbirine bağlı ulusların bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Farklı kültürel mirasa ve görüşe sahip bireyler eskisine oranla daha yakın ve daha fazla ilişki kurmaktadırlar. Dünyanın herhangi bir yerindeki sosyo-ekonomik ya da askeri değişim başka bölgelerdeki toplumları daha fazla etkilemektedir. Örneğin, çevre kirliliği, nüfus artışı ve diğer sorunlar artık bir bölgenin değil dünyanın sorunu olmaktadır. Petrol, elektronik fast-food kültürü gibi tüketim alışkanlıkları toplumların ve ülkelerin yaşam standartlarını köklü biçimde değiştirmiştir. Bunun da ötesinde, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar farklı din ve dünya görüşleri aynı bölgede yaşanmaktadır.

Değişen bu dünyada toplumlar birbirine yaklaştıkça ortaya çıkan sorunların çözümünde insanların birbirini daha iyi anlaması ön koşul haline gelmektedir. İnsanlık tarihinin yazılması ve okunması bu sorunların çözümünde yararlı bir araç olarak kabul edilmekte ve farklı uygarlıklardan gelen insanların farklılıklarının kavranması ve kabul edilmesi insanlık tarihinin önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır.

Kanadalı-ABD'li dünya tarihçisi William Hardy McNeill, ‘‘İçinde bulunmaktan ister hoşlanalım, ister hoşlanmayalım, geleceğe örnek olacak şeylerin temellerinin atıldığı bir altınçağ içinde yaşamaktayız. Tarihçiler, gerçeği kavrayıcı ve doğru bir ‘‘dünya tarihi’’ kurarak, bir bütün olarak insanlık için ve onun birbirinden farklı parçaları için çekilebilir bir geleceğin yaratılmasını kolaylaştırmada alçakgönüllü, ama gene de yararlı bir rol oynayabilirler. Böyle bir rol oynayabilecekleri bana açık bir olasılık gibi görünüyor. ‘‘Dünya tarihinin değişen biçimi’’, yaşamımın en büyük mesleksel ilgi konusunu oluşturdu. Bu konuyla ilgilenmeyi, insanlığın tüm geçmişi hakkında duru ve canlı bir duyuya ulaşmanın, her birimizin nelere ortak olduğumuzu açıklığa kavuşturarak, gelecekte doğabilecek çatışmaların yumuşatılmasına yardımcı olabileceği düşüncesiyle yararlı, çağımıza uygun, değerli ve büyüleyici bir uğraş olarak salık vermekteyim.’’ diyordu.

Evet, bazı çalışmalar/kitaplar, insanlık tarihi hakkında bütüncül bir kavrayış edinebilmeleri ve ilgi çekici yöntemler hakkında fikir sahibi olabilmeleri için okuyucuların zihninde bir ışık yakacak niteliktedir. Fakat tarih için hiçbir kimsenin önereceği büyük-mutlak bir teorisi yoktur. Bunun yerine herkesin bir fikri veya fikirleri vardır. Diğer taraftan bu fikirler öyle hepsi birden doğru ya da hepsi birden çürütülebilecek fikirler değildir. Her ne kadar bazılarının yanlış olduğu söylenebilirse de, bazılarının da doğru olduğu ileri sürülebilir…

Ve; tarihin yanlışlıklarını bazı şeylerin üzerini örterek düzeltmek beyhude bir çabadır.  Dolayısıyla kendine mensup olan ve olmayan insanların tarihi değerlerine tahribat vermeden yapılan çalışmaların hepsi değerlidir ve doğru bir biçimde değerlendirilmelidir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89