• BIST 107.633
  • Altın 152,738
  • Dolar 3,7116
  • Euro 4,3606
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 9 °C

Bu hali pür melalimizin sorumlusu kim?

Ersin Tek

Toplumlar ve sosyal/siyasal hareketler sorunlarını açık ve doğru konuşabildikleri ve onlarla cesurca yüzleşebildikleri ölçüde aşarlar.

Ortadoğu toplumlarında ve İslamî kesimlerde bu açık konuşma ve yüzleşme meziyeti yok, ya da çok eksik. Bu yüzden de kendi yanılgılarında/aşırılıklarında boğulmaya ve kendi kendilerini boğazlamaya devam ediyorlar; bir taraftan eli kanlı İslamcı örgütler, bir yandan eli kanlı diktatörler, bir yandan hırsız ve yalancı siyasal gruplar, bir yandan kirli ve karanlık cemaatler, bir yandan bireysellik uçurumuna sürüklenen yeni nesiller…

Müslümanlar bir gaflet ve yıkım selinin içerisinde sürükleniyor; içeride kaybettikleri şeyi(islamı) dışarıda arıyorlar. Ama nafile, bulamıyorlar. Ne kadar uzağa gitseler de, ne kadar para harcasalar da, ne kadar bilgili olsalar da, ne kadar komplo teorileri kursalar da, ne kadar kan dökseler de Müslümanlar bulmaya çalıştıkları ama içeride kaybettikleri (ve farkında olmadıkları) o şeyi bulamayacaklar.

Oysa Aziz Kur’ân diyordu ki:

‘‘Bu böyledir, çünkü Allah, bir topluma bahşettiği nimeti ve esenliği, o toplum kendi gidişini değiştirmedikçe asla değiştirmez; ve (bilin ki) Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir.’’ (Enfâl Sûresi 53)

‘‘(Böyle biri sanıyor mu ki) kendisini önünden ve ardından izleyen (ve) onu Allah her ne ki takdir etmişse ona karşı koruyup gözeten refakatçileri vardır. Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmeden Allah onların durumunu değiştirmez; ve Allah insanlara (kendi kötülüklerinin bir sonucu olarak) bir felaket tattıracağı zaman hiçbir şey bunun önünde duramaz: çünkü onların, kendilerini O'na karşı koruyabilecek kimseleri yoktur.’’ (Ra’d Sûresi 11)

Müslümanlar önce kendilerindeki eksiği/yanlışı görmeli ve değiştirmeli. Ancak bunu yapacak gibi bir halleri ve niyetleri yok. Müslümanların hali pür melali şu anekdotu hatırlatıyor: Rivayet edilir ki; Ebu’l Hasan el-Eş’arî, Basra’da vaazını bitirdikten sonra Mushaf’ının cemaat tarafından çalındığını fark eder. Cemaat imamın vaazı karşısında hüngür hüngür ağlamaktadır. Durumu fark eden imam, cemaate dönerek manzarayı tek cümleyle özetler: ‘‘Hepiniz ağlıyorsunuz! Güzel de, ya Mushaf’ı çalan kim?’’

Bugün herkes barıştan, kardeşlikten, itidalden, birlik ve beraberlikten bahsetmekte; aşırılıktan, bölünmeden, dağılmaktan, bağnazlıktan yakınmakta; Herkes mutedil, yapıcı ve müstakim olduğunu, islamı en iyi şekilde anlayan, yaşayan ve islamın temsil eden biricik kişi, grup ve topluluk olduğunu iddia etmekte; aşırı inkârcılıktan, aşırı dünyevileşmekten, aşırı çıplaklık ve aşırı ahlaksızlıktan yakınmakta; Herkes dinden, imandan, islamdan dem vuruyor.

Güzel de, gerçek İslam nerede, kim çaldı?

Aslında cevap basittir; Hırsız da sorumlu da biziz. Peygamber(sav)in mirasına(Aziz Kur’ân ve sünnet) ihanet eden ve hayattan uzaklaştıran biz Müslümanlar.

Aziz Kur’ân diyordu ki: ‘‘(Hesap Günü) başınıza gelecek her felaket kendi ellerinizle yapıp-ettiklerinizin bir ürünü olacaktır; bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır;…’’ (Şûra Sûresi 30)

Dünya hırsı, kin, nefret, para, şehvet ve günahlar Müslümanlara galip geldi. Müslümanlar kirlendi, kalpleri pas tuttu, kulakları ağırlaştı, hakkı duymaz ve tanımaz bir hale geldiler. Her gün biraz daha özlerinden uzaklaştılar, öz değerlerine yabancılaştılar. Tamamen dünyevileştiler. Ahireti yitirdiler, samimiyeti yitirdiler, adaleti yitirdiler, hikmeti yitirdiler. Şımardılar, Allah’ın lütfunu unuttular, kerameti kendilerine mal ettiler. Allah’ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getiremez oldular. Güç, servet, ilim, iktidar gibi ilahî nimetleri zulüm ve zorbalık için kullandılar. Büyük günahlara düçar oldular. Alınlarındaki günahların izleriyle dolaşıyorlar bu yeryüzünü. Tutunacak dal arıyorlar, ama işleri zor. Geç kaldılar. Zaman onların aleyhine işliyor. Ölüm onları hayat oyununun dışına itmek için pusuda bekliyor. Müslümanlar farkında olmasalar da ruhlarının derinlerinde acı bir feryat(kaybediş) yükseliyor…

Değişen ve bozulan kimselerin elinden nimetler, onları veren Allah tarafından alınır ve başkalarına verilir. Yerine de zıddı(fitne, felaket,  mahrumiyet, sıkıntı) bırakılır. Sünnetullah böyle işliyor. Bütün bu bozunumun, değişimin ve yeniliğin müsebbibi de, insanların imtihanı algılama biçimidir, ürettikleri ideolojilerdir. Dinler bu dar kalıpları kırmak için kendilerince yöntemler geliştirdiler. Büyük ölçüde başarılı oldular ama sonra onlar da aynı akıbeti tattılar; değiştiler, bozunuma uğradılar, ideolojik kalıplara sıkıştılar, tarihin yanlışını büyüttüler, kötülüğü derinleştirdiler...

Ve Aziz Kur’ân değiştirilemeyecek hakikati hatırlatıyordu: ‘‘…; ve siz O'nu yeryüzünde bertaraf edemezsiniz, (öteki dünyada da) sizi Allah(ın cezasın)dan koruyacak ve size yardım edecek kimse bulamazsınız.’’ (Şûra Sûresi 31)

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89