• BIST 1.110
  • Altın 455,741
  • Dolar 7,2351
  • Euro 8,5204
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 26 °C

Coronavirüs günlerinde hayata tutunmak

Ersin Tek

Aynada son kez kendine baktı, o çok sevdiği saçlarını düzeltti, ayakkabılarını giyip kitabını aldı ve evden çıktı.

Merdivenlerden inerken üst kattaki komşuyla karşılaştı. Adam kafasını kaldırmadan selamsız geçip gitti. Son günlerdeki coronavirüs tedirginliğine bağlayacaktı ama bu adam hep böyleydi. Yıllardır komşu olmalarına rağmen çok nadir selam verirdi, daha doğrusu verilen selama karşılık başını sallardı sadece.

Merdivenleri inmeye devam ederken dedesinin sözlerini hatırladı:

‘‘Oğlum, bazı insanlar hiç değişmez. Onların kafaları, ruhları bulanıktır. Ara ara berraklaşır gibi olur ama aslında berraklaşmaz, hep öyle kalır. Onları da bu halleriyle kabul etmeyi öğrenmelisin.’’

Kimi zaman birilerine kızdığında ya da kızacak gibi olduğunda dedesinin bu nasihatini hatırlardı.

Gerçi ne zaman kızmalı ne zaman susmalı, bunu bilmek o kadar da kolay değil. İçinde bulunduğumuz ana göre koşullar sürekli değişiyor. Çünkü bazen çığlıklar suskunluğa bazen de suskunluklar çığlığa bazen doğru yanlışa bazen de yanlış doğruya dönüşebiliyor.

Apartmanın kapısından dışarı çıkınca onu karşılayan soğuk bir hava oldu. Soğuk havayı yüzünde hissetti. Yaşadığı bu şehir bir türlü ısınmıyordu. Buna alıştırmıştı kendini. Çevresine baktı, mahalle bakkalının önünde duran birkaç kişi gördü. Cadde tarafına baktı, bir kadın ile iki genç adam gördü. Çarşı servisini (minibüsü) bekliyorlardı. Biraz sonra servis görünmeye başladı. Servise yetişmek için adımlarını hızlandırdı. Servis her zamanki gibi dolu değildi, binmesi kolay oldu. Kapı tarafındaki tekli koltuğa oturdu.

Elini cebine uzatıp muavine parayı uzattı. Paranın üstünü alırken birden aklına coronavirüs geldi. Yakın bir zaman önce bir tanıdığından, bu virüsün kağıt para vasıtasıyla çok kolay olarak yayıldığını işitmişti. Bu sözleri hatırladı o an. Dokundum bir kere, ne olacaksa olsun, dedi kendi içinden. Parayı alıp cebine bıraktı.

Montonun cebine eline atıp telefonunu çıkardı. Birden duraksayıp ellerine baktı. Bu ellerle minibüs kapısına, kenarlarına dokundum, muavinin verdiği parayı aldım. Aynı şekilde, bu ellerle elbiselerime ve telefonuma dokundum. Bu virüsü tasarlayan her kimse insanları iyi tanıyor ve anlıyormuş. Kurtuluş olmasın diye her maddeye bulaşacak ve orada kalacak bir şey yapmış. Demek ki, bir şeyi yaparken yaşamın her ayrıntısını ve öncelikle insanı düşünmek gerekiyormuş...

Bu düşüncelere dalmışken yan tarafta oturan yolcuların konuşmalarına kulak misafiri oldu. Konu aynıydı, son günlerdeki salgınla ilgili konuşuyorlardı. Orta yaşlardaki adam, virüs mürüs diye bir şey yok, ben böyle şeylere inanmıyorum. Bunlar ekonomik krizi gizlemek için gündem değiştirme uğraşlarıdır, diyordu. Yanındaki genç adam, nasıl yani, dünyadaki bunca ölüm haberi yalan mı? Hepsi bu kirizi gizlemek için midir? Hayır, yalan olamaz. Diğer şehirlerde yaşayan arkadaşlarım bu hastalık nedeniyle hayatını kaybeden yakınlarının olduğunu söylüyor. Arka koltukta oturan adam da konuşmaya dahil olup genç haklı, dedi. Allah, Çinlilerin belasını versin, her şey onlardan bulaştı bu dünyaya, dedi. Yandaki kadından Amin(!) sesi yükseldi. Biraz sonra servis şoförünün sesi duyuldu, bunu kim yaptıysa Allah onun bin belasını versin inşaallah. Baksana artık yolcu da yok, işlerimiz çok düştü, araba taksitlerimi ödemekte zorlanıyorum. Mecbur tekrar köye döneceğim, oradaki bahçe ve hayvanlarımla ilgileneceğim. Ah, ulan ah!..

Bu konuşmaları dinlerken elindeki akıllı telefondan sosyal medyada gezinmeye devam etti. Bir sayfadan başka bir sayfaya, parmağını bir aşağı bir yukarı çekmeye devam etti. Sıkıldığını, daraldığını hissetti bir an. Baş parmağıyla hızlıca  dönüş tuşuna basıp sayfalardan çıktı, telefon ekranını kapattı. Telefonun siyah ekranından kendisine baktı. Hep aynı şeyler var, dedi, kendi içinden. Sahi bu virüs nasıl bir şey? Kimin işi bu? Çin'den yayıldığına göre onların işi olmalı? Yok yok, ABD Çin'e bunu yapmış olabilir? Ama baksana, Amerika'da da varmış. Acaba ne zaman bitecek bu günler, diye düşündü.

Servis çarşının içine kadar gelmişti.

Müsait bir yer, dedi ve indi. Çarşı boş sayılırdı, eski kalabalıklardan eser yoktu çünkü. İnsanlar dağınık bir hâlde duruyor, arada mesafe vardı. Televizyonlardan, cami hoparlöründen sosyal mesafeyi koruyun diyorlardı her gün. Uzaklık ne kadar acıydı. Elinden gelse dünyadaki tüm uzaklıkları yakın kılmak isterdi. Bugün bunu başaramadığı için içten içe duyduğu öfke artıyor, kendinden uzaklaşır gibi oluyordu...

Kaldırımın orta yerinden yürümeye devam etti. Yine kendi içinde derin düşüncelere daldı; Kâinatın işleyişindeki değişmeler, insanlığın hayatlarında sürekli olarak ciddi kırılma ve değişimleri gündeme getirmiştir.

Bugüne kadar insanlığın hayat ve kâinat algılarında deprem ve savaş kadar ciddi bir kırılmaya yol açan, alışkanlık ve kavramlarını yerle bir eden başka bir olay görmemişti ve düşünmemişti. Bunlar insanlığın yaratıcı güç  karşısında kendi gerçekliğini tanıması ve bunun sonucunda insanlığın gelişimi için bir fırsat veriyordu. İnsanların ruhsal anlamdaki gelişimi kendi insanlığını fark etmesi ve ölümle yüzleşmesiyle mümkündü. Ancak bu son yaşananlar onun düşünce dünyasını allak bullak etmişti.

Düşünceleri ağırlaştıkça adımları yavaşlıyordu. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı, derin bir nefes çekti. Kafasının içinde, arka üst tarafında aniden şiddetli bir ağrı hissetti. Durup eliyle kafasının arkasına dokundu, gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı ve açtı. Yoluna devam etti. Aklından yine bu virüs mevzusu geçti. Bu küçücük görünmeyen düşmanın hayatında sebep olduğu değişikler canını iyice sıkmaya başlıyordu. Ancak birşey de yapamıyordu. Çaresizdi. Bu görünmeyen düşmanın hayatına yeni bir düzen getirmesine ve her şeyi kontrol altında tutmasına içten içe kızgın idi. '’Hayatımın kontrolü benim elimde'’ diyemiyordu artık. Bu da ona zor geliyordu.

Arkadaşlarıyla beraber sürekli olarak uğradıkları lokantanın önünden geçtiğini fark etti o an.  Özler gibi oldu. Şu an açık olsaydı eğer, içeri girip tanıdık yüzlere bir selam verecek ve her zaman oturdukları o masaya yönelecekti. Sonra da sevdiği yemeği isteyecekti. Bu lokantanın yemekleri güzeldi. Ancak diğer tüm lokantalar gibi burası da kapalıydı. Coronavirüse karşı alınan tedbirler kapsamında hükümet tarafından geçen hafta alınan bir kararla lokanta, cafe, vs. tüm yerler geçici bir süre kapatılmıştı.

İçini bir hüzün kapladı, gözleri doldu. İyi biliyordu ki  bu şehirdeki her mekânın bir öyküsü vardı elbette. İster yeni ister eski olsun, bu mekânların da insanlar gibi birer öyküsü vardı: Terk edilmiş, hazin, acı dolu...

"Ah, benim aklım ah!" dedi, yüksek bir sesle. Ne kadar hızlı geçti üniversite yılları! Yıllardır gidip görmek istediğim ama bir türlü fırsat bulup gidemediğim ülkeler, şehirler, mekânlar var… Yıllardır okumak istediğim ama okumaya bir türlü fırsat bulamadığım kitaplar var… Yıllardır içimde bir ateş misali yanıp sönen bu istekler… Hayatımdaki bu isteklere karşı kendimi mahcup hissediyorum şimdi. Onları yapmak için çok geç kaldım.

Gençken bütün yüzler farklı bir yöne bakar, ihtiyarlıkta ise bütün yüzlerin kıblesi aynıdır: kabristan. Kımıl kımıl cevval sorular: Ne olacak ölümden sonar, neyle karşılaşılacak,  bu yıpranmış yorgun bedene ne olacak, ya arkada bırakılan şu kocaman dünyanın hali nice olacak? Bu aralar herkes gibi o da kendine bu soruları sorup duruyordu.

Bu düşünceler onu iyice yormuştu. İnsanın yetişmesi gereken onca şey varken çaresizlik içinde yetişmeye çalışmak istemesi insanca bir şeydi oysa. Bunu unutmuş gibiydi.

Gideceği yere gelmişti.

Dış kapının önünde durdu, kapının koluna uzattı elini. Kolu öylece havada asılı kaldı, biraz sersemlemiş gibi oldu, sağ koluna yayılan inceden bir sızı hissetti o an. Acıyı hissetti, soğuk terler akıyordu yüzünden ve boğazına iğne batar gibi oldu,  korku ve endişeyle karışık bir duygu sardı tüm benliğini. Yoksa...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89