• BIST 1.565
  • Altın 442,376
  • Dolar 7,4723
  • Euro 9,0601
  • İstanbul 0 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -5 °C
  • İzmir 1 °C
  • Berlin 3 °C

Kölenin İrrasyonel Bilgisi

Ersin Tek

Bugüne kadar ne yazık ki, sistemlere ve onların düzenlerine yeteri kadar önem vermedik ve daha çok sistemlerin parçalarıyla ilgilendik. Bu durum yanlış mıydı, doğru muydu, tartışılır; çünkü herkesin durduğu ve baktığı yere göre değişiyor bu gerçeklik.

Mesela Einstein kuantum fiziğini, bir nedenin birden fazla sonuç doğurduğu gerekçesiyle benimsemek istememişti. Rahatsızlığını da eğer doğa kanunları gelecek hakkında bir şeyler söylemiyorsa “İşin içine Tanrı girer.” polemiğiyle dışa vuruyordu. Bu itirazla aynı zamanda fizik ile felsefenin kesiştiği düzleme bir iz düşürüyordu. Einstein, kuantum kurallarının açıkça ‘yerellik’i ihlal ettiğine dikkat çekiyordu. Yani çok uzaklarda gerçekleşen bir olayın, burada olanları anında etkileyemeyeceğini belirten yerellik ilkesi, kuantum dünyasında geçerli değildi. Boris Podolsky ve Nathan Rosen ile ortaklaşa yazdıkları bir makalede Einstein, atomaltı dünyayı yöneten matematiksel bir düzenek olmak için kuantum mekaniğinin eksik gözüktüğünün altını çiziyordu.

Ancak yıllar sonra, 1970’li yıllarda John Stewart Bell adında bir bilim insanı yayınladığı makalelerle EPR düşünce deneyini test edilebilir ve somut, deneysel bir içeriğe kavuşturdu. Klasik fizik açısından garip görünen “Yerel Olmayan Kuantal İletişim, Kuantum Dolanık Sistemler” üzerine kurulan Bell Teoremi, fiziksel evrenin yerel olmadığını kanıtlayan bir matematik yani bir takım eşitsizliklerle ifade ediliyordu. Yapılan deneyler de teoremin doğruluğunu kanıtlamıştır. Dolayısıyla kuantum fiziğinin yerel olmayışı kuramın eksik olduğu anlamını taşımaz, aksine gerçeğin davranışının yerel etkileşimlerle açıklanamayacağını göstermektedir. Kısacası kuantum fiziği, evrene bir bütün olarak bakar.

Buradan bakınca biz Kürdler yanlış yaptık galiba. Gerek bizim kendi organizmamızda gerekse de hayatın bütün alanlarında bugün bütün parçaların birleştirilmesi ya da birlikte ele alınması önem arz ediyorken ve hatta bazı durumlarda parçaların kendilerinden bile daha önemliyken biz parçaya takıldık, kaybettik.

En basit ifadesiyle, ulus devletler sistemi ile sistemli bir yapı oluşturamayan Kürdlerin düzeni arasında çok önemli ve kapatılmayacak farklar vardı. Çünkü mevcut ulus devletler sistemi ile Kürdlerin yaşam alanları, düşünce tarzı, ekonomik düzeni ve tarihi, tek başına güncel ve politik gerçeklerin yan yana durmasından çok farklı ifadeler taşımaktadır. Bu bakımdan, dinamik ve pragmatik bir etki ağıyla bağlı olarak ulus devletler sisteminin elemanları toplu halde bulunurlar ve bir “bütünlük” oluşturacak şekilde organize olurlar.

Kürdler böyle bir sistemle ilişkiye geçtiği anda, her şeyden önce “diplomasi” ya da başka bir ifadeyle “çıkar ilişkisi” daha bir önem kazanır. Diplomasi, bu sistemin önemli bir fonksiyonudur çünkü. Mevcut çıkar mekanizması, yoğunluğu fazla olan bu sistemi değişik parçalar ve çatışma halinde gösterse dahi içinde yer alan tarihsel ve güncel binlerce kanal vasıtasıyla kapalı ve aynılaşan elemanların sistemine dönüştürür. Bu durum biraz da kaçınılmaz gibi görünüyor. Diplomasinin, yani çıkar ilişkisinin kaçınılmaz olma nedeni de açıktır; böyle bir sistemin uzun ömürlü olabilmesi için, sistemi oluşturan yapı taşlarının birbirlerini karşılıklı olarak tanımlamaları ve düzenlemeleri gerekmektedir. Ayrıca yine bu elemanlar, hem kendi kendileriyle hem de çevreleriyle bir geri bildirim ilişkisinde bulunmalıdırlar. Bütün bu fonksiyonlar için de  öncelikle rasyonel ve fonksiyonel bir çıkar alışverişine ihtiyaç vardır.

Prensip olarak bu kuralların işleme mekanizması, bütün coğrafyalarda aynıdır. Bu açıdan bakıldığında Avrupa’daki modern büyük bir ulus devlet aygıtı ile Ortadoğu’daki ilkel küçük bir ulus devlet aygıtının iç yapıları arasında önemli bir fark bulunmamaktadır. Bir dönem Tony Blair’in yakın danışmanı olarak çalışmış Robert Cooper, bu gerçeği açık, dürüst ve somut bir biçimde şöyle ifade etmektedir: “Postmodern dünyanın asıl sorunu, çifte standart fikrine alışabilmektedir. Avrupalılar kendi aralarında kanunlara ve açık işbirliği güvencesine dayanarak hareket edebilirler. Ama konu Avrupa’nın dışındaki dünyaya geldiğinde daha önceki çağlara ait daha kaba ve sert yöntemlere dönmek zorundayız; güç, önceden saldırı, aldatma, vs. ne gerekiyorsa.” Cooper'in kendini (prensip ve ideallerini) koruyan bir toplum için önerdiği prensip şudur: “Kendi aramızda, kanunlara uyalım ama ormandayken orman kurallarına uymamız gerektiğini de unutmayalım.” Cooper bu fikirlerini Avrupa’ya hitaben belirtmekte ve Avrupalıların savunmalarını (hem fiziksel hem de psikolojik olarak) elden bırakmamaları konusunda uyarmaktadır.

Tabiatta bulunan bütün sistemlerin içerdiği düzenlerin (fiziksel kurallar da dâhil olmak üzere), aynı şekilde bizlerin oluşturduğu sistemler için de geçerli olması ilginçtir. Hele ki sistemlerin kendi içyapılarında bir değişim göstermeleri hâlinde, heyecanımız ve şaşırma durumu da artmaktadır. Sistemler de bu değişimi öncelikle, büyüme gösterdiklerinde ve kendini oluşturan öğelerin sayıları arttığında ortaya koyarlar. Mevcut ulus devletler sistemi için de durum aynen böyledir. Ulus devletler ve krizler artmakla kalmamış, aynı zamanda yaptıkları, ürettikleri ve yaydıkları her şey ya da bir başka deyişle oluşturulan çıkar düzeni ve korku yoğunluğu sistemin bütün parçalarını birbiri üzerine getirmiş, bir bütün olarak sistem, yoğunluk ve birleşiklik durumu kazanmıştır.

Tamda burada kafamızda bir soru işareti belirecektir: “Bir sistem eğer yoğunluk sınırını ya da eşiğini aşarsa ne olur?”

Böyle bir durumda ya daha yüksek bir organizasyon şekli ortaya çıkacaktır ya da sistem parçalanacaktır. Bu süreç, tehdit faktörünün de kendisini aşırı baskın bir şekilde gösterdiği ve önemli bir rol oynadığı bir mekanizmadır. Yoğunluktaki aşırı yük, iki olasılığa yol açacaktır: ‘’Ya ulus devletleri hasta, ekonomik açıdan izole edilmiş ve saldırgan yapacak ve böylelikle nüfusun büyük kısmı yok olacak, sonuçta yoğunluk azalacaktır, ya da yeni yoğunluk şartlarına adapte olabilen, yeni iletişim düzenlerine ve davranış biçimlerine sahip bir nesil ortaya çıkararak daha yüksek bir organizasyonun oluşmasını sağlayacaktır.’’

Böyle bir eşiğe gelindiğini veya eşiğin aşılmaya yakın olduğuna dair piyasada çokça zikredilen tezler olsa bile, böyle bir durumun kısa vadede gerçekleşeceğine inanmamız için elimizde yeterli veri mevcut değildir. Dolayısıyla bu tezler şimdilik ideolojik yanılsama ve kuruntulardan ibarettir diyebiliriz.

Bu tür ideolojik yanılsama ve kuruntuların, herhangi sistemli bir yapı oluşturamamış Kürdler arasında herhangi bir zorlukla karşılaşmadan gelişim göstermesi ve onların çoğunluğunu teslim alması şaşırtıcı gelmemelidir. Çünkü bugüne kadar dağınık, amaçsız veya izole bir biçimde yaşamış olan toplumların kendisinden daha üstün özelliklere (imkânlara) sahip olan bir yapıyla karşılaşması sonucu bir bunalım ve köleleşme evresi oluşur. Çok az süre için bile olsa aşırı baskı altında tutulan, manipülasyon ve şiddete maruz kalan toplumda tümüyle bir iktidarsızlık ve asimile olma gerçeği baş gösterecektir. Ancak uzun bir iyileşme döneminden sonra, tekrar normale dönülmesi mümkün olabilecektir.

Bazı enteresan durumlarda ise üstün olan taraf, zayıf olan tarafın baskısı altında kalabilir. Yani köle ve efendi diyalektiğinde ortaya hayret verici bir durumun çıktığı da görülebilir: Köle, efendisinden aldığından daha fazla bilgiyi, efendi köleden alabilir. Bunun nedenine gelince efendi, kölenin yaptığı her şeyden haberdar olabilmek için kendini bitirircesine bir çaba sarf etmek zorunda kalabilir. Belki de üstünlük özelliğini kaybetme korkusunu sürekli olarak hissettiği için zayıf olandan gelen bütün bilgileri alma çabası içine girer.

Sonuç; Efendi köleye, kölenin efendiye yöneldiğinden daha fazla yönelir. Belki de doğa ve tarih bu şekilde alışılmadık şartlar altında bile sistem fonksiyonlarından bazılarını daima garanti altında tutar.

Bütün bu anlatılanlar, bir konuyu belirgin hale getirmektedir. Uluslararası düzen Kürdler için her ne kadar kaotik ve kısıtlayıcı bir özelliğe sahip olsa bile uluslararası düzende mevcut olan aşırı yükü arttırıcı gelişmeler ve krizler bütüncül okunduğunda sayısız düzen oluşturma imkânını kendi bünyesinde rezerve olarak saklamakta olduğu görülecektir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89