• BIST 92.962
  • Altın 211,056
  • Dolar 5,4634
  • Euro 6,1556
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 10 °C

Din (İslam), Deizm ve Müslümanlar (2)

Ersin Tek

Bir önceki yazıda şöyle bir ifade kullanmıştım: “... Dolayısıyla “her din bir hayat şeklidir ve her hayat şekli bir dindir” görüşü, genel itibariyle doğru bir görüştür. ...”

Bu ifadeye ilişkin olarak çeşitli itirazlar aldım. Kabul etmem gerekir ki haklı ve yerinde itirazlardı bunlar. Bu itirazları görmezden gelmemiz mümkün değildir.

Önceki yazının başında ifade ettiğim gibi: “Doğrusunu isterseniz dinin ne olduğunu belirlemek son derece zordur. Din belki de bütün insanî kültürel etkinlik alanları içinde tanımlanması, belirlenmesi en güç olanıdır. Dinin tarih içinde birbirinden oldukça farklı örnekleri ortaya çıkmış ve dinler yine tarih içinde birbirinden oldukça farklı, hatta birbirine zıt görüntüler göstermişlerdir.” Bu nedenle zorluğun farkında olarak konuşmak ve meseleyi tüm yönleriyle okumaya ve anlamaya gayret sarfetmek zorunluluğumuz vardır.

Din kelimesi genelde bir ferdin ve kesimin doğru kabul ettiği veya davranışların onunla tanzim edildiği bir şey anlamında kullanılmaktadır. Bu yüzden olacak ki beşeri zihnin ürünü olan ideolojiler bile çıkış yeri ve eğilimlerine dikkat edilmeden bir din olarak adlandırılmaktadır. Bu ideolojiler dinin yerini almış olabilirler ama onları din olarak isimlendirmek ‘din' kelimesini daraltmaya ve yanlış kullanmaya götürebilir. Bu da tehlikeli bir zihin karışıklığına sebebiyet verebilir. (Bugün konuştuğumuz mevzular tam da böylesi bir zihin karışıklığının kendisi veya sonucudur.) Geçerli olan asıl anlamı itibarıyla ‘din' kelimesi en başta beşeri zihnin bir kurgusu olmayan bilakis yaratıcı (tanrı, aşkın güç) kaynaklı birşey için kullanılır. Ancak bu şekilde ona tabiatüstü, vahyedilmiş veya mistik denebilir; amacı da dünya ile yaratıcı arasında etkili bir bağ meydana getirmektir.

Aziz Kur'ân, 'Allah nezdinde tek din islamdır' dediğinde, gerçek islamdan bahseder, yani varoluşsal hakikatten bahseder; yalnızca yeryüzüne sıkıştırılmış, ideolojilere indirgenmiş, iktidar ve rant aracı kılınmış dinden değil. (Zira bu varoluşsal hakikat ne o ne de budur; o beşeri tutumlardan tümüyle bağımsızdır. Bu hakikat ne farklı bir biçimde ifade edildiği için ne de görüşler-zaman değiştiği için değişir; aynı şekilde o ferdin ve toplumum beğendiği veya beğenmediği şeylere uymadığı için de değişmez. Hakikat: insan onu hatırlasın veya hatırlatmasın hep hakikat olarak kalmış ve öyle kalmaya devam edecektir.)

Bu noktada Muddessir Sûresinin 6. Ayeti insanlar-inananlar için çok önemli bir uyarı içerir: ''İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma, ...''

Kanaatimce, bu ayet insanlar (bilhassa dinin kendi mensupları) tarafından salt bir ideoloji gibi algılanan veya indirgenen, iktidar veya daha başka dünyevi kazançlar için araçsallaşmış, sıradanlaşmış, tekleştirilmiş, daraltılmış, saptırılmış, kuşatıcılığından arıtılmış, asli ve derin işlevini yitirmiş dine(fıtrat ya da eğilim ya da yöntem) vurgu yapmaktadır. Bu coğrafyadaki İslamcılar başta olmak üzere çoğu Müslüman, dini(islamı) bir ideolojiye indirgeyerek, komünizmle, faşizmle, nasyonalizmle, sosyalizmle yarıştırma ve çatıştırmaya sebep oldular. Oysa din(islam) bunları aşan ve kuşatan bir yapı(da) idi. Bu kimseler, dini bu şekilde anlamadılar, bozdular ve belki de bilmeden-istemeden dine(fıtrata) savaş açtılar ve savaşı kaybettiler.

Bu kimselerin en büyük hatası, dini (islamı) bir ideoloji olarak algılamalarıydı. Oysa islam, bir dindir, ideolojiler üstüdür ve hatta ideolojileri de kendisi doğurur, şekillendirir. Fakat salt bir ideoloji olarak algılanamaz ve indirgenemez. İndirgendiği anda ise, din olmaktan çıkar, sekülerleşir, işlevini yitirir; Yahudilik ve Hristiyanlık gibi.

İran'lı yazar Abdülkerim Sürûş ‘Kim Savaşım Verebilir’ adlı kitabında bu konuya ilişkin olarak ilginç ve bir o kadarda önemli tespitlerde bulunur: “Kur'ân İslam'ın hem ideolojisi ve hem de dünya-görüşünü içermektedir. Kur'ân'ın Allah’ın varlığından, yaratılışın bir hedefinin olduğundan, meleklerden, gaybtan (bilinmeyenden), tarihsel olaylardan ve benzerlerinden söz eden; ve ister geçmiş, ister şimdiki, ister duyumsanmayan dünyadan  (âlem-i gayb), ister duyumsanabilen dünyadan sözeden bölümleri, İslam'ın dünya-görüşüyle ilgilidir. Ama nasıl yaşanması gerektiğinden, ahlâktan, edepten, fıkıhtan, iyinin ve kötünün ölçülerinden, adâletten, cihadtan, infaktan (ekonomik yardımdan), küfür îman ve bunlara benzer şeylerden sözeden bölümleri, İslam'ın ideolojik yanıyla ilgilidir. Kur'ân her ikisini (ideoloji ve dünya-görüşünü) kapsamaktadır. Belki de Kur'ân'ın Peygamber hakkındaki, “Peygamber halka kitap ve hikmeti öğretmektedir” (3/164) âyetindeki “kitap” dünya-görüşünü ve “hikmet” de ideolojiyi göstermektedir.” Kısaca, “... dünya-görüşü bir nitelemeler bütünü; ideolojisi ise bir görevler bütünüdür.”

Binaenaleyh din sadece soyut bir Allah inancını değil, aynı zamanda O'nun kendini açmasına yani ‘biçim almasına’ inanmayı gerektirir. Bu biçimin taklidi, böylece dinin somut veya pratik yönü haline gelerek onun dünyada işlev görmesinin ve etkili hale gelmesinin aracı olur.

Devam edeceğiz...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89