• BIST 95.847
  • Altın 188,131
  • Dolar 4,7490
  • Euro 5,5642
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 36 °C
  • Berlin 25 °C

Hewno Bêreng/Renksiz Rüya

Hewno Bêreng/Renksiz Rüya
"Hewno Bêreng/Renksiz Rüya Filmi’nin mesajı, (benim anladığım) Ölümün, Kürtler için, hayatın sıradan bir parçası olmadığına parmak basmasıdır. Ölümü sıradanlaştıran, karışıklık oluşturan sinyallerden yani gürültüden çekip çıkarılmasıdır."

Uzun zaman önce 4 kitap okumuştum, “Karanlığın Yüreği, Babamın Tüfeği, Asker Gramofonu Nasıl Tamir Eder, Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” bu kitaplar bir çocuğun ruhunda gözlerinde Ulusal sorunların, savaşın etkileri, psikoloji ve aileye yansıması ve bunun kollektif psikolojiye dönüşüp dalga dalga toplumu kuşatmasını ele alıyorlar. Hewno Bêreng/Renksiz Rüya Filmi’de bu durumu kıt olanaklar ile kameraya taşımış olduğu seyrettim. Herkes bilir, modern eğitim iki şekildedir, rahlede, sırada okumak, düşünceyi geliştirir, görsel eğitim ise anlamayı geliştirir. Hewno Bêreng’in eleştirel yaklaşımını sinema sanat uzamlarına bırakmak gerekiyor ama bana göre eleştiri gayet titizdi. Özellikle dil bilim eleştirisi feleğin kınından hançeri çekmişti. Doğrusu ben psikolojinin kapalı terimlerine ve yasalarına ihtiyaç duymadan bireylerin ruhsal özelliklerini tanıya bilir ve analiz edebiline bileceğini düşünüyorum. Zira insan ruhunu tanımak başka bir meseledir.

Kişi annesinin ölüm döşeğine çağrıldığında ve onunla yüz yüze geldiğinde ne söyleyeceğini bilemez. Yine de bir şey söylemek zorundadır. Hayatın sınırına varılmıştır. Tek başına başvuracağı hiçbir deneyim kaynak olmaksızın yapmak zorunda olduğu tek şey “sevmemek” olacaktır. Çünkü insanın düşünme biçimi, kâinat, uzay, dünya kurallarından bağımsızdır. Seyda’nın Muskası olanaklar içinde en iyi tarif eden olgudur.  -sevmek, sevmemek dualitesi ile de hiç ilgisi yoktur. Zıtlığı ifade eden bir sorunda değildir. Bilakis, sevmemek, sevmenin dünyevileşmesine, başka ellerde olmasına, kimin yaşayıp kim hayatta kalacağına karar veren maskeli karanlık adamlara verilen bir tepkidir. Rüya da bu değimlidir? Fani yüzüne bir tokattır. Bir hesap sorma bir yüzleşmedir. Sesiz bir mırıltıdır.

Hewno Bêreng/Renksiz Rüya Filmi’nin mesajı, (benim anladığım) Ölümün, Kürtler için, hayatın sıradan bir parçası olmadığına parmak basmasıdır. Ölümü sıradanlaştıran, karışıklık oluşturan sinyallerden yani gürültüden çekip çıkarılmasıdır. Diyarbakır’ın o gürültüsünden azami olarak arındırılması ile birlikte, film ayrı bir içsel gürültü ile cevap vermiştir. Onu ileten sesi donukluğu, mırıltısı ile duymayı öğreniriz. Rüya, bilinçli davranışa belirleyici bir öğe olarak yerleştirilmesi gereken bir gerçekliktir. Rüya irade dışı, ruhsal bir üründür. Çocuklar önemli sözcükler yerine, resimler çizerek, üretmekten hoşlandıkları karmaşık harfler gibi getirdiğinden, genellikle belirsiz ve anlaşılması güçtür. (hatta dil bilimciler, eski yazı biçimleri olan simgeler ve kabartma yazıları çözme yöntemlerinden bir tanesi de rüya da görülen simgeler ile çözmeye çalışmalarıdır.) Örneğin Mîrza rüyasında annesinin ölümünü göre bilir. Şimdi herkesin kafasında annenin ne anlama geldiği üzerine bir fikir vardır. Fakat her kişi ve çocuk için anne imajı farklıdır ve bu imajın önemi zamandan zamana bile değişmektedir. Anne düşüncesi bir kişi için sevgi, sevecenlik, şefkat ve koruma ile ilişkili, bir başkası için güç, kızgınlık ve hayal kırıklığı ile de ilişkili olabilir. Yani her insanın manevi hakları farklıdır. Rüya sahibine hiçbir zaman bir yorumu kabul ettirmek doğru değildir. Bu nedenle Renksiz Rüya’nın baş aktörü, senaryo sahibidir.

Film, Rüya/imge ile egemenin gürültüsüne karşı bir birimizle sinyaller soyut birimler aracılığıyla kurduğumuz iletişimin ötesinde, İnsan dışındaki şeylerle de formlarını ve maddelerini kucaklayarak temas kurula bileceğini, hatta bir birimizin formlarını daraltıp kendi maddi varlığımızı dönüştürerek de birbirimizle temas kurabileceğimizi göstermektedir. 

Rasyonel veya realite olarak kanıksanmış, kabul edilmiş ölümün orta yerinde, hiçlik, ölüm ve kendi ölümleri dışında ortak hiçbir şey olmayanların, gümbürtüsüne dikkat çekerek, her birini tecrit eden ölüm, ortak bir ölüm müdür? Ve ona hiçlik denilir mi? Kendi kendine tasarlanan olanağın -yani iktidarsızlığın ve bir şehirden bir şehre kaçışın- kişinin aktif güçlerinin pasifliğe dönüştürülmesi, zayıflama hissi, sınırlanarak direnme, gücünün çekilmiş olduğunu hissetme ve hayatı erteleme ve sonrasındaki ölüm deneyimi.

Kürtlerin ölüm biçimi bile diğer insanlarla ölümde de ortak olmadığımızı göstermektedir. Bize (tarih ve kültürümüzü hatırlatmayan) ait olmayan bir ölüm biçimi, ama başkaları tarafından bir tek bize ait kılınmış olan bir ölüm biçimleri, bir başkası olarak, kendisine ait olmayan bir ölümle ölmek. Ölüm meleği de artık Kürdistan’a uğramaktan utanıyordu. Ne zaman ötekinden farklı olduğumuzun farkına varacaktık?

Film’in bir başka açıdan dikkat çektiği nokta -ki her Kürt hikâyesi buna dikkat çeker- ötekinin olanakları onları ölümden uzaklaştırdıkça, Kürtlerin olanakları onları ölüme yaklaştıran bir unsur haline gelmiş olmasıydı. Bu durum, ayrıca, Kürtleri daha fazla arayışa iterken  -Rüya Muska unsurları- latif ince kibar nazik yapan önemli bir psikolojik veridir. Bir Kürt çocuğu  “SEVMEKTEN KORKUYORUM” iki kavramı ile  -sevmek ve korku- ne ifade ediyor? İnsan’ın eti bedeni nasıl acı çekiyorsa, ruhu/içi daha keskin bir şekilde acı çekerken, bir doktorun bir hemşirenin teselli dokunuşu gibi… Hissetme, duyumsama, düşünme sezgi vs gibi Kürtlerin Ruhunu tarif eden ve belki de en yabancı olduğumuz işte bu ruhu tanınmamasına dikkat çekilmesiydi. Doğru söylem bedensel duyumlar üzerine kurulu söylemdir.

Hewno Bêreng/Renksiz Rüya Filmi’nin Dramatik yönü şuna benzer; bir insan kalemi veya kâğıdı masanın üzerine bırakıp okumak veya yazmak için elini uzattığı zaman zihninde bir tasavvur oluşmuş demektir. Bu kâğıdı notu okuma ihtiyacı; sonra kâğıdı kaldırmaya karar veriyor, kaldırıyor ve okuyor. Bu insan kâğıdı kaldırıp elini kâğıda götürdüğünde bütün duyguları hedefine dönüşüyor, yani sadece ve sadece hedefini algılıyor, yani sadece kâğıdı okumayı hissediyor. Hâlbuki bunun kendisi sadece kâğıdı okumak değildir. Bu insan kendisi, el uzatmak, parmakları düzeltmek ve kâğıt üzerinde tertip etmek, kâğıdı almak, kaldırmak ve gözün önüne koymak gibi filleri hissetmiyor. Yani insanın hayat ritmi ilerleyip hızlandıkça eylemini işini hissetmiyor. İnsan yaptığı işlerin toplamından ibarettir. Hedefler ise,  olmayan şeylerden ibarettir. Bu noktada insan dair ne varsa her şeyin araç sallaştırılması, harcanabilir kolaylığı bu noktadan kaynaklanıyor.

İşte Hewno Bêreng Filmi’nin göstermek istediği budur. Gerçeği görüntüye dönüştürmek, var olan şey ise sadece her yerde her zaman ortaya çıkabilecek uyuşmazlık! Sahneleridir. Uyuşmazlık da, duyumsanabilir olanın özel bir düzenlemesi demektir. Görünüşlerin altında saklanan bir gerçekliği herkese kabul ettiren bir verinin tek bir sunuş ve yorumun olmadığı, her durumun kendi içinde çatırdayarak başka bir anlam ile yeniden yapılandırmaya müsait olması demektir uyuşmazlık.  (duyumsama; bir şeyin olduğunu anlatır, hissetme; kabul edilip edilmediğini anlatır, düşünme; kabaca o şeyin ne olduğunu anlatır)

Filmin karakterlerinden Mîrza/Civan Güney Tunç ve Mîr Ahmed/Bilal Bulut diyaloglarına dair en küçük bir fikri olmayan söylem sahipleri, Halkın kurtuluşu!.. Politikanın acımasız kılıçları ve halkın kurtuluşu! Bir gün… Bir gün bütün bir halkın kurtuluşa ermesi, ertesi gün de yok edilmesini isteyenler. Bütün bu acılarla istikrarlı bir bağlantı kurabiliyorlar mı? Maskeli adamlar, küresel emperyalizm, halkın önderi, kurumlar… Bu durumla yüz yüze gelmezler. Sesleri çığlıkları ve hıçkırıkları “kurum”lar tarafından kaydedilmez. 

Film’de üç karakterle karşılaşırız, (bana göre)  Mîrza, Mîr Ahmed ve Maskeli adamlar. Buna kabaca Kürt sorunu deniyor.

Mîrza: Mîrza’nın ruhu acı ve ıstırap duymaktadır, yükseklerde uçan bir gönül’e sahiptir, anlamlı ve duyguludur, bu haliyle kuru, adi bir dil/konum/söylem içinde bulunmaktadır, herkesi kendisine yabancı görmektedir, varlık ve hayattan rahatsızlık duymaktadır. Mîrza’ya okuyamayacağı bir yazının ve anlamayacağı bir dilin o anonim sorumsuzluğuyla bu tür şeylerden bahsetmek ne kadar ayıp ne kadar yakışıksız olduğunu gördük.

Evet, artık öteki ben ile karşılaştınız…

Mîr Ahmed: Mîr Ahmed, Mîrza ile olan diyalogunda Mîrza’yı koruyamayacağının ıstırabını ve öfkenin sessizliğini duyar. Başka bir dünyaya açılan bir kapı olduğunu anlamıştır ama biz bu dünyaya aidiz, başka bir yere gitme imkânımız yoktur, her halükarda kötülüğe ve eksikliğe mahkûm olduğunun farkındadır. Bura da bulunmaya mahkûm, ama bu karakter, bize iyinin kayboluşu duygusunu da uyandırır. İçinde bulunduğu durum ve kaçmak istediği yer, ikisi de ona yabancıdır. (kardeşi ile olan diyalogu da dikkat çekmek isterim) teselli dokunuşu, ölümlü ve acıya duyarlı bir kişinin hiçbir yere gitmeyen bir zaman içinde gömülmekte olan bir başkasına refakat etmesi, teselli dokunuşu, tahammül ve ıstırabın zamanı içinde bir ölme refakatine giden yolu açar ve Mîrza’nın muhtaçlığının son sınırında onunla kardeşlik kurar.

Maskeli Adamlar: iz sürmek, baskın yapmak, strateji, savaş. Nihayetinde ölümün olağanlaştırılması ve Kürt özgünlüğünde ölümün özelleştirilmesi, bizim inanmadığımız ya da bizi dışlayan değerler! Hiçbir şey borçlu olmadığımız, dilimizi tek kelimesini bile anlamayan, Aramızda yaş bağı (hiçbir üretim ya da ticaret ilişkimiz olmadığı çünkü bu bile bir bağdır) olmayan, kendi hayatımız tamamen ona bağlı olduğu insanlar arasında bulunduğumuz durumdur.

Bir şey söyle, ikimiz hakkın da ama. Bunun dışında tek kelime bile duymak istemiyorum, kendimiz hakkında konuşmamız gerekir.

Hüseyin Siyabend Aytemur

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89