• BIST 106.588
  • Altın 268,765
  • Dolar 5,7159
  • Euro 6,3130
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 10 °C

'Beylik' mi, 'demokratik özerklik' mi?

'Beylik' mi, 'demokratik özerklik' mi?
Bütün ülkede demokratik yerinden yönetim sistemi savunulmalı; halkın anlayışına, vefasına güvenilmelidir.

Bütün ülkede demokratik yerinden yönetim sistemi savunulmalı; halkın anlayışına, vefasına güvenilmelidir.

Geçen cuma akşamı, Diyarbakır’dan Ankara ve İstanbul’a dertlerini anlatmaya gelen bir grubun toplantısındaydım. Sur Belediye Başkanı, BDP yöneticileri, HAKPAR, Diyarbakır Barosu, bazı meslek odaları, Süryani cemaati temsilcileri, Barış Kadınları, halk temsilcileriyle birlikte gelmişlerdi.

Bu toplantıda, bildiğim bir hususun Kürt konusunda da geçerliliğini koruduğunu bir kez daha anladım; bir kavramı da BDP’den farklı tanımladığımı gördüm.

Kürt açılımının öğrettiği

Anladığım, anayasa ve Kürt sorununun her yer ve platformda konuşulmasının gereği ve önemiydi. Bu toplantıda da Kürt meselesini ne kadar çok konuşur, tartışırsak çözüme o kadar yaklaşacağımız bir kez daha göründü.

Kürt açılımıyla birlikte her yerde başlayan tartışma sayesinde, iki yıl öncesine göre, Kürt sorunu ve unsurları, eskisiyle karşılaştırılamayacak ölçüde çok tanındı, tabular yıkıldı, bilmediğimiz pek çok konu gündeme geldi. Bu süreç derinleşerek genişliyor. Her gün, düne göre kavramlar üzerinde daha rahat konuşuyor ve yazıyoruz. Daha da önemlisi, karşı görüşte olanları daha az suçlayarak dinlemeyi, kendi görüşlerimizi de rahat söylemeyi öğrendik.

Hiç yılmadan, bıkmadan ve çabalarımızın sonucunu ölçme gereği duymadan konuşmayı, dinlemeyi ve cevaplandırmayı sürdürmeliyiz; benim gözlemime göre sürdürüyoruz da.

BDP’nin Özerklik Bildirisi

BDP’den galiba farklı tanımladığım özerklik konusuna geleyim:

Geçen aralık ayı ortasında BDP, ‘Türkiye’nin Demokratikleşmesi ve Kürt Sorununda Çözüme Dair Siyasi Tutum Belgesi’ başlıklı bir bildiri yayımladı. Bildiride, 1985 tarihli ‘Avrupa Özerklik Şartı’na gönderme yapılıyor ve bundaki çekincelerin hâlâ kaldırılmamış olmasından yakınılarak, BDP’nin Demokratik Özgürlük anlayışı anlatılıyordu. Bu bildiri dışında, Fırat Haber Ajansı’nın yayımladığı değişik bir bildiri daha vardı. O günlerde, aynı zamanda birlikte savunulamayacak bu iki bildiriyi, aynıymış gibi ele alıp yorumlayanlar oldu. Ben, BDP’nin bildirisini anlayışıma yakın buldum ve övdüm; diğerinin yanlışlığını ortaya koymaya çalıştım.

Uygulama veya oluşan özerklik!

Yukarda bahsettiğim Diyarbakırlıların İstanbul toplantısında, BDP’nin ‘Demokratik Özerklik’ talebi dile getirildi. ‘Bölgede özerkliğin yaşanmaya başladığını’ söyleyen BDP Eşbaşkanı Filiz Koçali, uygulanmakta olan özerkliğin nasıl bir şey olduğunu da anlattı:

Devletin yargı ve güvenlik kurumlarının yerini, belirlenen (!) bir organ ya da kurum almış. Çekişmeleri bu organ çözüyormuş.

Belediyenin görevlerinden olan veya sayılan işlere ait kararlar, sadece ‘belediye meclislerinde’ görüşülmüyor, ‘halk meclisi’ veya ‘kent konseyi’ veya başka adla anılan bir kurula da götürülüyor ve orada da görüşülüyormuş! Kentten kente ele alınan işler ve alınan kararlar farklı olabilse de kararların halkın seçtiği meclislere bırakılmadığı, onların dışında mutlak yetki sahibi olan bir ‘organ’, ‘kurul’, ‘konsey’, adı her neyse ‘o’ varmış.

Giderek bu uygulama yaygınlaşıyormuş, seçimden sonra bu yönetim biçimi gayri resmi olarak uygulamaya konulacakmış!

Uygulanmaya çalışılan sistemin, bütün Türkiye’de geçerli olamayacağı bilindiği için olacak, ‘bölgenin özellikleri’nden sıkça bahsedildi.

Demokratik yönetimin iki ilkesi

Kestirmeden söyleyeyim: Anladığım doğruysa, BDP yöneticilerinin veya onlara hâkim olan grupların, ‘bölgede’ uygulamaya çalıştıkları ya da ‘kendiliğinden oluşan’ veya ‘oluşturulmaya çalışılan’ sistem ne ‘demokratik’ ne de ‘özerk’ bir yöntemdir.

Bir yönetim sisteminin demokratik olması için orada her birim, gücünü o birim seçmeninden almalıdır. Her yerleşim biriminin demokratik usullerle seçtikleri meclis, o yerleşim yerine özgü konularda mutlak karar sahibidir.

Demokratik yerinden yönetim sisteminde ya da adını ‘demokratik özerklik’ koymuşsanız o sistemde; iki temel ilke vardır: İlki her düzeydeki birimin meclisi, üst meclis, konsey, başbakan, valilik gibi herhangi bir yerden veya kişiden talimat almadan, anayasaya ve üst meclisin önceden aldığı genel kararlara uygun karar verir. Bu kararlara karşı, nereye, nasıl, kim tarafından itiraz edileceği; bu kararları hangi organın inceleyip, hangi gerekçeyle kaldırabileceği önceden bilinir.

İkinci temel ilke de üst meclislerin, bağlı bütün yerleşim yerlerinde uygulanacak karar alabilmeleri, sadece bir veya iki yerleşim yerinde uygulanmak üzere karar alamayacağıdır. Yani bir üst meclis (örneğin İstanbul meclisi ve Diyarbakır meclisi) sadece bir alt yerleşim yerinde (Kadıköy’de veya Bismil’de) uygulanacak karar veremez; örneğin İstanbul meclisi “Kadıköy’de kitap satılamaz” diye, Diyarbakır meclisi “Bismil’de kahvehanelerin önünde oturulmaz” diye karar alamaz.

Bu iki ilke konulmadığı için Türkiye’deki yönetim sistemi yerinden yönetim değildir; meclisler vardır, karar yetkileri ya yoktur ya da budanmıştır.

Yer adı sayarak ne demek istediğimi anlatayım: Diyarbakır’ın merkeze bağlı olanlar hariç, 14 ilçesinden biri olan Dicle ilçesinin, Bozoba Köyü’ne ait, sadece o köye özgü bir konuda, ne Dicle ilçesinin ne Diyarbakır il meclisinin, ya da bunların yanında veya üstündeki herhangi bir meclisin veya organın söz ve karar hakkı yoktur. Eğer Dicle meclisi, kendi yönetim alanında, bütün mahalle ve köylerde bir kuralın uygulanmasına karar vermişse, bütün mahalle ve köyler gibi Bozoba ilçesi de o kararı uygular; ama Dicle meclisi, Bozoba meclisi şu kararı versin veya bu kararı kaldırsın diye karar veremez.

Bu ilkelere inanılıyorsa mesele yok; bunlara uyalım, yok inanmıyorsak, yerinden demokratik yönetim yerine, koyu merkeziyetçi bir yönetimin kuruluşunu herkesin ‘demokratik’ olarak karşılayıp, alkışlamasını beklemeyelim!

Osmanlı beylik sistemi

Eğer benim anladığım doğruysa, BDP’de ‘bölgede’, meclisler varmış gibi göstererek, onların yerini alan organlar oluşturmaktadır. Demokratik özerklik diyerek, her konuda, istenildiği zaman değiştirilebilen kurallara bağlı, tek merkezin hâkim olduğu bir bölge kurulmaya çalışılıyor.

İçtenlikle söyleyeyim, anlatılanlar zaman zaman Osmanlı idaresinde, bazı bölgelerde uygulanan ‘beylik’ sistemine banziyor. Bu sistemin özü, merkezin belirlediği veya aslında anlaştığı ‘bey’, değişik kaynağı olan kişisel ‘gücünü’, devletin gücüyle birleştirerek, sınırları merkezce saptanan ‘beyliği yönetmesi’; ‘merkezin’ beyin ‘işlerine’, beyin de merkeze ‘karışmamasıdır’.

Bırakılmak istenmeyen güç (iktidar)

Günümüzde bölgede hâkim güç sahibi (veya sahipleri), 30 yılda biriktirdiği gücün hukukileşmesi için uzun sayılabilecek bir süreye, 3-5 yıla, ihtiyaçları olduğunu bilmektedirler. Bu nedenle fiili güç sahipleri, hukuken kabul görecekleri zamana kadar hâkimiyetlerini korumak için bir yol aramakta, geçecek sürede, seçilmiş veya seçilecek meclislere fiilen hâkim olmak istemektedirler. Oysa bir devlette kanunda yazılı olmayan yetki yoktur ve kullanılamaz!

Doğru yol, demokratik yeni düzenin kurulmasına yardım edip, onun kurallarına uymaktır. Zamanı geldiğinde halkın, hakkı olanlara, hak ettiği yeri vereceğine güvenilmelidir.

Hep birlikte, demokrasiden ayrılmadan, halka inanarak özerkliği savunmaya devam edelim.

Tarhan Erdem - Radikal

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89