• BIST 94.831
  • Altın 262,577
  • Dolar 5,7710
  • Euro 6,5698
  • İstanbul 29 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 36 °C

Esas tehlike...

Ersin Tek

Bu memlekette iç siyaset oldum olası ‘tehlike' edebiyatı üstüne kurulmuştur.

Sultan Abdülaziz döneminde, Batı’nın da etkisiyle ‘hürriyetçilik akımları’na katılanlara, ‘Menfi' denirdi. Ve menfilerin sürüldüğü uzak yerlere de bu nedenle ‘Menfa' denirdi.

Sultan Abdülhamit döneminde en büyük tehlike ‘milli'likti. Hafiyeler millilerin peşinden ayrılmaz ve Saray'a jurnaller yağardı.

II. Meşrutiyet’le Cumhuriyet dönemlerindeki en büyük tehlike ‘İrtica ve Mürteci'lerdi.

Bazı dönemlerde hem ‘İrtica' hem ‘Komünizm’ en büyük tehlike olarak ortaya çıkarılırdı.

Menderes iktidarıyla birlikte İrtica tehlikesi geriye çekildi, Komünizm tehlikesi ön plana çıkarıldı. Bu tehlikeyle mücadele için Atatürk’ün ağzından sözler bile uyduruldu.

80’li ve 90’lı yıllara gelindiğinde hem ‘İrtica’ hem ‘Kürdlük’ en büyük tehlike olarak öne çıkarıldı. Toplum yeni darbelerle sindirilmeye ve şekillendirilmeye çalışıldı.

2000’li yıllara gelince, AKP iktidarıyla birlikte bu tehlikeler geriye çekildi, ‘Ergenekoncular’ en büyük tehlike olarak öne çıktı. Fakat bu tehlike çok uzun sürmedi. Ulusalcı Kemalistlerin, 15 Temmuz Darbe teşebbüsünden sonra yeniden güç ve mevzi kazanmasıyla beraber ‘Ergenekoncular’ tehlikesi yerini tekrardan ‘İrtica’ ve ‘Kürdlük’ tehlikesine bıraktı.

Şimdilerde ise en büyük tehlike olarak ‘Terörizm’ ortaya çıkıyor. Yerel seçimler ve ABD gibi bir süpergüç olmasa, en büyük tehlike ‘Kürdler’ olacağı için milliyetçi ve muhafazakâr siyasetçiler rahat edecekler...

Anlayacağınız; bu memlekette iç siyasette bir çok olayın gerçek yüzüyle, halka yansıtılan yüzü çok ayrıdır.

Fakat ülkenin üzerine örtülen ‘tehlike şalı’ hiçbir zaman gerçekleri örtmeye yetmiyor. Ki bu gerçeklerin üstüne gittiğiniz zaman da, başınız derde girer. Enver Paşa döneminde, Allahüekber dağlarında, önlem alınmadığından ötürü donarak ölen on binlerce zavallı asker için “onlar vatan uğrunda öldüler” denmesi gibi.

Ne yapacaksınız, iktidar oyunu böyle oynanıyor bizim buralarda..

İktidarın en korkunç biçimi de Kafka'nın romanlarında olduğu gibi görünmeyen insanların elinde olanıdır. Onlar sizi görür, siz onları göremezsiniz; otoritenin ve gücün kaynağı görünmezliğindedir. İktidarın gerçek sahipleri her türlü insani ilişkinin, eleştirinin, suçlamanın dışındadır. Onlar istedikleri zaman adamlarıyla size ulaşabilir, sizi aşağılayabilir, sizi suçlayabilir, sizi en büyük suçlu veya tehlike olarak görebilir ve gösterebilir, sizi tutuklayabilir ve Franz Kafka’nın ‘Dava' romanın sonunda olduğu gibi sizi öldürtebilir ama siz onlara ulaşamazsınız. Onlar hakkında fikir yürütmeniz, onlara direnmeniz, başkaldırmanız mümkün değildir.

Aslında hayatımızın üzerine kapanan baskı ve zulmü öylesine korkunç kılan, bir karabasana çeviren, bütün kurtuluş yollarını kapatan, bizi çaresiz bırakan o baskı ve zulmün bir parçası olmakta gösterdiğimiz gönüllü başeğiştir. Birileri tehlikeli olmakla itham edildiğinde diğerlerinin onların tehlikeli olduğuna hemen inanmasıdır. Hatta, kendilerine bir suçlu gösterilmesini istekle beklemeleridir. Birileri suçlandığında bütün dostlarının, tanıdıklarının, akrabalarının, suçlayanların yanında yer alması ve bu suçlamadan kendilerine bir zarar gelip gelmeyeceğini hesap etmesidir.

İktidarın ortada dolaşan adamları da bütün bunların farkında olduğu için efendilerinin kudretini ve bizim korkumuzu besleyerek büyütür. Tamda bu nedenle bizi yok eden efendilerin gücü değil, kendi güçsüzlüğümüzdür.

Her sabah yeni bir tehlikeyle uyanıyoruz. Her sabah başka bir tehlikenin haberleri var televizyonlarda. Tehlike olduğuna inanıyoruz, çünkü bize tehlike olduğu söyleniyor. Böyle bir tehlikenin var olduğuna da hep birlikte inanırız, hatta tehlike olarak görülenler bile, hiçbir tehlike arz etmediği hâlde sonunda kendinden kuşkuya düşer, yavaş yavaş tehlikeli olduğuna inanır, bu karabasandan kurtulmak için kendi ölümüne yürür, iktidarın karanlık gücüne boyun eğer, tutsaklığı kabul eder.

Esas tehlikenin şatodaki efendiler olabileceğini aklımıza bile getirmeyiz. Çünkü biz şatonun bulunduğu tepenin eteklerindeki küçük ve sahipsiz köyde yaşıyoruz, görünmez iktidar kavgalarını anlamıyoruz, iktidarın asıl sahiplerini asla bilmiyoruz ve her birimiz bir sabah kapısı çalınan ve neyle suçlandığı belli olmayan ‘Joseph K’ misaliyiz...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89