• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 18 °C

Ulus Okullar Başöğretmenliği

Roni Margulies

İki yıldönümü denk düşüyor kasım ayına.

Birini, biraz yarı gönüllü de olsa, kutlar gibiyiz. Diğeri sessiz sedasız geçti.

Güzel ülkemizin günümüze nasıl geldiğine ışık tutan yıldönümleri bunlar.

Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan öğrendiğime göre, şu:

“Harf Devrimi, Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı ‘Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecine genel olarak verilen isimdir. Bu yasayla o güne kadar kullanılan Osmanlı Alfabesi'nin yerine Latin Alfabesi'nin Türkçeye uyarlanmış bir biçimi kabul edildi.

Bakanlar Kurulu, Ankara'da 11 Kasım 1928 tarihinde yaptığı toplantıda Mustafa Kemal Atatürk’e Ulus Okullar Başöğretmenliği ünvanını layık gördü. 24 Kasım 1928 tarihinde ise Mustafa Kemal Atatürk, Bakanlar Kurulu’nun bu ünvanını kabul etmiştir ve Atatürk'ün 100. doğum günü olan 1981 yılından itibaren 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.”

Sokaklarda “Öğretmenler Gününüz kutlu olsun” pankartlarını görmüştüm de, bu günün mana ve ehemmiyetini tam da kavrayamamıştım doğrusu.

Kenan Evren ve arkadaşlarının eğitim, öğretim, ilim ve irfan düşkünü olduğunu, öğretmenlere özellikle değer verdiklerini tahmin edebiliyordum elbet, ama Öğretmenler Günü’nü onlara borçlu olduğumuzu gözden kaçırmışım.

Dostum Adem Seleş, Konya Merhaba gazetesinde yayımlanan “24 Kasım ve Sıfırlanan Bellek” yazısını göndermiş de, bu mutlu günü 12 Eylül döneminde kutlamaya başladığımızı öğrenmiş oldum.

Şöyle yazmış Adem:

“Bu ülkede harf devrimi yapıldığı için bir tarihimiz, bir geleneğimiz yok.

Asıl tarihimize, kadim geleneğimize ait kelime ve kavramlarla düşünemediğimiz ve üretemediğimiz için taklitçilikten ve zilletten kurtulamıyoruz.

Bize dayatılan yanlışları bir lütuf gibi görüp hiç zorlanmadan yerine getiriyoruz.

İngiliz gibi düşünüyor, Amerikalı gibi yazıyor, Fransız gibi okuyoruz. Bütün bakış açılarımız ithal.

Öğretmenler Günü gibi darbe ürünü kutlamaları ve ritüelleri aşamayan bir toplum kendisine yeni bir anayasa yapamaz.”

Harf Devrimi, Ulus Okullar Başöğretmenliği ve Öğretmenler Günü’nüz kutlu olsun! Bildiğiniz gibi, hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Kasım ayı bir de 1942’de Varlık Vergisi Kanunu’nun Meclis’te kabul edilişinin yıldönümüdür.

Başbakan Şükrü Saracoğlu 11 kasım günü kanunun amacını şöyle açıklar:

“Bu kanun ile takip ettiğimiz hedef, tedavüldeki paraları azaltmak ve memleket ihtiyaçlarımıza karşılık hazırlamaktır.”

Savaş yıllarının enflasyon baskısı böylece hafifletilecektir. Karaborsacılık yoluyla para kazanan ve halkın nefretini üzerlerinde toplayan vurguncuların aşırı kazancı da vergilendirilmiş olacaktır.

Çok makul, değil mi?

Ama bir gün önce basına kapalı olarak yapılan toplantıda aynı Saracoğlu aynı kanunu Meclis’teki CHP grubuna şöyle izah etmiştir:

“Bu kanun aynı zamanda bir ihtilal kanunudur! Bize iktisadi istiklalimizi kazandıracak bir fırsat karşısındayız: Piyasamıza hakim olan gayri Türk unsurları bu sayede bertaraf ederek Türk piyasasını Türk tüccarlarının ve Türklerin eline vereceğiz. İstanbul’daki gayrimenkullerin Türklere intikalini yine bu sayede temin edeceğiz. Gayrimenkullere tarh edilecek vergilerin ancak dörtte biri Türklere tahmil edilecektir.”

Bu “gayrı Türk unsurlar” kimlerdir? Amerikalı mı, Alman mı, Zanzibarlı mı?

Kim olduklarını dönemin İstanbul Defterdarı Faik Ökte anılarında anlatmış:

“Cetveller M ve G diye ikiye ayrıldı. M Müslüman grubu, G gayrımüslim ekalliyetleri temsil ediyordu. Daha sonra bu harflere, dönmeler için D, ecnebiler için E harfleri katılacaktır.”

Yani devlet, kendi vatandaşlarını “Türk” ve “gayrı Türk” olarak ikiye ayırmış. “Gayrı Türk” olanların gayrı Türk olduğu da “gayrımüslim ekalliyet” olmalarıyla tanımlanmış.

Ve devlet kendi vatandaşlarından dinlerine göre vergi almış. Böylece vatandaşların bir kısmı vatandaşların diğer kısmına karşı “iktisadî istiklal” kazanmış!

Ben bu yıldönümlerini kutlamayı ihmal ettim.

Onun yerine, bugün saat 15:00’te Tünel’den Taksim’e yapılacak olan “Kardeşlik, Adalet, Barış” yürüyüşüne katılacağım.

Çeşitli densiz ve zirzop yazarlarla şiddet, savaş, eleştiri tartışması yapmaktansa, barış için Batı’da güçlü bir ses çıkarmayı daha önemli buluyorum çünkü.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89