• BIST 1.378
  • Altın 455,189
  • Dolar 8,1215
  • Euro 9,6955
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 4 °C

Ehmedê Xanî’den Bülent Arınç'a cevap!

Ehmedê Xanî’den Bülent Arınç'a cevap!
Kürtçe’nin bir medeniyet dili olmadığıyla ilgili Bülent Arınç'tan gelen sözlere cevap niteliğinde bir yazı: Mem û Zin’in Kürtçe Yazılmasının Sebebi...

Kitabı –Mem û Zin (1692)’i- bu dille -Kürtçe’yle- nazım olarak yazmamızın sebebi, bu suretle dönemden ve sanatçıyla bilgisizlik ayıbı kendileri için aynı şey olan zamanımızın insanlarından şikâyetlerimizi açıklamaktır. (Mem û Zin; VI: Bölüm Başlığı) 

Xanî, olgunluk meydanını boş bulan, yetkinsizlikte yeterli olgunlukta olan biridir; yani kabiliyetli ve bilgili olduğundan değil, belki taassup ve aşiret tutkusundan -meydana çıkmış biridir-. 

Hâsılı, adaletsizliğe inat olsun diye mutat olana muhalefet ederek bir bidat/yenilik işine girdi: Saf şerbeti bir kenara koyup tortuyu içti; inci misali olan Kürt dilini seçti. Umum halk için cefa çekip, -Kürt diline- nizam ve intizam verdi. Verdi ki, eloğlu demesin Kürtler marifetten anlamaz, marifet kökünde asılsızdırlar! –Demesinler ki-, çeşitli milletler kitap sahibidirler de, bir tek Kürtler bundan nasibini almamış; hem de fikir ehli olanlar (aydınlar), “Kürtler aşkı kendilerine amaç edinmemiş” demesinler. -Demesinler ki-, -Kürtler- ne isteyendir ne de istenen; ne sevendir ne de sevilen: -Demesinler ki, Kürtlerin-, “aşkı dilemekten nasipleri yoktur, gerçek ve mecazî aşktan onlar yoksundur”. 

Oysa Kürtler, öyle çiğ değildirler, ama ne yazık ki yetim ve mecalsizdirler; cümlesi, ne cahil ve ne de bilgisizdir, belki sefil ve sahipsizdirler. 

Şayet bizim de bir sahibimiz olsaydı ve –sahibimiz- cömertlik sahibi olup edebiyatın inceliklerinden anlasaydı; ilim ve sanat, kemâl ve iz’an, şiir ve gazel ve de kitap ve divan  -gibi- çeşitler onun yanında geçerli olsaydı ve bu akçeler onun yanında makbul olsaydı; işte o zaman ben manzum sözler (şiir) bayrağını yükseltir gökyüzünün damına dikerdim! Meleyê Cizîrî’nin ruhunu geri getirir, ‘Eliyê Herîrî’yi tekrar canlandırır ve Feqiyê Teyran’ı hayran kalacağı bir sevince boğardım! 

Ne yapayım ki –Kürtçenin- pazarı kesattır ve –bu değerli- kumaşın hiçbir müşterisi yoktur! Hassetsen bu çağda hepimizin maşuku ve sevgilisi para kesesi olmuştur. Yani para ve dinar tamahkârlığının her biri bizim için öylesine birer dost olmuş ki, şayet ilmin tamamını bir pula versen ve hikmeti bir pabuca karşı satıversen kimse -ünlü alim ve şair- Molla Camî’yi seyis bile yapmaz ve kimse, -ünlü edabiyatçı- Nizamî’yi hizmetçi bile yapmaz. 

Zamanın böyle olduğunu; cümleten para için hep savaşıldığını gördüğümüz zaman, biz de kimyager olmak istedik ve bunda müyesser olamayacağımızı gördüğümüzde bir süre insafla çalışıp çabaladık ve cevheri sahtesinden  tasfiye ettik. Kalbimiz hileye rıza göstermedi ve garaz için asla vesile olmadı. –Böylece- hem din gitti hem de dinarı elde edemedik, sonunda çaresiz, bakırcı olduk. 

Gizli bakırımızı (dilimizi) açığa çıkardık; onaylanmamış bir kağıt gibiydi, onun üzerine dua ettik! Sonunda duamız doğruluk ile kabul gördü ve ihtiyacımızın görülmesine vesile oldu. 

Bu pullar, her ne kadar değersiz kabul edilse de, gösterişsiz, saf ve paha biçilmezdirler. Bu pullar hilesiz, hurdasız ve eksiksizdir; umum halkın alış-verişinde geçerlidir. Kuşkusuz sırf Kürtçe’dir, durudur, kuşku taşımamaktadır; altın değildir ki, “solmuş” densin! Kırmızı bakırımızdır, apaçıktır; gümüş değildir ki, “ayarı düşük” densin! 

Akçemizin “değeri düşüktür” demeyesin; o –yalnızca- hâkim bir şahın sikkesinin tasdikinden mahrumdur. Eğer o, sikke ile nakşedilseydi, geçersiz ve karalanmış olmayacaktı. O, kimsenin adına bağlı olmadığı bir sevgilidir; bu yüzden bahtı kara ve murattan yoksundur. Biz arkasızların onaylanmamış kâğıtları, padişahlardan kabul onayı almamıştır. -Ama- birçok alimin yanında muamele görür; birçok bilge yanında kabul edilir

Ama zamanımızın bilgili hükümdarı; idrak etme anlayışıyla bizi dinlemedi. O bey ki, adı Mirza’dır ve sadece bakışı bir kimyadır. Sahte gönülleri bile billura çevirir; sahte pulları bile saf altına çevirir. Kırmızı mangırı, yüz yük kadar da olsa, bir bakışla derhal sarı altına çevirir. Kahrıyla yükseklerde olanı aşağıya indirir; lütfüyle aşağıda olanı yükseklere çıkarır. Esirler gibi paşaları tutuklar ve fakirler gibi serbest bırakır. Her gün binlerce çaresizi ve her an iyiliğiyle yüzlerce dilenciyi; el uzatıp himmet ederek zenginleştirir; bilgelik o ki, yaptıklarıyla minnet de etmez. 

Şayet bize de kutlu olan iksirli yüzünü bir kez çevirip baksaydı, bu sözlerin tamamını şiire, bu pulların tümünü de dinara dönüştürürdü. Ne yazıkki onun evrensel bir bakışı vardı ve özel bir bakışla gönülden bize bakmadı.  Yine de o avam-halk için bir rahmettir; Ya Rabbi, ona süreklilik bahşet! (Mem û Zin; VI: Bölüm) 

Not: Yukarıdaki metin, “Bir İslam Alimi Olarak Ehmedê Xanî ve Kürdî Muradının Kur’anî Dayanakları” adlı Yavuz Delal’in Diwan Yayınlarından çıkan yeni kitabından alıntılanmıştır. Yazar, bu kitapta, Xanî’nin Kürtçe beyitlerinin Türkçe çevirilerini nesir biçimine dönüştürmüştür.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89