• BIST 103.072
  • Altın 272,126
  • Dolar 5,6668
  • Euro 6,2796
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 21 °C

Paris Düşerken...

Paris Düşerken...
'Fransa Aralık ayından beri ona yakın terör eylemine sahne oldu. Düşmeyen Kobanê ve Kürdistan, teröristlerin öfkesini batıya yönlendirmesine yol açtı.'

7 Ocak Çarşamba günü başta Fransa olmak üzere tüm dünyayı deyim yerindeyse sallayan Paris’teki dergi baskını daha şimdiden ikinci 11 Eylül olayı olarak tarihe geçti. Bu konu üzerine her kesimden insanlar uzun uzun yazıp çizecekler. Bu olayın bundan sonra dünya dengelerinde yol açacağı sonuçlar kestirilmeye çalışılacak. 11 Eylül saldırısı, Irak ve Afganistan’ın işgali ile sonuçlanmış, yaşanan süreç tüm boyutları ile çözüme ulaşmamış bir biçimde günümüze kadar taşınmıştır.

Paris saldırısının ne tür sonuçlara gebe olabileceğini daha çok Kürdler nezdinde ele almaya çalışacağım. Çünkü bu olay bizi ve geleceğimizi çok ama çok yakından ilgilendiriyor. Bu açıdan belki de en çok tartışması gereken bizleriz. Nitekim Paris’te yaşananların sonucu bir Kürd devletinin kuruluşuna kadar evrilecektir.

Özellikle DAİŞ terör örgütünün Kürdlere karşı yürüttüğü savaş, Kürdlerin yüz yıldır yaşadıkları acıları ve bölgede kördüğüm haline gelmiş Kürdistan sorununu bir anda tüm dünyayın gündemine soktu. Tarihte ilk defa, Kürdler ve Batı dünyasının ortak düşmana karşı birleşmesine yol açtı. DAİŞ öyle sonuçlar doğurdu ki, Kürdler ve Batı tarihte ilk defa ortak noktada buluşurken, Kürdler ve Müslüman(!) kardeşleri ilk defa ayrı yerde durdular. Daha doğrusu bu kardeşleri onlara sırtlarını döndüler. Daha doğrusu bu kardeşleri DAİŞ’i desteklediler gizliden gizliye. Yiğit ve kahraman Kürd kızları Kobanê’de teröristlere karşı hafif silahlar ve sınırlı cephaneyle savaşırken, “peygamber ocağı, kahraman ve mazlumların savunucusu” olan Türk ordusu, sınırda futbol maçı izler gibi kılını bile kıpırdatmadan yaşananlara seyirci kalıyordu. Buda yetmiyor, DAİŞ teröristlerinin sınırı geçmelerine yardımcı oluyordu. Tarih, canlı yayınlarla yüz yılın en büyük alçaklığına sahne oluyordu. Belki de tarih, bin yıllık sözde kardeşliğin kalleşliğini haykırıyordu.

Kürdler, o günleri hiç bir zaman unutmayacak. Çünkü o gün tarih yön çevirdi. Kürdlerin Müslüman kardeşleri İstanbul’da DAİŞ teröristleri için gıyabi cenaze namazı kılarken, MİT tırlarla DAİŞ’e silah taşırken, Türkler, Araplar ve Farslar küçücük bir kasaba olan Kobanê ve Şengal’de Kürdlerin yaşadığı trajediye sessiz kalırken, Amerikan uçakları Kobanê’de DAİŞ mevzilerine bomba yağdırıyordu. Gavur ve kafir dediğiniz Fransız ve İngiliz uçakları Şengal dağında mahsur kalmış on binlerce insana yardım malzemesi taşıyordu. Siz bizi DAİŞ eliyle arkamızdan vururken, “gavur ve kafirlerin” uçakları bize hayat veriyordu. Sizin, İslam aleminin yeni sultanı olarak tanıttığınız Erdoğan, yüzüne yansıyan büyük bir sevinçle meydanlarda “Kobanê düştü düşecek” diye söylenirken, Kürdlerin evine ateş düşüyordu. Her gün onlarca gencecik evlatlarını topağa veriyorlardı.

İşte bunlar, tarihin seyrini değiştirdi. Özellikle son dönemlerde Kobanê düşmeyince, tam aksine DAİŞ hem orda hem de Şengal’de darbe üstüne darbe alınca, Avrupa kentlerinde terör eylemlerinde artış başladı. Mesela Fransa Aralık ayından beri ona yakın terör eylemine sahne oldu. Avustralya’da bile bu tür eylemler yaşandı. Düşmeyen Kobanê ve Kürdistan, teröristlerin öfkesini batıya yönlendirmesine yol açtı.

Paris’teki dergi baskınının sadece çizilmiş bir kaç karikatüre tepki amaçlı olduğunu düşünmüyorum. Kürdlerin “Müslüman” kardeşleri bu eylemle aslında Batı’ya şu mesajı veriyordu; “Kürdleri öldürmemize, yok etmemize izin vermezseniz, biz de sizi kendi evinizde vururuz”.

Peki niye Kürdlere bu kadar öfkeliler? Yüzyıldır Kürdlerin topraklarını gaspetmiş olmaları ve onlara her türlü zulmü reva görmeleri tatmin etmedi mi? Düşünsenize, bir tanesi bir gecede 200 bine yakın Kürd’ü soykırımdan geçirdi. Bir tanesi yüzyıl boyunca Kürdlerini insan yerine koyup onlara bir kimlik bile vermedi. Bir tanesi daha dün bile 14 yaşındaki bir çocuklarını kalbinden vurup öldürdü. Bir tanesi, onları hergün dar ağaçlarında sallandırıyor. Hakikaten yetmedi mi?

Tatmin olmuyor musunuz? Bu kin ve öfkenizin altında ne yatıyor? Gavur dediğiniz insanlar 11. Yüzyıldan itibaren İslam coğrafyasına akın başlattığında sizi koruyan kimdi? Aşiret aşiret, Şam’dan başlayıp, Bağdat’a, oradan Sudan’a kadar bu coğrafyayı savunmaya giden kimlerdi? Kudüs’ü alan kimdi? Siz topraklarınızda kendi dininizi rahat yaşayasınız diye asırlarca oradan oraya savaşmaya giden ve dağılan kimlerdi? Bugün Sudan’da halen, Selahaddini Eyyubi döneminde savunmaya giderken, kendi topraklarından, akrabalarından kopmuş ve 800 yıldır orada yaşamaya mecbur kalmış Kürdler var. Kimisi Osmanlı halifeliği için Selanik’te destanlar yazdı, kimisi Macaristan’ın ücra bir köşesinde mezara girdi. Bu insanlar tarih boyunca sırf din kardeşliğinden dolayı sizin için her türlü fedakarlığı yapmış, yaranamamışlar. Yüzyıl boyunca her türlü zulüm ve katliamınıza rağmen “din kardeşiyiz” dediler yaranamadılar. Halen imha, halen imha!

Evet, yetmiyor! Bir de DAİŞ’i salalım üzerlerine dediler. Ancak bu sefer hesaplar ters tepmeye başladı. Değişen dünya koşulları ve dengeleri, Kürdlerin artan milli duyguları ile buluşunca ortaya bambaşka bir tablo çıktı. Ben aslında buna, Kürdler’de bin yılın uyanışı diyorum. Artık, “din kardeşliği” Kürdleri kandırmaya yetmiyor. Ellerinde demokrasi olmadığına göre, zaten bir tek “din kardeşliği” silahı vardı. Güya Kürdler ile Türkler eskiden olduğu gibi ittifak yapacakmış da, ortadoğunun kaderini değiştirecekmiş de falan da filan. Kobanê bu maskeyi de düşürdü. Etrafı kuşatılan Beşar Esad, bu durumda bile, “Kürdlere istediklerini verirsek Suriye bölünür” diyor. Suriye’de nerdeyse taş üstünde taş kalmamış, Esad Şam’a sıkışmış kalmış ama buna rağmen tek derdi Kürdleri haklarından mahrum bırakmak. İran’a bakıyorsunuz, Kürdler lehine değişen konjoktüre rağmen, ben nasıl Kürdlere biraz hak tanıyayım da en azından kendi içimdekileri biraz rahatlatırım yerine, “ben nasıl daha fazla Kürd idam edebilirim”in hesaplarını yapıyor.

Artık işin özü buradan itibaren başlıyor. Kardeşlik maskesine bürünmüş bin yıllık kalleşlikler, Kürdleri bir yol ayrımına sokuyor. DAİŞ’in Kürdlere açtığı savaş ve uzantılarının Avrupa kentlerindeki saldırıları, bu bin yıllık sahte kardeşliğin ve kader ortaklığının artık sonunu hazırlıyor. Bundan sonra bir kader ortaklığından söz edilecekse bu Hewler ile Bağdat’ın, Diyarbekir ile Ankara’nın değil, Kobanê ile Paris’in kader ortaklığı olacaktır. Şengal ile Sydney’ın kader ortaklığı olacaktır. Bin yıldır sırtına saplanan hançerin acısına, sırf kardeş eliyledir diye katlanan Kürdlerin artık kalleşliğe tahammülü olamaz.

Hiç kimsenin bundan sonra yaşanacak olan gelişmelerden dolayı Kürdleri suçlamaya hakkı olamaz. Bazen size karşı söylenmiş bazı sözler veya yapılmış bazı eylemler olur ve sizin çok zorunuza gider. Sürekli aklınıza gelir, hatırlarsınız. Ben Kürdlük duygularımı diri tutmak için sürekli hatırlarım böyle şeyleri. Çok ufak bir söz bile aklıma geldiğinde içimde fırtınalar kopartabiliyor. Bazen gerekiyor gerçekten. Çünkü bazen hatırlamak, bir daha kanmamaktır. Ahmet Davutoğlu’nu Diyarbekir’de, heyecanlı heyecanlı yeni Türk-Kürd ittifakını anlatırken dinlediğimde, beynime kazınmış Kürd karşıtı söylemler, şaha kalkmış atlar gibi, karanlık denizleri yırtan, deli dalgaları savuran fırtınalar gibi, Davutoğlu’nun istilacı gemilerini barındırmıyor içimde. Yeni Türkiye’nin ekranlarda boy gösteren tarihçileri çıkıp, sırf benim anadilimi hiçleştirmek için, “Türkçe, Arapça ve Farsça kelimeleri içinden çıkarırsanız Kürdçe’den geriye ne kalır” dediğinde, doğruluğa ve samimiyete bürünmüş yalanlar, aslında “bin yıl ezdik, bin yıl daha ezmeye talibiz”den öteye bir şey değildir.

Paris’teki saldırıda hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dilerim. İfade özgürlüğüne, doğu ile batı arasındaki mesafe kadar uzak olan bir zihniyetin kubanları oldular. Karikatür yayınlamak ne kadar ifade özgürlüğü ise, ona karşı demokratik tepkiyi ortaya koymak da ifade özgürlüğüdür, ama öldürmek ancak ve ancak ruhları esir alınmış insanların işidir. Bu, insanlığın temel prensibi konumundadır. Evrensel bir değerdir. Daha iyi bir dünyanın yolu, fikir ve demokratik eylem özgürlüğünden geçer. Ancak doğu toplumlarında bu tam tersidir.

Kendini akıllı sananların akılsızlıkları yüzünden doğuyu cehenneme çevirdiler. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de çocukları bile boğazladılar. Güneşi doğuda zaptettiler, bugün batının incisi Paris’e güneş değmedi....

Edip Bedirhan

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89