• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 12 °C

İktidarın yalaka yazarları; kamu düzeni ve sahte şiddet karşıtlığı

Ersin Tek

Mevcut sistemlerin bütün toplumlarda en güçlü ve en acımasız silahı medyadır. Medyanın aldatma, uyuşturma ve yok etme etkisi göründüğünden çok daha büyük ve yıkıcıdır.

Medyayı denetleyenler, çoğunlukla toplumsal yaşamı ve karar mekanizmalarını da denetlemektedir. Medyadaki afyon ve sansasyon saplantısının, bütün gerçeklikleri bayağılaştıracak düzeyde olduğunu çok iyi bilir ve çok iyi kullanırlar; medya ve sivil toplum yapıları aracılığıyla, sistem dışı davranışta bulunan unsurları öcüleştirir, cezalandırır ve yok ederler; adaletten uzak ve resmi klişelerden ibaret bir hayat dayatırlar.

Türk medyasındaki iktidar yalakası yazarların ‘çözüm süreci’ dedikleri ‘çıkar oyunu’ üzerinden toplumsal barışa, kamu düzenine, şiddet karşıtlığına, kardeşliğe yaptığı mantıksal ve duygusal vurgular, sahtedir, yanlış mesajlar vermek, bozuk algılar üretmek ve mevcut kirliliği/köleliği devam ettirmek içindir. Sistem, günümüz konjonktüründe Kürdlere ve Kürdistan’a karşı, militarist, ırkçı, işgalci, yayılmacı, hurafeci, ikiyüzlü klişelerini ve kuşatmayı bu yalaka yazalar/aydınlar üzerinden devam ettirmekten başka bir seçeneğe sahip değildir. Bu nedenle kamu düzenini, yani kurumsallaşmış işgal, şiddet ve sömürünün çağdaş biçimlerini güncelleme ve Kürd toplumuna kabul ettirmek mecburiyetindedir. Aksi takdirde, Ortadoğu’yu pençesine alan şiddet dalgasına kapılma, emperyalist-küresel dengeler içerisindeki mevcut/haksız gücünü ve yapay konumunu kaybetmekle karşı karşıya kalacaktır. Bu da sınırların/haritaların değişmesi ve yeni dengelerin/devletlerin kurulması anlamına gelmektedir.

Bunun sonucunda barış, kardeşlik, kamu düzeni ve şiddet karşıtlığı gibi kavramların siyasal kullanımına ilişkin çok derin çelişkilerin ortaya çıktığı açıkça görülmektedir. Çünkü şiddet karşıtı görünmeye çalışan siyasetin ve yalaka yazarların zorunlu olarak hümanist ve demokratik bir perspektif içinde yer almasının ve kendini böyle tanımlamasının nedeni, toplumun kendi içinde kamplaşmalarına toplumun selameti ve bütünlüğü lehine karşı çıkmış olduklarını göstermek zorunda kalmış olmalarıdır. Küresel ve bölgesel dengeler içerisinde kendileri için pratik ve ideal olarak var olma imkânını, bütün düşmanlarıyla doğrudan doğruya iletişim halinde gösteren derin bir strateji ve üslup geliştirmeye, iç sınırların(ütopyaların, zihnin arka planının) büyümesine, ekonomik kaygıların ve toleransların evrenselleştirilmesine bağlı olarak kabul ettikleri içindir.

Oysa böylesi bir kabul masum ve mantıkî görünse de, birbirinden farklı siyasal ve toplumsal türlere inanmadıklarını ve zihinlerinin arkasındaki ütopyayı ideal düşünme ve tahayyül etme zorunluluğundan dolayı kendilerine ait yeni bir zafer ve şiddet biçimini doğuracakları gerçeğini gösterir.

İktidarın hiçbir karşıt düşünceye ve hakikate tahammülü yoktur. Her türlü yasal güvencelerle sınırsız yetkilerle donattığı güvenlik güçleri ve kirli yöntemlerle hakikati saptırmaya, karşıtlarını pasifize etmeye, yok etmeye yönelik yaptırımlar içerisindedir. Çözüm üretemeyen iktidar, çözüm yerine yanılsamacı, oyalamacı ve faşizan tavırlar üretmektedir. Sistemin politik terörü ile medyatik terörü bu noktada içiçe girmiş bir halde; insanî ve islamî kavramlar bağlamlarından koparılarak bu amaç için fütursuzca kullanılmakta ve kirletilmektedir. Gerçekte iktidar ve taraftarları yeni çözüm ve uzlaşı yolları, yeni alternatifler aramıyor, kullanmıyor. Yalnızca kendinden önceki iktidarlar gibi kendi ütopyasına paralel, tek çizgili, tek görüşlü basma kalıp bir toplum modeli üzerine çalışıyor. Bu anlayış hiçbir istisnası bulunmaksızın kemalizme aittir. Varlıklarını kemalist yapılarla bütünleştiren, kemalist-ulusalcı anlayış ve yapılardan bağımsızlaşamayan bu bağımlı muhafazakâr-islamcı iktidar ve yalaka yazarlar geçmişin ideolojik nefret kalıpları içine sıkışmaya devam etmekte ve körleşmektedir. Kürdlere karşı özür borcu olan ve bedel ödemesi gereken devlet gerçeğini kavramak, ceberut devlete karşı çıkmak yerine, bu devletin Roboskê’de katlettiği 34 Kürdün katline mazaretler bulmaya, Gever(Yüksekova)’de panzerin içinden yaşlısından bebeğine kadar tüm halka ana-avrat küfreden güvenlik görevlisine ve onun üstlerine görmezden gelmeye, arka çıkmaya gayret sarfediyorlar. Hiçbir vicdan azabı çekmeden, çözüm süreci, kardeşlik umudu, kamu düzeni ve sahte şiddet karşıtlığı üzerinden tonla laf üretiyorlar, yazı yazıyorlar, projeler üretiyorlar, halkı yanıltmak, aldatmak, yanlışa razı etmek için bin dereden su getiriyorlar. Ancak hakka ihanet ediyorlar, kendilerine yazık ediyorlar, kendi trajik sonlarını hazırlıyorlar.

Kendi düşüncelerinden emin olmayan, yeni ve sağlam bir şey önermeyen yapılar/kimseler her zaman için otoriter davranışlara açıktır, otoriter davranışlara boyun eğer ve kendinden öncekilerin yaptığı kötülükleri misliyle tekrar, hatta çoğu zaman onları bile aşar ve onlara rahmet okutturlar. Bu, tarihsel imtihanın ortaya çıkardığı varoluşsal bir gerçekliktir. Çoğunlukla kendisinden şikâyet ettiğimiz, geçmişte acı çekmemize sebep olmuş olan, kendisinden kaçıp kurtulmak istediğimiz şeyler farkında olmaksızın gelip içimize yerleşir, farkında olmaksızın bu şeyler ruhlarımızda olgunlaşır. Onları ancak olgunlaştığı an, dışındaki her şeyi kapladığı an hissedebiliriz. Ve çoğunlukla geç kalırız. Bu şeyler bilinçaltından bilinç durumuna geçtiği vakit bizi peşinden acımasızca sürükler, tüketir ve büyük bir yıkım olur.

Aziz Kûr’ân’da şöyle buyuruluyordu:

‘‘Kendi kişiliklerine ihanet edenleri savunma! Şüphe yok ki Allah, kendilerine ihanet edenleri ve günahkarlıkta inat edenleri sevmez. Onlar yaptıklarını insanlardan gizleyebildiler ama Allah'tan gizleyemezler; çünkü gecenin karanlığında, Allah'ın tasvib etmediği düşünce ve inançları her ne zaman tasarlasalar, Allah onların yanıbaşındadır. Ve Allah onların bütün yaptıklarını [ilmiyle] kuşatır. Sizler belki bu dünya hayatında onları savunabilirsiniz; ya Kıyamet Günü kim onları Allah'a karşı savunacak, kim onların koruyucusu olacaktır?’’ (Nisâ Sûresi 107/108/109)

Bu gerçekler, yalaka yazarların duymak ve anlamak istemediği gerçeklerdir. Bu gerçekleri konuşmak ve hatırlatmak rahatsız edicidir. Ama kimsenin gönlünü hoş etmek gibi bir vazifemiz olmadığı ve hakka karşı olan borcumuzu ödemek zorunda olduğumuz için bu gerçekleri hatırlatmamız ve rahatsız eden kimselerden olmamız gerekiyor..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89