• BIST 1.432,800
  • Altın 529,41
  • Dolar 9,2450
  • Euro 10,7600
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 17 °C

Varlığım Türk varlığına armağan olmasın!..

Varlığım Türk varlığına armağan olmasın!..
Yeter artık! Kürt, Türk, Laz, Çerkes, Arap, Ermeni, Asur bütün halklarımızın çocuklarını bir şeylere, birilerine kurban etmekten vazgeçin!.. Selma Irmak yazdı.

Daha dün, küçük çalıların arasından çağıl çağıl akan küçük bir derenin sesini andıran sesiyle, kulaklarımı ve tüm ruhumu doldurarak, “sepet sepet yumurta” vaadiyle benden kendisini unutmamamı isteyen, şayet unutursam da “küseceği” ve “mektubu keseceği” tehdidini savuran yeğenim Yusuf Hêja da okula başladı.

Takdir edersiniz ki cezaevinde yumurtasız yaşanır ama mektupsuz yaşanmaz. Ben de bu “küsme” ve “mektubu kesme” tehdidini dikkate alarak Yusuf Hêja’yı ve okula başlayan tüm çocukları unutmadığımı ifade etmek için bu yazıyı kaleme aldım.

Dünyada çocuklardan daha değerli, daha kutlu bir şey düşünemiyorum. Onların yaşam çıngırağı kahkahası için bir ömür verilebilir herhalde. Bir tel saçlarına zarar gelmesin diye, insan gözünü kırpmadan her tür tehlikeye atılabilir. Zorluğa, ezaya göğüs gerebilir. Her canlı, yavrusu için en amansız öz savunma mekanizmasını işletir. Bir tavuk bile, civcivlerine yaklaştığınızda göğsünü şişirir, başını kaldırır, kanatlarını açar, tüylerini kabartır ve en korkutucu ses tonunu takınarak üzerinize yürür. Gayri ihtiyari geriye çekilirsiniz. Bu içgüdüsel koruma refleksi doğanın kendisini sürdürebilme mekanizması mıdır, yok olmaya bir tür karşı koyuş mudur? Yoksa yaşama saygı gösterme, sahip çıkma mıdır bilemiyorum. Öyle sanıyorum ki her canlının kendini anlamlandırma, değer biçmesiyle alakalı bir durumdur.

Bütün dünyada ve yaşadığımız coğrafyada çocuklara reva görülen vahşet düzeyindeki yaşam, her tür hak ihlali ve insanlık dışı uygulama, yoksulluk, her tür haktan yoksunluk, geleceksizlik, kirletilen doğa, yaşanmaz hale getirilen dünya gerçekliğini düşününce, yukarıdaki söylemler, hamasi sözler olarak kalıyor ne yazık ki!..

Bir ülke düşünün ki, her sabah çocuklarına süt yerine “kutsal bir ant” içirir. Bu antta çocuklar, varlıklarını ülkenin egemen etnik unsuruna armağan ederler.

Evet,Andımızdan” söz ediyorum... Yıllardır her eğitim öğretim yılı başlangıcında, bu antla çocuklarımızı “Türk”ün varlığına kurban etme merasiminin anlamsızlığı, acımasızlığı ve saçmalığı tartışılır durur. Eğitimciler, pedagoglar, kadınlar, vicdan sahibi aydın, yazar-çizerler, bu andın sakıncalarını, çocukların psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerini tekrarlarlar durmadan. Ama ne gam!.. Kapı duvar... Kulaklar sağır...

“Türk”üm ile başlayan, Varlığım Türk varlığına armağan olsun”la devam eden ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” ile biten bu ırkçılık, şovenizm, ayrımcılık aşılayan andın, sadece Kürt, Laz, Çerkes, Ermeni çocuklarını değil, Türk çocuklarını da zehirlediğini fark etmiyor muyuz acaba? Öyle gözü dönmüş bir faşizanlık düşünün ki değil diğer halkların çocukları, kendi çocuklarını bile varlığına armağan etmekten, teklik, Türklük ülküsü uğruna kendi çocuklarını sunak taşına yatırmaktan hiç çekinmemektedir.

Devamı için...

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89