• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin -1 °C

Kürdler ve siyaset bilmemezlik

Ersin Tek

Konunun daha iyi anlaşılması için biraz geriden gelerek söze başlamak gerekir.

Mem û Zîn’in yazılmasının üzerinden 350 yıla yakın bir süre geçti. Bu süre zarfında Kürdlerin siyasal, toplumsal ve kültürel yaşamlarında herhangi büyük bir değişim ve iyileşme gerçekleşmedi. Bugün hâlâ aynı şeyleri yaşıyor ve tartışıyoruz. En basitinden bugün bile bazı Kürdlere Seydayê Xanî’nin o gün yaptığı gibi ‘Kürd ittifakını, ittifakın gerekliliğini ve faydalarını’ izah etmeye çalışıyoruz.

Ancak çoğu zaman izah edemiyoruz, izah etmekte zorlanıyoruz. Tabii bu zorlanmanın sebebi yalnızca bizler değiliz. Karşımızdakilerin de bir noktaya saplanmış olmaları, kişisel/grupsal çıkarlarının ya da bir şeylerin onların işlerine gelmiyor olması, ya da başka sebepler, vs. mevzunun izahını ve anlaşılmasını zorlaştırıyor.

Kürd halkının kendi kurtuluşunu gerçekleştirmek için yüzyıllardır kesintisiz bir mücadele süreci içinde olduğu ve bu doğrultuda sayısızca bedel ödediği herkesçe kabul edilen bir gerçekliktir. 19. Yüzyılın başlarından bugüne kadar Kürd halkı, kendi ülkesini işgal edenlere karşı kendi özgürlüğünü kazanmak için sayısızca başkaldırı ve direniş göstermiştir. Ancak Kürd halkı bu başkaldırı ve direnişlerinde istediği zaferleri elde edememiştir. En önemlisi de Kürd halkı bütün bu kararlılığa ve bedellere karşın, Araplara ve bölgenin öteki uluslarına ‘‘verilen’’ türden bir devlete ve bağımsızlığa kavuşamamıştır. İngiltere ve Fransa, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı toprakları, kendi aralarında paylaşarak uzun vadeli çıkar ve stratejilerine uyacak yeni ulusal devletler yarattılar. Kürdistan 1920 tarihli Sevr Antlaşması’yla İtilaf Devletlerinin ve 1922’de İngiltere’nin söz verdiği siyasal varlıktan yoksun bırakıldı. Türkiye’yle 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, Kürdistan’ın yoğun nüfuslu yöreleri yabancı yönetimi altına girdi. Böylece Kürd Ulusu etnik ya da tarihsel etkenleri gözetmeyen yapay sınırlarla bölündü. Lozan Antlaşmasının bir sonucu olarak, Türkiye’deki Kemalist rejim, Kürd kasaba ve köylerini yıkarak, Kürdler üzerinde baskı ve asimilasyona girişti…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Kürdlerin ve Kürdistan’ın durumu daha da kötüleşmiş, parçalanmışlık ve trajedi büyümüştür; Kürdler asimile edilmiş, kendi benliklerinden uzaklaştırılmış, Kürdistan kendi kadim ismini(sınırlarını) kaybetmiş, yerli-azgın devletler arasında bölüştürülmüş ve tüm zenginliklerini yitirmiştir…

Egemen devletler, Kürdlerin kendi geleceklerini belirlemeleri bir yana, bağımsız bir ulus olarak varolma haklarını bile göz ardı ettiler. Böl ve yönet politikasını esas alarak Kürdistan’ın bütün doğal kaynaklarını, özellikle de petrolünü denetim altına aldılar. Bu yüzden Kürdlerin ve Kürdistan’ın durumu iyi değil.

İşte tamda bu noktada; her Kürdün yapması gereken şey, bu elde edilememiş zafer(yenilgi)ler üzerinde durup düşünmesi ve gerçekçi analizler ve çözümler üretmesi gerekiyor.

Ve tabii ki, bu analizler ve çözümler yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalıdır. Hatta bugün çokça işlev gören ‘sosyal medya’ gibi aldatıcı ve kafa karıştırıcı bir alana da sıkışmamalı, buradan dışarıya taşmalı ve gündelik hayatta karşılığını bulmalıdır. Yaptığımız analizler ve çözümler, Kürdlerin özlemlerine ve ihtiyaçlarına cevap olmalıdır. Kürd halkının şu an içinde bulundukları gerçekliğe uygun olmalıdır. Bu çok önemli bir noktadır. Bunu doğru anlamak gerek.

Hdp, Hereketa Azadî ve Kürdistan’da oluşturulmuş yeni siyasi grupların farkı ve değeri tamda bu noktada ortaya çıkıyor. Bu siyasi gruplar, kendi halkının gerçekliğine(özlemlerine ve ulusal birlik ihtiyaçlarına) sağlam bir cevap olarak ortaya çıkma zorunluluğuna sahiptir. Aksi takdirde ölü doğmuş partiler/hareketler olacaklardır ve zararı çoğaltmaktan başka bir işe yaramayacaklardır.

Birçok Kürd aydını ve siyasetçisi, daha önce bahsettiğimiz Kürd direnişlerinin ve yenilgilerin sebepleri ve sonuçları üzerinde durmuşlardır. Buradan birçok dersler çıkarmışlardır. Çıkardıkları bu dersler içerisinde en önemlisi ‘siyaset bilmemezlik’tir. Evet, Kürdlerin en büyük zaafı ve kaybı siyaset bilmemezlikleridir. Bu yüzden tarihte cephede kazandıkları zaferleri, masa başında kolayca kaybettiler.

Kürdistan’da siyaset yapmaya aday olan tüm siyasi gruplar, bu ‘siyaset bilmemezliği’ ortadan kaldırmak veya minimize etmek için uğraşmalıdır. Çünkü tarihsel tecrübemiz gösterdi ki, özgürlük mücadelesi yalnızca savaşmakla, bedel ödemekle, çeşitli fedakârlıklarda bulunmakla yeterli bir güvence sağlayamamaktadır.

Bilhassa Kürdlerin özgürlük mücadelesini kaba kuvvet ve askerî yöntemlerle bastıramayan işgalci devletler sürekli değişik aldatma yöntemlerine başvurmuştur ve çoğunlukla da başarılı olmuşlardır; İlkin Kürdistanlı hareketleri/direnişleri oyalayarak, bölerek, zayıflatarak, aldatarak ve en son olarak da yine bir askerî operasyonla yok etme harekâtına girişmişlerdir…

Tüm bunlar bize gösterdi ki; özgürlük için yapılan başkaldırılarda yalnızca silahlı mücadeleyle zafer elde edilemez. Velev ki, böyle olsa bile mücadele salt bu şekilde yürütülemez. Tarihteki Kürd liderinden tutun bugün yaşayan Kürd liderlerine kadar, hepsinin vardığı sonuç budur. Mesela, Nemir Mela Mistefa Barzanî diyordu ki: ‘‘Allah şahittir savaşı sevmiyorum. Çünkü savaş bir sorunu halletmenin en kötü yoludur. Ancak Devlet sistemi bize başka bir yol bırakmadı. …’’

Buna benzer şeyleri bugün yaşayan Kürd liderleri de söylüyor. Kürd liderleri, Kürd savaşçıları, Kürd siyasetçileri ve Kürd aydınları kendi özgürlük mücadelelerinde savaşın dışında, siyasetin de ne kadar önemli bir rol oynadığının farkına varmışlardır. Ancak çoğunlukla geç kalmışlardır. Ağır yenilgiler ve bedeller ödedikten sonra bu farkındalığa erişmişlerdir. Bu da imtihanın acı bir yüzü… Hani şairin de ifade ettiği gibi: ‘‘Basit bir gerçeği, açık bir yalanı fark etmek, burnunun ucunu görmek, bazen kırk yılını alır insanın.’’

Sözün özü; Kürdistan’da, bugüne kadar mevcut olan siyasî tarz ve anlayış ‘ulusal birlik’ için uygun değildi. Eksik ve yanlıştı. Sürekli çatışma, ayrılık ve yıkımlara yol açan bir anlayıştı. Ancak Kürdistan’da yeni siyasi aktörlerin ortaya çıkışı ve son olarak da ‘Kürdistan Seçim İttifakı’nın imzalanmasından sonra, bu durum değişmiştir. Tabii ki bu durumun değişmesi beraberinde birçok kimseyi, birçok kesimi de rahatsız etmiştir ve daha da edecektir. Bu rahatsız olanların başında da Türk devleti ve Akp iktidarı geliyor.

Mevcut durumun değişmesi, hem dar ideolojik algılara, mevcut rant ilişkilerine ve alışkanlık haline gelmiş olan yanlış ve ezber siyasi yöntemlere indirilen bir darbedir.  Böylece bir çok kimse ve kesim boşa çıkmış ve asıl renklerini/niyetlerini belli etmek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle bu mevcut seçim ittifakı ve bundan sonra oluşturulacak yeni tarz ve anlayış daha güçlü bir irade ve mücadele için sadece bir başlangıç ve işgalciler karşısında alınan yenilgi psikolojisinden temelli kurtulma ve stratejik çözümler bulma arayışıdır.

Dolayısıyla bu yeni tarz ve ittifaklar bazı temeller ve beklentiler üzerinden yürütülen bir arayış, bir deneme olacaktır. Böylesi arayış ve denemeler de her zaman için zor olur. Bunun farkında olmak ve buna uygun hareket etmek gerekiyor. İttifakların hayal kırıklığı yaratmasının en önemli nedeni ise tarafların her birinin yerleşik bir handikabı olduğu içindir ve birde dışarıdan buna bazı ellerin müdahale etmesidir. Özellikle ‘ulusal birliğin/ittifakın’ tarafları bu farkındalıkla handikaplarını aşmak ve gizli elleri kırmak için daha çok uğraşmalıdır. Bu, kolay bir iş değildir. Bunun için zaman gerekiyor, zararlı ezberlerden/alışkanlıklardan arınmak gerekiyor. Cesaret, sabır ve fedakârlık gerekiyor. Risk almak gerekiyor. Kürdler olarak bunu yapabilmeliyiz, yapabiliriz.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89