• BIST 2.375,00
  • Altın 964.455
  • Dolar 16.0565
  • Euro 17.2594
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 14 °C

Prof. Dr. Serhat Güvenç: Putin’in siyasi ve askeri gücü zayıfladı

Prof. Dr. Serhat Güvenç: Putin’in siyasi ve askeri gücü zayıfladı
Putin, “Ukrayna meselesini” çabuk halledip, onu bir basamak olarak kullanıp Rusya’nın dünyanın yönetiminde eşit söz sahibi bir ülke olarak kabul edilmesi gibi hedeflere ulaşacaktı. Bu artık çok zor.

Buça’da sivillerin ölümü, arttırılan yaptırımlar, zora giren müzakereler, Ukrayna sahasına yağdırılan silahlar…  Rus genelkurmayının “Ukrayna’da savaşın ilk safasını tamamladık stratejik hedeflerimize ulaştık, artık Donbas bölgesine yoğunlaşacağız” açıklamasını yapması, 45. gününe giren savaş gündeminde kazanan-kaybeden tartışmalarını yoğunlaştırıyor.

ABD ve Zelenskiy’e göre, Ukrayna'nın başkenti Kiev ve Çernihiv bölgesinden tamamen çekilerek Donetsk ve Luhansk’a yönelen Rus ordusu, güç toplayıp yeniden Kiev’e saldırabilir. Ukrayna’ya silah ve malzeme yığmaya devam eden NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de savaşın yakın zamanda sonlanmak bir yana, aylar hatta yıllar süreceğini söylüyor. Buça’da katliam iddialarını reddeden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre de ABD Zelenskiy’i savaşmaya devam etmesi için zorluyor.

Daha zayıf olsa da geçtiğimiz hafta da diplomatik temaslarını sürdüren  Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Zelenskiy ve Putin zirvesinin uzak olmadığını ifade ederken, AKP Sözcüsü Ömer Çelik, AB’nin Türkiyesiz bir Ukrayna zirvesi yapmasının hiçbir manasının olmadığını söyledi.

“Yoksuluz ama savaşta değiliz, Avrupa bizden daha kötü” söylemini sürdüren Erdoğan’ın dış politika yoluyla oy kaybını durdurma politikası sürdürülebilir mi? ABD’nin Türkiye’ye F-16’ların satışına yeşil ışık yakması ne anlama geliyor? Rusya, Ukrayna’da hangi stratejik hedeflerini gerçekleştirdi? Ödemelerin Ruble ile yapılması kararı, Putin’e alan açar mı?...

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç’le Ukrayna-Rusya savaşının öne çıkan gelişmelerini konuştuk.

Rusya, Ukrayna’nın doğusuna çekilmeyi “stratejik hedeflere ulaşma”yla açıkladı. Rusya, hangi stratejik hedeflerine ulaştı? Silahsızlandırma veya Neonazilerden arındırma gerçekleşti mi? Bu açıklama geri çekilmenin bir örtüsü mü?

Bu bir kılıf, evet. Rusya’nın siyasi hedefleri neydi? Hızlı ve etkili bir operasyonla Zelenskiy’i devirmek, Kiev’de kendilerine yakın bir iktidarı ortaya çıkarmak ve daha fazla güç kullanmasına gerek kalmadan Ukrayna’yı, aynı Belarus’ta olduğu gibi Rusya’ya tabi bir ülke haline getirmekti, Donbas ve Kırım’da ortaya çıkan fiili durumları da bu hükümet aracılığıyla meşrulaştırmaktı. Yani bir taşla birkaç kuş vurmaya çalıştılar. Hızlı sonuç alacakları bir plan üzerinde çalıştıkları anlaşılıyor, temel varsayımlarının da Rus ordusunun Ukrayna’da Rusça konuşan nüfus tarafından bir kurtarıcı gibi karşılanacağı, yerel unsurların işbirliğine güvenebilecekleriydi. Bütün bunlar gerçekleşmediği gibi kuzeye yığılan birliklerde ağır insan ve malzeme kaybına yol açtı. Daha da önemlisi Rusya’nın siyasi ve askeri itibarında çok büyük gedik açtı. Yani Rus genelkurmay başkanı “biz yenildik o yüzden artık şuraya yoğunlaşıyoruz” diyemez. Stratejik hedeflerine ulaşamadıkları çok açık ama bir başarı öyküsü sunmaları gerekiyor. Bunun için, Sovyetlerin Almanya’yı yendiği gün olan 9 Mayıs Zafer Günü dillendiriliyor. Çünkü belirttiğiniz gibi Nazilerden arındırma diye o günle paralellik kurulabilecek bir hedef koymuşlardı ortaya. Bakalım, zafer olarak neyi sunabilecek?  9 Mayıs’a da çok bir şey yok. Bir ay içinde ne yapacaklarını göreceğiz.

Nitekim bölgeden gelen haberlere göre, Rusya Donetsk ve Luhansk’a saldırılarını yoğunlaştırmış durumda.

Evet. Rusya büyük harekatı başlatmadan önce Luhansk ve Donetsk’in idari sınırlarının üçte biri Rus yanlılarının denetimindeydi, bunu yüzde 50’ye çıkarmışlar ama aslında bu da bir başarı değil. Baştan bütün kuvvetlerini buraya yığsalardı belki idari sınırların tamamını kontrol edebileceklerdi. Hem insan, hem malzeme ikmalinde Rusya sıkıntı yaşayacağı benziyor ama dediğim gibi Putin’in 9 Mayıs için acilen bir zafere ihtiyacı var.
 

Zelenskiy’e göre bu taktiksel bir geri çekilme, Rusya zaman kazanıp, güç toplayarak yeniden büyük bir harekata girişecek. Bunu olası görüyor musunuz?

Zelenskiy’nin ifade ettiği şey kentlere yönelik büyük bir yıkım dalgasını getirecek yeni bir aşama. Rusya’nın bu momentumu yaratabilmesi için askere ve malzemeye ihtiyacı var, onların da toparlanması kolay olmayacak. Diğer yandan bu savaşın ne zaman biteceğine dair ufukta bir şey yok, NATO genel sekreteri de “bu savaş uzun sürecek” demiş. Yani Rusya’nın yaralarını sarması için zamana ihtiyacı var ama 24 Şubat’taki o enerjiyi kazanması da kolay değil. Bunu yapamaz demiyorum, ama imkanları daha kısıtlı. Dolayısıyla Donbas ve Kırım’a yoğunlaşmaları gayet anlaşılır. Çünkü hedeflerinizle kaynaklarınız arasında uyum olması lazım.

Rusya’nın Ukrayna üzerinden AB ve ABD ayırımını derinleştirme, NATO’nun genişlemesini durdurma gibi hedefleri de gerçekleşmediği gibi tersi bir tablo oluştu. Geldiğimiz noktada, buradaki son durum ne?

Aslında, ben de bunu her yerde dile getirmeye çalışıyorum. Putin, bu krizin başında neyi hedefliyordu, Avrupa’nın düzenini ABD ile birlikte kararlaştırmak. Yani, “sen benim dengim olduğunu kabul et, biz Avrupa’yı yeniden kurgulayalım!” Biden’e söylüyordu bunu. Nasıl kurgulayalım? 1997 öncesi duruma dönelim, yani NATO’ya girmiş eski Varşova Paktı ülkelerindeki tüm birliklerinizi çekin, üslerinizi kaldırın ve buralara nükleer silah koymayın. Finlandiya ve İsveç gibi ülkeler de NATO’ya girmesin. Putin, “Ukrayna meselesini” çabuk halledip, onu bir basamak olarak kullanıp Rusya’nın dünyanın yönetiminde eşit söz sahibi bir ülke olarak kabul edilmesi gibi daha yüksek stratejik hedeflere ulaşacaktı. Bu artık çok zor.

Ukrayna’da karşılaştığı başarısızlık bir sonraki aşamaya gitmesinin önüne engel olduğu gibi, Finlandiya ve İsveç NATO’ya üye olursa yapabileceği bir şey kalmadı. Askeri gücü kullanmadan, onun potansiyeliyle siyasi hedeflerinizi elde ederseniz bu bir başarıdır. 24 Şubat öncesinde Rusya’nın bu konularda daha ciddiye alınma ihtimali vardı, artık yok. Maharet, askeri gücü kullanmadan onun potansiyelinden istifade etmek. Aslında bu kıvama da getirmişti, herkes Kırım’ın ilhakını ve Donbas’taki ayrılıkçıların yarattığı fiili durumu Ukrayna’ya kabul ettirmeye yakındı ama Putin’e bunlar yetmediği için hem askeri gücünü zayıflatmış oldu, hem de siyasi hedefleri için pazarlık gücünü yitirdi. Galiba güç hiyerarşinde askeri bakımdan Çin’le Rusya yer değiştirecek.

SAVAŞI BEYAZ ELDİVENLE YÜRÜTEN BİR ORDU YOKTUR

Kiev’in kuzeybatısında yer alan Buça’daki sivil ölümlerine ilişkin dünyaya yayılan görüntüler Rusya’ya yönelik tepkileri arttırdı. Rusya, görüntülerin kurgulandığını, doğru olmadığını söylüyor ama sizin değerlendirmeniz ne, görüntüler savaşın izleyeceği seyir açısından ne söylüyor?

Bu konuda yorum yapabilmek için bağımsız kaynaklar tarafından orada olanın belgelenmesini ve kanıtlanmasını bekliyorum. Çünkü tablo çok vahim. Bu da Rusya’yla ilgili düşüncelerimizi başka bir boyuta götürme potansiyeli taşıyor. Savaşın bir propaganda cephesi olduğunu da göz ardı etmeden çok aceleci bir yorum yapmak istemiyorum. Olan biteni batılı kaynaklar üzerinden takip ediyorum. O kaynakların yansıttığına göre bu boyutta bir vahşetin yaşanmış olma ihtimali yüksek gibi gözüküyor. Bu da karşımıza savaş suçlarını, insanlığa karşı işlenmiş suçlar gibi konuları gündeme getiriyor. Zelenskiy bunun etkisini arttırmak için soykırım sözcüğünü de kullandı. Soykırım niteliğinde olduğunu düşünmüyorum eldeki verilerle, ama orada yaşanan kıyım bu boyuttaysa, büyük felaket hakikaten. “Putin tarihe geçmek için bütün bunları yaptı” deniyordu, Putin tarihe geçecek ama tarihin doğru tarafında geçmeyecek eğer Buça’da yaşananlar doğrulanırsa.

Savaş kötü bir şeydir, savaşı masumane yürütmek diye bir şey yoktur, savaşı beyaz eldivenle yürüten bir ordu yoktur. Böyle diyorsa yalan söylüyordur. Dolayısıyla “Ruslar böyle yapar, Amerikalılar böyle yapar”ı kategorik olarak kabul etmiyorum, Amerikalıların Irak’ta yaptıklarını da gördük, bu tür işler Bosna’da, Ruanda’da yaşandı, Rusya gibi bir ülkenin savaş yürütürken bu konularda bu kadar kontrolsüz olması, kendine biçtiği rolle uyuşmuyor, bu nedenle de reddediyor. Reddetmek zorunda başka çaresi de yok. “Ben Nazilerden arındıracağım” diye yola çıktığınız bir ülkede, Nazilerin yaptıklarını aratmayacak işlere soyunursanız, kendinizle çelişmiş olursunuz.

CANI EN ÇOK YANAN BİZ SIRADAN İNSANLAR OLACAK

AB ve ABD’den Rusya’ya yönelik Buça’nın da tetiklediği yeni yaptırımlar geldi. Putin, Avrupa’nın Rus gazına Ruble ile ödeme yapılması yönündeki kararnameyi imzalamasının ardından, “Batıdan bazı Rus mallarının kamulaştırılmasına yönelik açıklamalar duyuyoruz, demek bu kadar ileri gidecekler. Öyleyse bunun iki ucu keskin bir silah olduğunu kimse unutmasın” diyerek rest çekti. Putin bu karşı ataktan kazançlı çıkabilir mi?

Rusya’yla Batı arasında bir yıpratma savaşı başından beri yaşanıyor, kapitalizmin bütün kurallarının çiğnenerek hareket edildiğini söylüyor bazıları, bunda bir haklılık payı olabilir. Yani özel mülkiyet gibi konularda daha önce örneği görülmedik şeyleri yürürlüğe koyuyorlar. Bu yeni bir soğuk bir savaş. Daha önce 30 yıllık barış döneminde oluşturulan ekonomik, ticari bağların kopartılması da dahil buna. Yeniden barış dönemine girildiğinde karşılıklı olarak bundan kim güçlü çıkarsa, diğerinden bunun ekonomik faturasını talep edeceğini de unutmamalıyız. Kapitalizmin de hafızası derindir, eğer bundan güçlü çıkarlarsa Rusya’nın giriştiği savaş nedeniyle uğradıkları zararların telafisini bile talep edebilirler.

Rusya tabi şu anda yaptırımlara yanıt veren taraf. Tarafların birbirinin canını yakma imkanları var ama bu işin sonunda canı daha çok yanan Rusya olacak. Diğer yandan da canı en çok yanan dünyanın her yerinde biz dahil sıradan insanlar olacak. Çünkü Çin’in ucuz işgücü sayesinde ucuza mal edilen mallarla enflasyonun nispeten dünyanın her yerinde düşük tutulabildiği, tüketim iştahının pompalanabildiği, enerjinin ucuza temin edildiği dünya bitti. Bundan sonra her şeyi daha pahalı kullanacağız, daha fakirleşeceğiz ve bu bölüşüm sorunlarını daha çok hatırlamamıza yol açacak. Biz sıradan insanlar evimizi ısıtmak, karnımızı doyurmak için geçmişe göre daha fazla para ödemek zorunda kalırken Abramoviç gibi insanların milyarlarca dolarlık yatları var, niye? Hep şunu söylüyorum, bu dönüştürücü bir kriz. Sadece siyaseten değil, uluslararası ve ulusal ekonomileri de dönüştürecek. Rusya’nın daha çok kaybeden olacağını söyleyebiliriz ekonomik anlamda. İçine kapanmak ve kendi yağıyla kavrulmak zorunda kalacak. Rus halkı, Türk halkı gibi zorluğa alışkın ama genç kuşakların yokluk deneyimi yok, dolayısıyla genç kuşakları Putin’in rüyasına ikna etmek zor olacak.

ORBAN, AB İÇİN BİR ÇIBAN BAŞI

Macaristan Ruble ile ödemeyi kabul etti. Diğer yandan Baltık ülkeleri “Rusya’dan petrol ithal etmekten vazgeçiyoruz” dediler ve Avrupa ülkelerine buna katılma çağrısı yaptılar ama özellikle Almanya gibi ülkelerin yakın vadede bunu yapması zor. Batı arasında enerji konusundaki farklılaşmaları nasıl okuyorsunuz?

Çatlak sesler çıkıyor, Baltık ülkeleri tamamen Rusya’dan doğalgaz ithalatını kestiler. Almanya o bakımdan daha çaresiz, “Rus gazı olmadan yapamayız” diyorlar. Bu arada ABD devreye girip, pahalı da olsa kaya gazını Avrupa’ya, özellikle Almanya’ya getirecek, öyle anlaşılıyor. Yani krizin Almanlara ekonomik maliyeti herkesten daha yüksek olacak. Macaristan lideri Orban Avrupa için bir çıban başı. Aslında AB’nin çatlak sesleri Macaristan-Polonya ikilisiydi ama savaş Polonya’nın kapı komşusu bir ülkede cereyan ettiği için Polonya’nın Macaristan kadar “sürüden ayrılma” imkanı yok. Aslında düşündüğümden daha az çatlak ses var. Ve tahmin ediyorum nasıl Putin’i yıpratmaya yönelik yaptırımlar gündemdeyse, AB de Orban’ı hizaya getirmek için yavaş yavaş çarkları döndürmeye başlayacak. Macaristan’ın AB’den aktarılan birtakım kaynaklar kısıtlanacak, üyelik haklarının kısıtlanmasına kadar gidebilir bu iş. Eğer AB bugünkü mevcut tutumunu sürdürme konusunda ciddiyse Macaristan’a bir çözüm bulmaları gerekiyor. Macaristan da er ya da geç AB üyeliği ile Rusya’yla ilişkileri arasında bir tercih yapmak zorunda kalabilir.

Pazar günü Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu var. Marine Le Pen’in oylarını arttırdığı söyleniyor. Irkçı bir Fransız cumhurbaşkanı enteresan bir deneyim olacak. Olursa her şeyi baştan konuşmamız gerekecek doğrusunu isterseniz. Bugün demokrasiler-otoriter yönetimler diye kolaylıkla yapılan ayırımların pek de karşılığı olmadığı gibi bir sonuç çıkar. O da bizi bambaşka bir yere götürür.

BUÇA’DAN SONRA MÜZAKERELERDEN ANLAMLI BİR SONUÇ BEKLENEMEZ

Buça’daki katliamın Rusya-Ukrayna görüşmelerini de zorlaştırdığı belirtiliyor. Ukrayna lideri Zelenskiy, İstanbul müzakerelerinde altı çizilen garantörlük talebine bir yanıt gelmemesinden yakınıyor. Erdoğan, “olabiliriz” demişti. Garantörlük meselesinde adı geçen ülkeler neden Türkiye kadar hevesli değil?

Çünkü hayata geçirilebilir bir şey gibi durmuyor. Ukrayna işin başında ABD, İngiltere ve Türkiye’nin garantörlüğünü istiyordu. Sonradan, Rusya’ya da kabul edilebilir gelsin diye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), artı Almanya, İtalya, İsrail, Polonya eklendi. Zelenskiy’nin elde etmeye çalıştığı şey NATO anlaşmasının 5. maddesi ayarında güvenlik garantileri sağlanması. BMGK’nin beş daimi üyesi var bir tanesi saldıran Rusya. Ötekisi Çin. Rusya daha barışçıl bir çizgiye gelmeden garantörlük de anlamlı değil. Bence bu bir müzakere taktiği. Zaten Buça’daki görüntülerden sonra müzakerelerden bir sonuç beklemek bana mantıklı gelmiyor. Ahlaki üstünlüğü Ukrayna ciddi bir şekilde ele geçirmiş oldu, Zelenskiy de bundan istifade etmek isteyecek. Ukrayna “biz müzakere masasında anlaşsak bile bunu halk oyuna götürmemiz lazım” diyerek kapıyı kapatmış oluyor. Yani şu anda iki taraf da barıştan kaçan taraf görüntüsünü vermemek için müzakereye devam ediyorlar. Müzakerelerden anlamlı bir sonuç çıkması için çatışarak bir sonuca varmayacaklarına ikna olmaları lazım. Ne Ukrayna, ne Rusya o noktada değil.

SIKINTI ERDOĞAN DA DEĞİL, MUHALEFETTE

Liderlerle temaslarını sürdüren Erdoğan için AKP medyasında “barışın mimarı”, “dünya lideri” anlatısı sürüyor. Bazı araştırmalara göre bu anlatı, içerde oy kaybeden AKP kayıplarını durdurduğu gibi üç puanlık da bir artış sağladı. Dış politikanın içerdeki güç kaybını giderme yönündeki kullanımı daha önce de yaşandı. Peki ama “yoksuluz ama savaşta değiliz, bayrak inmedi, ezan susmadı” söylemi sürdürülebilir bir söylem mi?

Erdoğan dış politikadan içerisi için güç devşirmeyi dediğiniz gibi gayet güzel öğrendi ve bunu uygulayabiliyor. Kimi zaman en şahin olabiliyor kimi zaman da barışçıl olabiliyor. Takipçilerini buna ikna edebiliyor. Burada sıkıntı Erdoğan da değil, muhalefette. Bakın bugün, Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan’da görülmesine Türkiye izin verdi ve davayı kapattı. Kaşıkçı cinayetinin ortaya çıktığı zamandaki ahlaki iddiayla bu taban tabana zıt bir nokta. Ama muhalefet bunların hiçbirini gündeme getirmiyor. Bunları gündeme getirmezseniz ya da dış politikada hangi açılardan farklı olacağınızı bir türlü ortaya koyamazsanız Erdoğan da bu alanı istediği gibi kullanır.

Üç puanlık artış çok bir şey değildir, Suriye’ye yapılan askeri harekatlarda da üç-beş puan artış olmuştur ama bunlar geçici mahiyette şeylerdir. Biz savaşın ekonomik etkilerini yeni hissetmeye başladık. Her hafta pazara gittiğimde yeni fiyatlarla karşılaşıyorum. Dolayısıyla dünya lideri, barış insanı sözleri gönüllere hoş gelebilir, Erdoğan’a yakın duran ama son dönemde yaşananlar nedeniyle biraz kararsız kalmış insanları tekrar döndürmüş olabilir ama bu sürdürülebilir değil. Oy artışı geçici bir başarıdır. Bu da muhalefetin beceriksizliğidir aslına bakarsınız. Önce Antalya, sonra İstanbul bir diplomatik merkeze dönüşmüştür, nereden bakarsanız bir iktidar için bu bir başarıdır bunu teslim etmemiz gerekiyor, bunun da iç politikada bir karşılığı vardır. Asıl sorun muhalefetin nerede durduğunu bir türlü bilememiş olmamızdır. “Türkiye tarafsız kalsın!” Bunu ben de, siz de, kahvedeki insan da söylüyor. Onun ötesinde ne var? “Bizi savaşa bulaştıracaklar” gibi bir ruh haliyle yola çıktığınız zaman, siyaset belirleyemiyorsunuz.

TÜRKİYE’NİN BİR MÜDDET DAHA HAREKET ALANI OLACAK

ABD ve Türkiye arasında imzalanan “stratejik mekanizma” kapsamında Ankara’ya gelerek görüşmeler yapan ABD heyetinden Türkiye’ye, Rusya’ya uygulanan yaptırımlarla ilgili olarak, “Rus oligarkların kirli parası için havuz olmamaya dikkat edilmeli” mesajı verildi. Ne dersiniz, Türkiye’nin yaptırımlara katılmama ve denge siyaseti izleme politikasının sınırlarına mı geliniyor?

Bir süredir ikinci tur yaptırımlardan söz ediliyor, Türkiye, Çin gibi hava sahasını kapatmayan, yaptırım uygulamayan ülkelere yönelik baskıların artabileceği söyleniyor. Gözüken, Türkiye’nin bir müddet daha hareket alanı olacak. Ama oligarkların parasının Türkiye’ye gelmesi, yaptırımların Türkiye üzerinden delinmesi Türk bankacılık ve finans sisteminin küresel sistemden dışlanmasına yol açar. Anladığım kadarıyla bankacılar bu konuda uyarmış zaten. Reza Zarrab hikayesinin Türkiye’nin başına açtığı dertleri hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bu ondan çok daha hayati bir mesele. İran bölgesel ölçekte bir sınamaydı ABD için. Burada küresel stratejiyi ilgilendiren bir durumdan söz ediyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin hele resmi kurumlarının bu yaptırımların açık açık delinmesinde rol oynaması mümkün değil ama fırsatçı aktörler mutlaka yol bulurlar her zaman. Türkiye de bu fırsatçı aktörlerin hareketine her zamanki esnekliğiyle göz yumabilir tabi. Böyle bir ihtimal her zaman var.

ABD SİLAH SANAYİNE GÜN DOĞDU

ABD Dışişleri Bakanlığı Kongre'ye gönderdiği bir mektupta, Biden yönetiminin Türkiye'ye potansiyel F-16 savaş uçağı satışının ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağına, aynı zamanda NATO'nun uzun vadeli birliğine hizmet edeceğine inandığı ifade edilmiş. Konu, uzunca bir süredir Erdoğan’ın “ABD ile ilişkilerdeki pürüzler” listesinin üst sıralarında yer alıyordu. Bu gelişme ABD’nin Türkiye yaklaşımı açısından ne anlama geliyor?

Buna şaşırmadım. Çünkü, evet topraklarında S-400 bulunan bir müttefik ülkeye F-35 vermez ABD, onu anladık. Ama bu müttefik ülkenin hava gücünün de- ki ABD’ye bağımlı gelişmiş bir hava gücü-, hem ulusal çıkarlar hem NATO’nun amaçlarına hizmet etmesi için takviye edilmesi gerekiyor ve bunda en mantıklı seçenek F-16’ların en son modeli. Bir ara çözüm. Türkiye’nin ABD dışındaki uçak üreticilerine kaymasını engelleyecek bir adım. Şu an gerçekçi durmuyor ama Erdoğan iki yıl önceki Rusya ziyaretinde “SU 35, SU 57 gibi uçakları alabiliriz” demişti. ABD, bu F-16’ları vermezse Türkiye bir yerden uçak bulmak zorunda, belki -uzak ihtimal olmasına karşın- Çin’e dönecek, belki Avrupa’ya dönecek. ABD Türkiye’yi kendisine bağımlı ülkeler kümesinde tutmak için bu kararı vermek zorundaydı. Yönetim Kongre’den bu işin geçeceğine dair bir işaret almaz ise böyle bir açıklamayı yapmaz. Belli ki Kongre’ye geldiğinde buna itiraz edenler olacak ama bunun bir şekilde geçeceği garanti edilmiş. Bir sonraki aşamada S-400’lerin akıbeti de gündeme gelecektir. Bu arada Polonya, Bulgaristan, Slovekya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin elinde ne kaldıysa eski Sovyetler Birliği döneminden tanklar, uçaklar, muhtemelen Ukrayna’ya aktarılacak, bu ülkelerin de silah ve malzeme ihtiyacı ABD şirketleri tarafından karşılanacak. Yani ABD silah sanayine gün doğdu, çünkü Amerikan silah fabrikalarının üretimi artacak.

BENZER ADAY ÇIKARARAK ASLINI YENEMİYORSUNUZ

Macaristan’da Orban’ın 4. kez seçilmesini de soralım. AKP çevrelerinde sevinçle karşılanan ve Millet İttifakı karşılaştırmaları üzerinden okunan seçim sonuçlarını siz nasıl yorumluyorsunuz? 6 partili “Macaristan için Birlik” otoriter rejime karşı neden bir çıkış yapamadı?

Alanım değil ama okuduğum yorumlardan çıkan sonuç şu; Siz benzer bir aday koyarsanız, aslı varken niye benzerine oy verilsin? Muhafazakar bir adaya karşı yine sağcı muhafazakar bir aday çıkarırsanız insanlar aslına oy verir. Türkiye bunun benzerini Ekmeleddin İhsanoğlu ile yaşamadı mı? Macaristan zaten sağ milliyetçi siyasete hapsolmuş bir ülke, oradan çıkış için yine sağ milliyetçi siyasete yaslanmayı düşünürseniz böyle bir sonuçla karşılaşabilirsiniz. Bana en çarpıcı yönü bu geldi. Benzer aday çıkararak aslını yenemiyorsunuz.  (Serpil İLGÜN - Evrensel)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89