• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 15 °C

ABD’de “derin kriz"; Kürdler’de “derin endişe”...

Ersin Tek

Hem dünyada hem Ortadoğu’da çok büyük çatışmalar ve gerilimler sürmektedir. Çoğunlukla devletler(gizli servisler) ve örgütler(karmaşık yapıdaki oluşumlar) arasında yürütülen gerilimler ve çatışmalardır bunlar. Buradaki tüm stratejiler de egemen güçler tarafından planlanıyor ve yürütülüyor. Asıl amaç egemen ulus devletlerin bekasını korumak ve enerji ihtiyacını sağlamakla birlikte, kitleleri yönlendirmek ve yönetmektir. İnsanların beyinlerine hitap eden savaşlardır da diyebiliriz. Askeri müdahaleler de bu işin olmazsa olmaz birer parçası durumundadır.

Suriye'de uzun bir zamandan beri maddi ve insani açıdan bilançosu ağır olan bir savaş sürmektedir. Savaş devam etmekteyken, savaşın en etkili ve güçlü aktörü olan ABD'nin başında bulunan Donald J. Trump, Suriye’deki ABD kuvvetlerini geri çekeceğine yönelik bir beyanda bulundu. Bu beklenmedik hamle, herkeste bir şok etkisi yarattı ve gündemin öncelikli konusu haline geldi. Şu an herkesin merak ettiği ve sorduğu şey; ABD ne yapmak istiyor? ABD gerçekten Suriye'den çekilecek mi? Bundan sonra ne olacak?

Naçizane fikrim: ABD, bir yere gitmiyor. ABD Irak’ta var, Türkiye'de var, Ortadoğu'nun her noktasında var. Dolayısıyla bir yere gitmiyor. Zaten nereye gidebilir ki? ABD'nin bugününe ve geleceğine ilişkin bütün politika ve stratejiler bu coğrafyadan hareketle oluşturulmuşken, ABD'nin gidişi mümkün değildir. Yani, ABD istese de gidemez...

Çünkü ABD’nin politika yapıcıları iyi biliyor ki; Büyük Ortadoğu’da etkili olan güç, dünyanın en büyük gücü haline gelir. Avrupa etkili olursa, Avrupa dünyanın en büyük gücü haline gelir. Rusya kontrol ederse, Rusya en büyük güç olur. Süpergüç ABD bu bölgeleri kontrol edemezse büyümesini veya büyük olarak kalmasını bırakın küçülmek zorunda kalacak ve dünya üzerindeki etkisini yitirecektir. Yalnızca askeri ve siyasi bakımdan değil, ekonomik ve demokratik düzeyinin de gerilemesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu yüzden ABD'nin ‘Büyük Ortadoğu Projesi'nden vazgeçmesini beklemek yanlış olur.

Ortadoğu ülkeleri çok büyük enerji kaynaklarına sahip ve bu ülkeler kaynakları kendi başlarına kullanacak veya aktaracak güçten ve imkânlardan yoksun görünüyorlar. Aynı zamanda bu kaynakların başkalarına aktarılma mecburiyeti vardır. ABD ve diğer küresel güçler bu durumun farkındalar; ABD’nin Ortadoğu'daki varlığı kendisine çok büyük ekonomik yararlar sağlamaktadır. ABD senede milyarlarca dolarlık dış ticaret açığı veren bir ülke ve bunu da başkaları finanse etmektedir. Bu bir nevi kaynak aktarımıdır ABD'ye. Bu kaynak aktarımının kesilmesi halinde, ABD ekonomisi hızlı bir daralmaya maruz kalacak ve küçülecektir. Amerikalılar bu gerçeğin bilincinde...

Suriye dediğimiz yer, ABD için iki adımlık yoldur. ABD, Suriye'yi Irak, Türkiye veya Ortadoğu'nun herhangi bir noktasında da kontrol edebilir. Enerji kaynaklarına hakim olmak demek, petrol kuyularının başında sadece asker bulundurmak değildir. Piyasaya hakim olduğunuz zaman, zaten o alanları kontrol etmiş oluyorsunuz. ABD'nin bu konuda herhangi bir rakibi söz konusu değildir.

O halde mevzu nedir? Asıl mevzu, ABD'nin iç siyasetinde yaşanan krizdir. Suriye konusunda farklı düşüncelere sahip oldukları bilinen Beyaz Saray ile Pentagon arasındaki görüş ayrılığı bir kez daha kendini gösterdi; Başkan Trump, “IŞİD'i yendik, işimiz bitti ve Suriye'den çekiliyoruz" dedi. Ancak Pentagon, ABD (ve aynı zamanda Batı) kamuoyu ve ABD'nin derin politika yapıcıları Trump'la aynı çizgide olmadıklarını ve buna karşı olduklarını açık bir biçimde ifade ettiler. ABD iç siyasetindeki kriz önümüzdeki günlerde daha da derinleşecek gibi görünüyor. Beyaz Saray ile Pentagon arasındaki görüş ayrılığı (güç mücadelesi) yeni suçlamalar ve istifalarla daha da sertleşerek devam edebilir...

Bütün bunların yanısıra, bir gerçek var ki; ABD, Ortadoğu’da zulme maruz kalmış ve her türlü doğal halklarından mahrum bırakılmış olan insanlar için bir umuttur. Amerikalıları bir araya getiren şey, evrensel bir ideolojidir. Son üç asırdır, Amerikalılar kendilerini dünya çapında liberal devrimin öncüleri olarak görmüşlerdir ve görmeye devam etmektedirler. Daha başlangıçtan itibaren dış politikaları sadece maddi ulusal çıkarlarını savunmak ve geliştirmek olmamıştır. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda, Benjamin Franklin şöyle demişti: “Sadece kendimiz için değil, bütün insanlık için savaşıyoruz.” Bu söz doğru olsun ya da olmasın, Suriye, Irak ve Ortadoğu’nun savaş, katliam, göç ve yıkıntılara maruz kalmış bölgelerinde yaşayan insanların huzur ve güven içerisinde yaşayacakları bir düzenin tesisini sağlamak öncelikle ABD'nin işidir. DAİŞ'in yeniden canlanmasına veya yeni çatışmaların-katliamların doğmasına zemin hazırlayacak her türlü girişimin engellenmesi, mevcut kaos ve belirsizlik sürecinin hızlı bir biçimde aşılması ABD'nin sorumluluğundadır. ABD, bu işin sorumluluğunu hiçbir güce devredemez veya erteleyemez. ABD, Esad rejimi başta olmak üzere her türlü otoriter rejimin ve silahlı gücün hegemonyasını sınırlandırmak veya sonlandırmak; eşit, özgür, adil ve demokratik bir sistemin inşasını sağlamak için kararlı adımlar atmak zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Bu tarihsel bir zorunluluktur; ABD'nin Suriye'deki varlığı ve davranış tarzı, bu açıdan özellikle önemlidir. Risk altında olan sadece Suriye ve Ortadoğu’nun geleceği değil, aynı zamanda ABD'nin ünü, güvenirliği ve dünya lideri olma yasallığıdır. Tarih ve insanlık, ABD'yi dünyada demokratik bir barış düzeni sağlamak konusunda gerekenleri yapıp yapmadığıyla yargılayacaktır.

Ayrıca ABD, yeni çözüm stratejileri de geliştiriyor. Mesela Kerkük'ün işgali esnasında bunu yaptılar; Güçlerini geri çektiler, bazı güçlere yol verdiler, yokmuş gibi davrandılar ama sonra güçlü ve akılcı bir hamleyle geri dönüp, tarafları istedikleri sonuca razı bıraktılar, kendilerince en uygun çözüm formülünü oluşturdular. Suriye'de de aynı şeyi yapabilirler ve yapacaklar. ABD uzun vadeli hesapları ve stratejileri olan bir ülkedir; güçlü politikalar ve stratejiler üreten kurumlara sahip bir ülkedir. ABD, bu şekilde yönetiliyor. Üçüncü sınıf ülkelerde olduğu gibi, işi şansa ve tek bir adama bırakmıyorlar, bırakmayacaklar...

Uzun vadeli hesap ve stratejileri olmayanlara gelince, onlar şimdi ağlıyor, küfrediyor veya olan bitenden kendilerine pay çıkartmaya çalışıyor. Fakat yalnızca kendilerini kandırıyorlar.

Amerikalılar Suriye’nin bütününde istikrardan ziyade Batı Kürdistan ile, yani Rojava'yla ilgileniyorlar. Güney Kürdistan'da yaşanan süreçler ve son birkaç yıldır yaşanan gelişmeler bunu gösteriyor. ABD her dönemde ve her parçada Kürdlere bir statünün verilmesi ve bunun güvenceye alınması için çalıştılar. Bu inkâr edilemez bir gerçektir.

ABD'nin bu çabaları başta Rusya’nın ve bölge devletlerinin çıkarlarının ters olduğu için ABD'nin bölgedeki güçlerine ve operasyonlarına hep karşı çıktılar ve çıkıyorlar. Kürdlerin ABD desteğini almasını ve kalıcı kazanımlara sahip olmasını engellemeye çalıştılar ve çalışıyorlar. Bunun için de her türlü işbirliği içerisine girmeye ve her türlü tavizi verdiler ve vermeye hazırdırlar. Dolayısıyla bugün Beşar Esad'ı destekliyorlar ve desteklemeye de devam edecekler.

Kaldı ki, Kürd oluşumlar içerisinde Rusya ve bölge devletlerine yaklaşımı ve ilişki düzeyini tam olarak bilmiyoruz. Bu oluşumların yüzde yüz bu devletlere karşıt olduğunu veya ilişki içerisinde olmadığını düşünmek de yanlış olur. ABD de bu durumun farkında ve ona uygun bir strateji izliyor...

Irak Savaşı’ndan sonra üzerinde en çok spekülasyon yapılan konulardan birisi de İsrail ile Kürdler arasındaki ilişki olmuştur. Bugün de aynı spekülasyonlar söz konusudur. Bu nedenle, İsrail ve Kürdler için de bölge devletleri Ortadoğu’da önemli bir sorun teşkil etmektedir. İsrail’in  ve Kürdlerin, Suriye'ye ilişkin değerlendirmelerinde bölge devletlerini göz ardı etmemek gerekmektedir. İsrail ve Kürdler için en iyi senaryo ABD tarafından kontrol edilen zayıf bir Irak ve Suriye'dir. Yani güvenlik dengesi nedeniyle Irak ve Suriye'nin parçalanması bir tehlike yaratabilir.

Son olarak; Trump'ın bu en son hamlesi, Rusya ile, Suriye konusunda ortak bir yol haritasının belirlenmesini ve bundaki sonraki süreçte tarafların siyasal çözüme yoğunlaşmasını sağlayabilir.


Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89