• BIST 1.210
  • Altın 484,775
  • Dolar 7,8553
  • Euro 9,2901
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 11 °C

Kasım Süleymani suikastının öncesi ve sonrası

Hediye Levent

İran’ın sembolleşmiş ve adı sık duyulan komutanlarından Kasım Süleymani ve Haşd Şaabi komutan yardımcısı Mehdi El Mühendisi Bağdat Havalimanı önünde, ABD tarafından düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüler.

Devrim Muhafızları generallerinden olan Süleymani özellikle Arap Ayaklanması döneminde adı sık sık duyulan biriydi. İran’ın Irak ve Suriye başta olmak üzere bölgedeki askeri hamlelerinin hem mimarı hem uygulayıcısıydı. Süleymani’nin attığı her adım İran’ın bölgeye yönelik siyasi hamlelerine zemin oldu.

Süleymani’nin Irak’tan Suriye ve Lübnan’a, oradan bölge içlerine kadar her yerde bağlantıları olduğuna, ülkesinin siyasi manevralarına uygun düzenlemeleri yapmak için sürekli hareket halinde kaldığına dair haberler bölge basınının rutin haberleri haline geldi.

Iraklı olan El Mühendisi ise, IŞİD’in hızlı ilerleyişinin başladığı dönemde Irak içinde dağınık olan silahlı savunma güçlerinin tek çatı altında toplandığı Haşd Şaabi ile öne çıktı. İran destekli Haşd Şaabi IŞİD ile mücadele döneminde kurulduğu gibi hiyerarşik yapısının oluşturulması ve eğitilmesi de savaşa paralel gerçekleşti.

Türkiye’nin de geçtiğimiz yıllarda rahatsız olduğunu belirttiği Haşd Şaabi, ABD başta olmak üzere bölge ve Avrupa ülkelerinin hedefindeydi. Haşd Şaabi’yi İran’ın Irak’taki silahlı gücü olarak görenler sadece Irak sahasında veya bölgede güç mücadelesinin tarafı olan ülkeler değildi, Irak içinde de örgüte temkinli bakan bir kitle hâlâ var. Ancak IŞİD’in ülkede terör estirdiği dönemde hiç kimse Haşd Şaabi’nin lağvedilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getiremedi.

İran’ın bölgede nüfuzunu derinleştirme amaçlı hamleleri ve Irak içinde de Haşd Şaabi’nin giderek güçlenmesi Süleymani’yi ve El Mühendisi’yi uzun süredir hedef tahtasına koymuştu. El Mühendisi zaten Irak’ta yaşıyordu. Süleymani sık sık sahada görüntüleniyordu. İkisine yönelik suikast ihtimali her zaman vardı ancak böylesi bir suikast ABD-İran arasındaki gerginliği iyice tırmandıracağı için gerçekleşmiyordu.

ABD Başkanı Trump, suikastın ardından yaptığı açıklamada, “emri ben verdim” dedi. Dışişleri Bakanı da en fazla 200 kişinin sevinç gösterisinin yer aldığı bir görüntüyü paylaştı Twitter’dan.

Saldırının yanlış olduğunu ve birçok riski getireceğini anlatmaya çalışan tek tük seslerin pek duyulmadığı açıklama ve haber bombardımanı başladı. Trump’ın konuşmasında da hissedilen “IŞİD lideri Bağdadi ile Süleymani ve El Mühendisi’yi özdeşleştirme çabası” ve saldırı havalimanında değil de gizli bir sığınakta ve nefes kesen bir operasyonla gerçekleşmiş gibi bir hava oluşmaya başladı. Trump’ın ABD içinde başının dertte olduğu, kamuoyu desteğini artırmak için çabaladığı biliniyor. Süleymani ve El Mühendisi suikastlarının Trump’ın kendi ‘beka’ telaşı nedeniyle gerçekleştiğini savunanlar da var ki, haksız sayılmazlar. Muhtemelen IŞİD lideri Bağdadi’nin öldürülmesi istenen boyutta ve kalıcı destek dalgası yaratmadı, yeni bir hamleye ihtiyaç duyuldu.

Trump’ın önünü-ardını düşünmeden böyle bir emir vermesi oldukça mümkün. Ancak tek sebebin bu olmadığı da açık.

Irak sahasında ABD ve İran arasındaki gerginliğin tırmanması bekleniyordu. 2020’ye günler kala ABD, Irak-Anbar’da Haşd Şaabi karargahını vurdu. Buna karşılık Bağdat’taki ABD elçiliği gösterilere sahne oldu. Bu gerginliğin tırmanması sürpriz olmayacaktı çünkü;

  • Arap Ayaklanması dönemi vekalet savaşları büyük ölçüde İran’ın yer aldığı cephe lehine gelişti.
  • ABD’nin yer aldığı cephenin desteklediği ÖSO gibi silahlı ve bölge ülkelerindeki siyasi yapılar başarılı olamadı.
  • ABD Irak işgalinde Irak ordusunu kendi eliyle dağıtmasının İran’a büyük bir jest olacağını elbette hesap edememişti, tıpkı IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerin kontrol edilemeyecek kadar hızlı büyüyebileceğini tahmin edemediği gibi. 2014’te İran Irak’taki siyasi ve güvenlik kaoslarını fırsata çevirerek Haşd Şaabi’nin kurulmasını destekledi.
  • İran’ın Irak içindeki en büyük hamlelerinden biri ABD’nin yanı sıra Türkiye gibi bölge ülkelerinin de karşı çıktığı IKBY bağımsızlık referandumu döneminde geldi. IŞİD ile mücadele önceki yıllara göre hafiflemişti, IKBY içinde Erbil ve Süleymaniye iki farklı yönetim ve silahlı güç ile iki farklı noktada konumlanmıştı. Bu çok başlılık hali Peşmerge’nin IŞİD ile mücadele döneminde kontrolüne aldığı Kerkük gibi kıymetli bölgelerden çekilmeye zorlanacağı hamleyi kolaylaştırdı. İran destekli Haşd Şaabi ve Irak ordusu Peşmerge’nin çekildiği yerlere yerleşti. Bu durum, Haşd Şaabi’den rahatsız olan ABD’yi ve çeşitli ülkeleri çok rahatsız etti çünkü İran’ın artık Tahran’dan Suriye’ye, Suriye’den Lübnan’a ve Lübnan’dan bölge içlerine kadar kara koridoru vardı. Irak içindeki siyasi kaos dönemi de İran’a birçok fırsat sundu ve İran bunların çoğunu değerlendirerek Irak yönetiminde dikkat çekici bir etkinlik kazandı.
  • Arap Ayaklanması’nın çatışma dönemleri ve IŞİD sona ererken vekalet savaşında yeni bir dönem başladı. Irak’ta Haşd Şaabi’nin dağıtılması, Suriye’de İran’ın varlığının sınırlandırılması, Lübnan’da Hizbullah üzerindeki siyasi ve ekonomik baskının artırılması yönünde art arda hamleler geldi. Hatta bu dönemde Körfez ülkelerinin Suriye’ye “İran’ı Suriye’den çıkar, karşılığında Arap Ligi’ne geri dönüşüne yeşil ışık yakalım” teklifi bile yapılmıştı.
  • Bütün bunlar olurken bir de Suudi Arabistan Yemen’e savaş açtı. İran bu savaşta hep perde arkasında kaldı ancak bu savaş, Suudi Arabistan’ın saplandığı bir bataklığa dönüşürken İran’a bölgede nüfuz alanını genişletme fırsatları verdi.
  • İran’ın Irak başta olmak üzere bölgede nüfuzunu derinleştirip genişletmesi sadece ABD’yi değil bölge ülkelerinden İsrail ve Suudi Arabistan’ı da rahatsız ediyor. Aslında Suriye’de aynı cephede yer almış olsalar da Rusya’nın da İran’ı açıktan değil ama İsrail saldırılarına göz yummak gibi yaklaşımlarla dizginleme çabası olduğu söylenebilir.

Peki suikasttan sonra ne olacak? Saldırının ABD-İran geriliminde yeni bir sayfa açtığı kesin ancak mevcut şartlara bakıldığında bir cephe savaşı ihtimali çok zayıf. ABD cenahı bir taraftan Irak’a askeri ve siyasi yığınağını artırırken diğer taraftan İran’a ve İran ile aynı safta yer alanlara yönelik yaptırımlarını iyice sertleştirebilir.

Muhtemelen İran da Irak sahasındaki varlığını iyice güçlendirmeye ve bölgede müttefiklik saflarını sıklaştırmaya girişecektir.

Bütün bunlar olurken bölgede yeni bir suikastlar döneminin başlaması şaşırtıcı olmaz. Artık İran’ın veya ABD’nin varlık gösterdiği her ülke ABD-İran mücadelesinin açık sahası olmaya aday.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89