• BIST 96.910
  • Altın 283,380
  • Dolar 5,9116
  • Euro 6,5145
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 16 °C

İran’ın yayılmacı siyaseti

Ersin Tek

İran bölgesel olduğu kadar dünya tarihi açısından da oldukça önemli bir yere ve zengin bir kültüre sahip bir ülkedir. İran’ın jeopolitik konumu, siyasi ve politik olarak büyük bir önem arz etmektedir.

Ne var ki, İran milleti bu şanlı şöhretli tarihi bugün bir yük gibi sırtında taşımaktadır. İran'ın ‘siyasi sicili', yakın geçmişteki davranışları, bilhassa Kürdlere karşı yürüttüğü sinsi, samimiyetsiz ve acımasız mücadele daha büyük bir vebale dönüşmüş, bölgedeki gerilimi ve tehlike potansiyelini daha da artırmış bulunuyor.

ABD'nin bütün baskılarına karşın, İran’ın yayılmacı siyasetini, nükleer programını ve bu arada kendi üzerindeki ambargoyu delen faaliyetlerini ABD’nin müttefikleriyle işbirliği içerisinde sürdürmeye çalışması, kaygı verici bir dizi soruya yol açmaktadır.

ABD Başkanı Trump, İran ve İran'la işbirliği içerisinde olanları yaptırım kararı uygulamakla tehdit etmiş ve ulusal güvenlik ekibine İran'ın bu yayılmacı etkisini geriletmenin yollarını bulmaları için emir vermiştir. İran'ın bölgedeki yayılmacı siyasetinin önünü almak için de çeşitli kampanyalar yürütmektedir. Buna rağmen, İran, olası Amerikan yıkıcı gücüne karşı kendi seçeneklerini geliştirmeye devam etmektedir. Bu saatten sonra İran'ın Ortadoğu'daki nüfuzunu geriletmek mümkün olabilir, ancak İran'ın etki alanı boyunca bulunan Amerikan hedefleri ve müttefikleri ağı üzerinde olacak acı ve maliyeti ağır sonuçlar olmadan bu mümkün değildir.

ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçler, nüfuz için rekabet ederlerken bile, benzeşen ve etkili devlet yapılarında ortaklaşan bir çıkar paylaşıyorlar. Anlaşmalar (petrol, silah veya diğer mallar konusunda) yapmaktan ve kendilerince uygun gördükleri liderler ve işlevsel kurumlara sahip olan üniter devletlerle ittifak kurmaktan da geri durmuyorlar. Bu durumun farkında olan İran da, komşuları çok zayıflamış ve tehdit oluşturacak şekilde parçalanmış haldeyken Ortadoğu'da ayakta kalmak ve nüfuz sahibi olmak için çok iyi bir performans sergilemiş görünüyor.

Hatırlanacağı gibi, 1980'lerde Saddam Hüseyin ile olan savaş sırasında ‘İran İslam Devrimi’ neredeyse çökme durumuna gelmişti. Bu tecrübeden hareketle Tahran yönetimi, kendileri için en iyi olanın bir daha böyle bir tehdit oluşturmayacak istikrarsız, parçalanmış ve sürekli olarak kaos ile uğraşan komşular olduğunu görmüş ve bu türden zayıf komşular yaratmak için de akla hayale gelmeyecek birçok şey yapmış ve yapmaya da devam etmektedir. Bu anlamda İran onlarca rakip milis ve güç merkezinin olduğu istikrarsız bir savaş bölgesinde nüfuz mücadelesi, kaos oluşturma ve dikkatleri başka yöne çekme taktikleri konusunda diğer müdahale edici güçlerden daha ustalaşmış bir haldedir.

Dahası İranlılar kendi oyun alanlarında olma avantajına sahip; Orta Doğu'daki çıkarları, uzak emperyal güçlerinkilerin yaptığı gibi değişip dalgalanmıyor. Tahran yönetimi, sonu olmayan uzun bir oyuna yatırım yapmış görünüyor. Batılı bir yazarın ifade ettiği gibi, “Sahadaki elemanlarının çoğu, tüm kariyerlerini Irak, Suriye ya da Lübnan'da geçiriyor; onlar akıcı Arapça konuşuyor ve onlarca yıl içinde askeri, istihbarat ve siyasi meslektaşlarıyla ilişkiler kuruyor.”

Sahadaki müttefiklerine her türlü askeri desteği ulaştırmayı, komşu ülkelerdeki iktidarlar üzerinde etkili olmayı ve piyasalara girmeyi kolayca başarabiliyorlar. Bütün bunları mümkün kılan en önemli şey de, iç savaş ve kargaşalarla uğraşan komşu devletlerin yıpranmış olan devlet ve iktidar otoritesidir.

Kısacası, devlet kurumlarını zayıflatmak ve yıpratmak onları oluşturmaktan çok daha kolaydır. Bu taktiği 1980'lerin başından beri Lübnan'da, daha sonra Irak ve Suriye'de büyük bir başarıyla uygulayan İran, üç yıl önce de büyüyen Yemen savaşına aynı kolaylıkla uyarlamıştı. İran'ın bu derin ve yayılmacı siyaseti kesinlikle İran'a ABD ve diğer devletler karşısında güç kazandırmakta ve çıkarlarını korumasına yardımcı olmaktadır. Bu beceri İran’a Trump Amerikasıyla girilecek bir çatışmada büyük avantajlar sağlayacak gibi görünüyor...

Bütün bunların yanı sıra, ABD hâlâ tek başına dünyanın en önemli küresel ekonomik, askeri ve siyasi aktörü olmaya devam ediyor. ABD Başkanı Trump'ın son günlerde attığı adımlar, ABD dış politikasını bir zamanlar güçlü kılan her şeyin geçirdiği yapı-bozum sürecinin üstüne eklenmiş oldu. Trump dış politikanın içini kasıtlı olarak boşalttı; hedefe İran’ı bırakacak bir yola girecek gibi görünüyor.

İran kendisini tehdit gören, uyaran ülke ve kuruluşlara meydan okumaya devam edecek mi? Aralarında ABD, AB, İsrail, Arap devletleri ve hatta Rusya’nın da bulunduğu uluslararası camianın geniş bir kesimi İran'ı bu tehlikeli hedeflerinden vazgeçirmek için ne yapacak? İran’ın yayılmacı siyasetine karşı etkili yaptırımlar uygulamaya, hatta bir askeri müdahaleye kadar tırmanabilir mi süreç? Suriye’de kısa bir zamanda savaşın sona ermesi ve İran ile diplomasinin devreye girmesiyle yeni bir uzlaşmanın sağlanması şansı var mıdır?

Bu soruların bir kısmının cevaplarını önümüzdeki günlerde göreceğiz...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89