• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 6 °C

Aristoteles ve İdeal Devlet

Ersin Tek

Aristoteles, büyük Yunan filozoflarının sonuncusu ve en etkilisiydi. M.Ö. 384’de Trakya’daki Stageira’da doğdu. Saray doktoru olan babası onu Platon’un Akademi’sine gönderdi. Matematikte C, diğer konularda A düzeyinde bir öğrenciydi. Doğa tarihi alanında Akademi’nin yıldızıydı. Birçok yeri gezdi ve kendi fikirlerini geliştirip sistematikleştirmeye başladı. Ayrıca pratik bir insandır. Doğanın incelenmesine amprik yaklaşımıyla Platon’un idealizmine meydan okudu; gerçekliğin dünyanın ötesinde, formlar âleminde bulunduğunu söyleyen öğretmeninin görüşünü reddetti. Platon'un mağara efsanesine inanmadı. Platon’un rasyonalist tutumuna karşılık Aristoteles, evren ve genel gerçekler hakkındaki tüm cevapların yine bu dünyadan bulunabileceğine inanmıştır. Gerçek örnekler, bireysel güzel şeyler ve adil davranışlar evreni oluşturur.  Aristoteles’te başlangıç noktası soyut akıl yürütme değil ama gözlemlenmiş gerçekliklerdir. Çalıştığı konuya göre bunlar kimi zaman uzuvlarına parçalanmış bir hayvan, kimi zaman adalet hakkındaki bir fikir, kimi zaman da herhangi bir polisin anayasası olabilir. Böylece Aristoteles’in felsefesinin doğal yönü ortaya çıkmaktadır.

Aristoteles 335’te Atina'da kendi okulunu yani Lise'yi kurdu. Bu okul, bir sistematik araştırma merkezi olması bakımından Akademi'yi çok aşıyordu. Aristoteles derslerini öğrencileriyle birlikte yürüyerek verirdi. Bu yüzden Lise'nin öğrencilerine ‘gezginler(peripatetikler)’ dendi. Aristoteles üç yıl boyunca Büyük İskender’e öğretmenlik yaptı. İskender'in 323’te ölmesinden sonra  Atinalılar Makedonya'ya başkaldırdılar. İskender’e öğretmenlik yaptığı için Aristoteles’i hainlikle suçladılar. Aristoteles baldıran zehiri içmek istemediği için sessizce Atina'yı terketti ve iki yıl sonra da Khalkis’te öldü.

Aristoteles ardında bir sürü yapıt bıraktı. Bunların çoğu, belli konularda yapılmış titiz incelemelerdi. Platon gibi eğlenceli bir yazar değildi. Kilise alimlerinden saygı gördü ama Rönesans’ta aşağılandı ve ‘sıkıcı profesör’ damgasını yedi. Bununla birlikte, kapsam ve çoğu zaman da kesinlik bakımından Platon'u aşıyordu. Araştırma konularını bölümlere ve alt bölümlere ayırarak bilgiyi sınıflandırma çabasına giren ilk kişi oldu.

Evrendeki tüm varlıkların nihai bir amaca sahip olduğunu ve bu amaç doğrultusunda değişip geliştiğini düşünen Aristoteles, elbette insanoğlunun da bir nihai amacı olduğu kanaatindedir. Ona göre insanoğlunun nihai amacı iyiye ve mutluluğa ulaşmaktır. Nitekim Aristoteles’e göre “yapılanların amacı olarak mutluluk, kendisi amaç ve kendine yeter bir şeydir.” Mutluluğa ulaşabilmesi için de ‘mükemmel işleyen bir devlet’e ihtiyacı vardı. Toplumların amacı da, mükemmel devlet yaramaktı. Dolayısıyla bireyin mükemmelleşmesi için, toplumun en mükemmel formu olan devlete dönüşmesi gerekiyordu. Buradan çıkan sonuç açıktır; erdemli ve mutlu yurttaşlar olmamız, toplumsal yapıya bağlıdır.

Siyaset ve devlet yönetimine insanın erdemini, mutluluğunu önemseyen bir bakışla yaklaşmak, sadece Antik Yunan ve modern Avrupa uygarlığına indirgenemez tabii. Aynı şekilde bir İslam bilgini olan Fârâbî’ye göre ‘erdemli kent, insanların mutluluğu elde etmek için işbirliği yaptıkları kenttir' ve ahlâk-siyaset ilişkilerinin kurulduğu en önemli aksı, hayatın amacı sorunu etrafında şekillenir. Hayatın amacı bizatihi kendisi iyi ve gaye olarak mutluluk olarak tespit edilir. Fârâbî tarafından mutluluk ise başka bir gayenin aracı olmayıp bizatihi kendisi en yüce bir gaye, ulaşılacak en son yetkinlik ve insanın erişeceği en yüksek iyilik anlamlarında kullanılır.

Peki, Aristoteles’e göre tüm yapılanların amacı olan bu mutluluğun mahiyeti nedir ve bunu hangi bilim araştırır?

Buna göre “insan için iyi” olanı araştıran bilim, en yüce pratik bilim olan politika’dır. Diğer tüm bilimler politika bilimine tabidir ve ona yardımcı olma amacını taşırlar. “Mutluluğun mahiyeti nedir” sorusuna cevap vermek ise bu denli kolay değildir. Nitekim bu soruya verilecek cevap Aristoteles’in tüm siyaset felsefesinin içeriğini belirleyecektir. Bu nedenle, bu sorunun cevabının bulunmasında onun insanın doğasına ilişkin düşüncelerinin ortaya konması gerekecektir.

İnsan politik bir hayvandır!

Siyasal hayvan olarak insan; Aristoteles’e göre insanoğlu hayvanlar ve bitkilerle büyüme ve üremeyi; ayrıca yalnız hayvanlarla da duyumu paylaşır. Bunların hiçbiri insanın karakteristik faaliyeti değildir. Doğada sadece insana özgü olan ve onun diğer canlılarla paylaşmadığı şey, akıldır. Akla sahip olma ve yaşamını akla göre yönlendirme insanoğlunun onu diğer canlılardan ayırt edici özelliğidir. Nikomakhos’a Etik adlı eserinde insanı diğer canlılardan ayıran özellik olarak yalnız onun akıl sahibi olmasını gösteren Aristoteles, daha sonra yazdığı Politika adlı eserinde; “doğa, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dil ve anlamlı konuşma yetisini vermiştir” diyerek bu ayrıcalığa konuşma yetisini de katmıştır. Nitekim dile sahip olan insanoğlunun anlamlı konuşabilmesi Aristoteles’in insanoğluna atfettiği akıl sahibi olma özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bundan Aristoteles’in, insanoğlunun sahip olduğu aklı sayesinde önce dili yarattığı sonra da onun aracılığıyla diğer insanlarla iletişim kurduğuna inandığını ima ettiğimiz sonucu çıkarılmamalıdır. Dil, insanların karşı karşıya geldiği ilk günden itibaren iletişim kurma ihtiyacından kendiliğinden doğan ve gelişen bir araçtır. Bu çerçevede dil yaratılmaz ama öğrenilir. Aristoteles’e göre insanoğlu da sahip olduğu akıl sayesinde, kurallarını ve kelimelerinin anlamlarını öğrendiği bu dili anlamlı bir şekilde kullanacaktır. Aristoteles, insanoğlunun onu diğer canlılardan farklı kılan bir başka yönünü de, hayvanlar âleminden yaptığı bir gözlemden yola çıkarak ortaya koyar. Buna göre insan, hem topluluk halinde yaşayan arı, karınca gibi ortak yararı gözeten hayvanlar sınıfının, hem de at, inek gibi topluluk halinde yaşayan fakat ortak çıkarı gözetmeyen hayvanlar sınıfının özelliklerine sahip olması niteliğiyle de diğer hayvanlardan farklıdır. Ona göre insan hem ortak çıkarı hem de kişisel çıkarı gözeten bir canlıdır. Tüm bu ayırt edici özellikleri arasında insanoğlunun en üstün niteliği akıl sahibi olmasıdır. Aristoteles’e göre insanoğlu aklı sayesinde kendisi için en iyinin ne olduğunu algılama ve bu doğrultuda hayatını düzenleme kapasitesine sahiptir. Bu niteliği sayesindedir ki insanoğlu, anlamlı bir şekilde konuşabilmekte ve kendi kendine yeter bir hayata ulaşabilmek için toplum halinde yaşamaya geçmektedir. İlk bakışta “kendine yeter bir hayat” ifadesiyle, “toplum halinde hayat” ifadeleri arasında bir çelişki var gibi gözükmektedir. Ancak onun şu sözleri bu çelişkiyi ortadan kaldırmaktadır: “Kendine yeterden kasteddiğimiz, kişinin tek başına olması, yalnız bir hayat sürmesi değil, ana-babası, çocukları, karısı, dostları ve yurttaşlarıyla birlikte olmasıdır, çünkü insan doğal yapısı gereği toplumsaldır.”

Aristoteles bir yandan yasaya bireyler arasındaki anlaşmazlıkları çözme görevini verirken diğer yandan da onu egemenin otoritesini sınırlamakta bir araç olarak kullanır. Nitekim onun şu sözleri bu fikri destekler mahiyettedir: “Yasanın egemen olmasını isteyen, başka hiçbir şeyin değil, yalnız Tanrı’nın ve zekanın egemen olmasını istiyor demektir; bir insanın egemenliğini isteyense, bir vahşi hayvan gibidir ve güçlü duygular yöneticilerin ve insanların en iyilerini bile baştan çıkarır. Yasada tutkuları olmayan zekayı bulursunuz.” Aristoteles’in bu sözleri onun “anayasal yönetim” anlayışına sahip olduğunun delili olarak görebiliriz. Aristoteles’in anayasal yönet₺im anlayışının üç ana öğesi vardır: Bu öğelerden ilki, belli bir bireyin veya sınıfın yararına olan hizipçi veya tiranca bir yönetimden farklı olarak kamu yararına bir yönetimin varlığıdır. İkinci öğe, gerek yönetimin keyfe bağlı fermanlara göre değil de genel düzenlemelere göre yürütülmesi anlamında, gerekse daha az kesin bir belirleme olan yönetimin kurulu düzenin mevcut adet ve geleneklerine karşı çıkmaması anlamında yasalara dayanan bir yönetimdir. Üçüncüsüne göre ise anayasal yönetim, yalnızca kaba kuvvetle desteklenen bir despotluktan farklı olarak, rıza gösteren uyrukların yönetimi demektir.

En iyi rejimin monarşi mi yoksa aristokrasi mi olduğuna ilişkin böyle bir tartışma olmasına karşılık ikinci en iyi rejimin ne olduğu hususunda Aristoteles nettir. Ona göre ikinci en iyi rejim demokrasi ve oligarşinin karışımından oluşan polietia adlı karma rejimdir. Bu rejimle Aristoteles, Eski Yunan’ın en büyük hoşgörüsüzlük kaynağı olan demokratlar ve oligarklar arasındaki ideolojik çatışmayı kontrol altına almayı amaçlamıştır. Bu iki sınıf, politeia adlı rejimde birbirlerini dengeleyip frenleyeceklerdir. Bu rejimde hem demokrasiden hem de oligarşiden özellikler bulunacaktır. Örneğin demokrasilerin bir özelliği olarak fakir halk kitlelerinin siyasal karar alma süreçlerine katılmasının önünde mülkiyet sahibi olma kriteri ya hiç yoktur ya da düşük bir mülkiyet sahibi olma zorunluluğu vardır. Öte yandan oligarşilerde makamlara gelmede seçim mekanizması kullanılır. Zira Eski Yunan dünyasında seçimlerin oligarşik bir metot olduğu düşünülürdü. Bu çerçevede demokratik bir özellik olarak Politeia’da siyasal katılımın önünde ya hiç mülkiyet şartı olmayacak ya da düşük bir mülkiyet yeterli olacaktır. Aynı zamanda politeia’nın oligarşik bir yönü olarak kimi makamlara gelme seçimler temelinde olacaktır.

Aristoteles’e göre bu rejim sayesinde iki uç olan demokratlar ve oligarklar orta bir noktada buluşacaklardır. Zamanla hali vakti yerinde geniş bir orta sınıfın doğması beklenir. Böyle bir sınıfın varlığı rejime istikrar getirecektir. Bu rejimde demokratlarla oligarkları bir arada tutan şey(ler) rejimin yasaları olduğu kadar, Aristoteles’in “siyasal dostluk” dediği kavramdır. Siyasal dostluk, yakın arkadaşlar arasında var olan dostluk anlayışından farklı olarak vatandaşlar arasında var olan bir dostluk türüdür. Bunun ortak bir kültüre, ortak bir tarihe ve ortak bir kadere sahip olmaktan doğduğu düşünülebilir. Ancak bu bağın derinliği ve kapsayıcılığı hususunda da çok fazla ısrarcı olmamak gerekir. Zira demokratlar ile oligarklar gibi pek de birbirinden haz etmeyen sınıflar arasında mevcut bir bağ söz konusu olduğunda bu bağın çok güçlü bir bağ olmasını beklemek gerçekçi olmaz. Aristoteles’e göre politeia bağlamında siyasal dostluk ortak bir iyi hayat anlayışına sahip olmaktan ziyade, ortaklaşa paylaşılan kamusal meselelere çözüm bulmaya yönelik müzakereye açık olma, kendi dünya görüşünde ısrarcı olmama tutumu olarak düşünülebilir.

Aristoteles’in politik istikrar için bildiği formül, tiranlıkla demokrasi arasında bir ‘denge unsuru’ olarak güçlü bir orta sınıfın yaratılmasıydı. Aristoteles, köleliğe karşı çıkmadı. Kadınların özgürlüğe ve politik haklara sahip olmasını uygun görmüyordu. Fakat kendi kölelerini serbest bırakmayı yeğlemiştir.

Aristoteles, ‘Demos'un yani Halkın yönetimi anlamına gelen Demokrasiye olumlu bakmıyordu. Demokrasi karşısında Platon kadar önyargılı değildi ama Demokrasiyi en erdemli üç yönetim biçimi olan Monarşi, Aristokrasi ve Politeia'nın gerisinde görüyordu. Politeia adıyla demokrasinin niceliği ve aristokrasinin niteliğini birleştiren bir yönetim biçimini savunması, kitlelerin artan gücünün farkında olduğunun bir göstergesidir. Fakat yine de Aristoteles, en erdemli ve nitelikli insanların aristokratlar arasından çıkabileceği önyargısını aşamamıştır. Buna rağmen siyasete yüklediği ahlâki anlam, insan erdemi ve mutluluğuna verdiği önem ve devleti ahlâki gerekçelerle tanımlama ısrarı, onu günümüze kadar gelen bu siyaset anlayışının önemli isimlerinden birisi yapmıştır.

Sözün kısası; Tarih siyaset teorileriyle doludur. ‘İdeal Devlet’ üzerine sayısızca kitap yazılmıştır. Tarih boyunca siyaset ve devlet tartışması daima ola gelmiştir. İnsanlığın en kadim tartışması tanrıdan sonra ‘devlet’ üzerine olmuştur diyebiliriz. Aristoteles de geçmişte ve kendi döneminde yaşayan 150’ye yakın kent devletinin anayasalarını sınıflandırarak ‘ideal devlet nedir?’ sorusuna yanıt aramıştır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89