• BIST 108.489
  • Altın 152,396
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 11 °C

Yeni bir dünya arıyorum

Ersin Tek

Yüreğim daralıyor, nefes almakta zorlanıyorum.

Sağ dizimdeki ağrılarım gittikçe artmakta ve de çekilmez olmakta.

Dizimi bükmeye korkar oldum, kıkırdama, çıtırdama sesleri işitiyorum.

Namazlarımı kılmakta eskisi gibi güçlü değilim, zorlanıyorum.

Asırları aşmış olan ruhum ağırlaşmış, genç bedenimi bitkin düşürüyor.

Çürüyorum.

Günlerdir sağlam, dayanaklı herhangi bir şeye tutunmayı, çok umutsuz bir arayış da olsa içinden geçtiğim şimdiki anı yeniden bulmayı, onu yerine yerleştirerek genişletmeyi, daha rahatça nefes almayı deniyorum.

İnsanoğlunun kirli ve kanlı ellerinin değmediği, zamanın soluğunun yetişmediği bakir bir dünyayı yeniden yakalamak için içimin en derinlerinde yolculuğa çıkıyorum.

Her zamanki gibi yalnız başımayım.

Allah ve Ben…

Azığım ise bir kitap, birkaç kelime ve bir parça sessizlik.

Gerçekten bu yolculuğum, yeni bir dünya bilinciyle, yeni bir huzur arayışıyla, çevremde yaşanan olayların korkunç hızını ve aceleciliğini yavaşlatıyor.

Belki de bana öyle geliyor.

Ama iyi geliyor, biraz da olsa sakinleşiyor beynimdeki sancılar.

Kalbim ise Allah’a emanet.

Bu yüzden içimin derinlerinde, kalabalık düşlerimin arasında geçirdiğim o anlar, alışkanlıklarla yıpranmış, bozulmuş, eskimiş, hiçbir tılsımı kalmamış yıllarımdan daha yeğdir.

Alışkanlıklar veya süfli ihtiyaçlar/hevesler parlatıyor zamanı, cilalı bir parkenin üzerinden kayar gibi uçup gidiyor insan.

Bunun için yeni bir dünya arıyorum. Daima yeni kalabilen, daha rahat nefes alabileceğim bir dünya, genç bir dünya, mutlakın dünyası.

Galiba bu cennettir.

Cenneti istiyorum.

Yavaşlıyorum.

Oraya bir an önce gitmek için yavaşlıyorum. Hız cehennemdir çünkü ateşe götürür.

Hızla uçuruma akan şu dünyanın içinden kendimi çekip alıyorum.

Düşüşü hızlandıran zamandan kaçıyorum, uzaklaşıyorum kısa süreliğine.

Kaçışın geometrik hızı hiçliğe fırlatıyor beni.

Sığınıyorum.

Biraz da çaresizlik işte…

Teslim oluyorum.

Dönüp etrafıma bakıyorum.

Burasını hüzün yönetiyor.

Ne kadar süredir buradayım, onu da bilmiyorum.

Sanırım zamanı karıştırdım.

Unuttum.

Hatırladığım veya hissettiğim tek şey; annemden ve küçük yeğenimden ayrı düştüğüm için sık sık hüzünlendiğim...

Alışamıyorum bu ayrılığa.

Özlediğim sadece annem ve küçük yeğenim mi?

Sanki bu özlemin gelip gitmesi zamanın içinde olmuyordu, uzayımsı genişlikte bir yakınlaşıyordu, bir uzaklaşıyordu…

Şimdiki zamanda bir kocaman boşluktu bu.

Bu kocaman boşlukta duruyordum çoğunlukla.

Dururken belli belirsiz bir imgesi olan, ama biraz düşününce zihnimde iyice aydınlanan Gever’deki evimizin bahçesi, kerpiçten yapılmış duvarları, küçük odam, kitaplarım, annem, küçük yeğenim, bana cennetin bir kopyası olarak görünen bahçemizdeki ağaçların arasında gezip tozmalarım, dostlarımla kaçak çay keyfi yapmalarım geçiyor gözlerimin önünden.

İrkiliyorum.

İçimin bir yerleri fena acıyor.

Evin, bahçenin, anılarımın yakılıp yıkılmış son halini gördüğüm için miydi bu acı, yoksa bir daha geri dönmeyecek an(ı)ların acısı mıydı?

Bilmiyorum.

Hatırladıkça acım daha da büyüyor.

İnsanlığımdan korkuyorum.

İnsandan önce dünyada yaşamış olan cinleri ya da insan görünümlü, hayvan fıtratlı canlıları düşünüyorum. Rablerine karşı gelmiş, bozgunculukta ileri gitmiş, kan dökmüş, azabı hak etmiş o canlılar…

Bilinmeyen zamanlarda, belki de daha zaman yaratılmamışken bu canlıları yok etme işini Azazil, yani diğer ismiyle İblis üstlenmişti.

Ve aynı İblis, yeryüzündeki âdemin(insanın) ruhunu ve bedenini yaratılışın dışında bozma işini de üstlenmiş. Davasını da, Allah’ın yarattığını değiştirmek, insanı insanlığından çıkarmak, fıtrata müdahale etmek olarak haykırmış…

Kararlı.

Kıyamete kadar sürecek diyor.

Apaçık bir hüsran…

İçimin derinliklerine kadar uzanıyor bu hüsran, değiştiriyor, bozuyor.

Yorgun düşüyorum.

Durmadan hüzünleniyorum.

Özlüyorum.

Yolculuğum uzuyor.

Dizimdeki ağrılar gittikçe çoğalıyor.

Nefesim azalıyor.

Ben bende değilim artık.

Hiç olmadım galiba.

Çünkü ben hep güzel masalları seviyorum, yeni yalanları, yeni dünyaları…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89