• BIST 93.616
  • Altın 210,044
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 6 °C

İyi insan olamıyoruz!

Ersin Tek

Yine zor zamanlardan geçiyoruz.

Kalbimiz duygularımıza dar geliyor, beynimiz ise düşüncelerimize.

Her sabah yeni ölümlere uyanıyoruz, yeni acılara…

Unutuyoruz ve umursamıyoruz yaşadıklarımızı, yapmamız gerekenleri. Tarihimiz yok çünkü; tarih, biriktirmektir. Biriktirmiyoruz, durmadan tüketiyoruz. Tükettikçe tükeniyoruz.

Kısacası, iyi insan olamıyoruz.

Neden olamıyoruzun cevabı da uzun, çetrefil, faydasız…

İyi insan, sorumluluğunun bilincinde olan ve sorumluluk içerisinde hareket eden, yalnızca kendini düşünerek hareket etmeyen, kendi istek, arzu ve menfaatlerinin peşinden sürüklenmeyen kişidir.

İyi insan, bu dünyada yalnız olmadığını bilir ve bu gerçeği bir an bile aklından çıkarmaz, unutmaz. Unutursa eğer, bu unutkanlığını telafi etmeye bütün kalbiyle ve benliğiyle hazırdır.

İyi insan kendi varlığının, uzak ya da yakın olan öteki insanların varlığıyla beraber bir anlam ifade ettiğinin bilinciyle yaşar.

İyi insan, hayatının, saadetinin, varlığının, başkalarına bağlı olduğunu bilir ve ona göre yaşar.

Bütün bunlar için, öteki insanlarla kendi aramızdaki bağı koparmamak için, daha huzurlu yaşamak için, elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız.

Çevremizle ilgilenmeliyiz. Bencillikten vazgeçmeliyiz. Tek başına kazanılan başarılar süreksizdir, dayanaksızdır. Bunu düşüncelerimizle, sözlerimizle, hareketlerimizle, bütün varlığımızla derinden hissetmeliyiz, anlamalıyız.

Bu, derinden hissediş ‘sorumluluk şuuru’dur.

Şuurumuzu korumalıyız, geliştirmeliyiz, geleceğe taşımalıyız.

Sorumluluk şuuru görev ve sorumluluklarımızı harfiyen yerine getirmemiz için bizi zorlamakla kalmaz, aynı zamanda bizi düşüncelerimiz, sözlerimiz, davranışlarımız ve bunların tesirleri üzerinde düşünmeye mecbur kılar. Böylece tutamayacağımız sözler vermemizi, ödeyemeyeceğimiz bedellerin ve altından kalkamayacağımız yüklerin-günahların altına girmemizi önler; insanı büyük tehlikelere ve pişmanlıklara sürükleyen bütün denemelerden-yanılgılardan uzak tutar.

Ancak başaramıyoruz.

Her seferinde aynı tehlikelere ve aynı pişmanlıklara duçar oluyoruz, sürükleniyoruz.

Oysaki bir an önce durmalı, durulmalı; bir şeyleri yeni baştan düşünmeli ve değişmeli; gelişmeli ve olgunlaşmalı...

Uzun bir zaman önce bir şeyleri yeniden düşünmemi sağlayacak bir hikâye okumuştum. Hikâye şöyle idi:

‘‘Bir gün İngiliz diplomatlardan biri oteldeki odasında, masanın üzerinde birkaç altın bırakıp gider. Dönüşte oda hizmetçisi diplomatı şu sözlerle karşılar: ‘‘Düşünün bir kere efendim, ben çok fakirim, altı çocuğum, işsiz bir kocam var. Bu para beni zengin edebilirdi. Sizse onu masada unuttunuz. Gözlerimi kamaştırmak, beni içimdeki şeytana mağlup etmek için altınları ortada bıraktınız. Sizin unutkanlığınız yüzünden ben hapse girebilirdim; çocuklarım harap olurdu, kocam bakımsızlıktan ölürdü. Ne olur, bunu bir daha yapmayın efendim, bize acıyınız! Fakirleri düşününüz, bizi böyle bir imtihandan geçirmeyiniz!’’

Bu hikâye üzerinde düşünülmeye değer...

İmtihanlarla dolu bir dünyadayız. Allah bizleri her an türlü türlü imtihanlardan geçiriyor, içimizdeki şeytanla sürekli mücadele halindeyiz ve; Allah, bu imtihanların sonunda ebedi bir hayat (cennet veya cehennem) vadediyor.

Alman şairi Goethe, ‘‘Hareketlerimizin sonuçlarını temiz, berrak bir şuurla düşünebilmek kudretine sahip olmak için yalvarmalıyız’’ diyordu.

Haklıydı.

Yüce Allah’a sığınmalıyız, O’na yalvarmalıyız.

Beşer olarak zayıfız, eksiğiz, kötülüğe meyilliyiz. Her an kendimizi kaybedebiliriz, gaflete düşebiliriz, büyük günahlar işleyebiliriz. Bunu hatırdan çıkarmamak gerekiyor, gerçeği kabullenmek gerekiyor.

Hz. Peygamber(s.a.v)’in yaptığı gibi yapmalıyız, yalnızca ezeli ve ebedi olan Rabbimizden yardım dilemeliyiz: ‘‘Ey Hay ve Kayyum olan! Sadece Senden yardım isterim; Hayatımı düzelt, gözümü açıp kapayıncaya kadar bile beni nefsimle baş başa bırakma.’’

Belki de Peygamber, bu sorumluluk şuurunun umumileşmesi için gönderilmişti. Çünkü iyilik-sorumluluk şuuru umumileşince, bir şeye söz verirken bütün sonuçlarını düşünen ve göze alan, geçici başarılar ve süfli çıkarlar-arzular peşinde koşmayan, cesaretle ve insafla düşünen, ikbali ve istikbali doğru yerde ve doğru biçimde arayan, kan dökmeyen, zulme meyletmeyen insanlara sahip olacaktık.

Olamadık.

Kaybettik.

Ne yapacağız şimdi, bilmiyoruz.

Yine de, iyi insan olmamız gerekiyor. Hem dünyada hem ahirette gerçek kurtuluş için iyi insan olmak gerekiyor.

Tek kurtuluş yolu bu...

Başka da yolu yok zaten.

Bu, varoluşsal bir gerçekliktir, bir görevdir, bir zorunluluktur.

Evet, biliyorum, çok zor bir imtihandır.

Fakat iyi insan olmaktan başka çaremiz yok, emin olun!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89