• BIST 2.443,77
  • Altın 975.604
  • Dolar 16.7259
  • Euro 17.4609
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 26 °C

Ayşe Hür: Kürtlerin bağımsız devlet kurma isteklerini son derece meşru görüyorum

Ayşe Hür: Kürtlerin bağımsız devlet kurma isteklerini son derece meşru görüyorum
Ayşe Hür'ün bugün yayınlanan 'Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler' başlıklı yazısı...

Günümüzün ulus-devlet sistemi, Avrupa’yı asırlarca esir alan din ve mezhep savaşlarına son veren 1648 Westphalia (Vestfalya) Antlaşması’yla başlayan çok uzun bir sürecin ürünü. ‘Self determinasyon hakkı’ ya da Türkçeye geçtiği şekliyle ulusların ‘kendi kaderini tayin hakkı’ (bundan böyle kısaca KKTH diyeceğim) ilk kez, o güne dek Britanya Krallığı’na bağlı olan 13 koloninin duruşunu özetleyen 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde şöyle yer almıştı: “Bir ulus, kendini bir başka ulusa bağlayan siyasal bağları koparma, doğa yasalarının ve Tanrı’nın, o ulusa dünya devletleri arasında bahşettiği bağımsız ve eşit yeri alma gereği duyabilir.

Biz şu gerçekleri aşikâr olarak kabul ediyoruz ki; bütün insanlar eşit olarak yaratılmışlardır ve Yaratıcı tarafından terk edilmez haklarla bezenmişlerdir. Bunların başında ise, yaşam, özgürlük ve mutluluğu takip etme hakkı gelmektedir. İşte bu hakları garantiye almak için insanlar arasından meşru güçlerini idare edilenlerin rızasından alan hükümetler oluşturulmuştur. İşte ne zaman herhangi bir yönetim bu amaçları tahribe yönelirse, insanların hakkı ya o yönetimi değiştirmek ya da bu ilkeleri benimseyecek yeni bir idareye yol açmak için onu ortadan kaldırmaktır.”

1815 VİYANA KONGRESİ

15 yıl süren Napolyon Savaşlarının ardından Büyük devletler, 1815 Viyana Kongresi’ni sonra, KKTH’den çok, ‘toprak bütünlüğüne saygı’ (uti possidetis juris) ilkesine önem verdiler. Bu konudaki iki istisna, 1830 Londra Konferansı’nda Belçika ve Yunanistan’ın bağımsızlığının tanınması oldu. Tüm Avrupa’yı sarsan 1848 Devrimleri sırasında Alman, İtalyan, Macar ve Polonyalılar arasında milliyetçilik akımları ve 1861’de İtalyan Birliği, 1871’de Alman Birliği kuruldu. Uluslararası düzenin oluşmasında önemli bir dönemeci oluşturan 1878 Berlin Kongresi’nde bir adım daha atıldı ve 1856’dan beri masada olan Romanya’nın bağımsızlığı resmen tanındı. Bu tarihten itibaren, KKTH, kendini etnik ya da dilsel açıdan diğerlerinden farklı gören ‘milli’ toplulukların en önemli meşruiyet kaynağı olmaya başladı.

OSMANLI KÜRTLERİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun tebaası olan Kürtler bu zaman dilimi içinde, defalarca başkaldırdılar ancak bu başkaldırıların temel niteliği çevrenin merkezileşmeye karşı tepkisiydi. Bazı kaynaklara göre ilk milliyetçi temalar, 1847’de Botan Emiri Bedirhan Bey’in ayaklanması ile 1880 Şeyh Ubeydullah’ın ayaklanmasında ortaya çıkmıştı ama sonuçta uzun kargaşa döneminin sonunda en azından Sünni Kürtler, İslam ittihadı politikalarıyla imparatorluğu toparlamaya çalışan II. Abdülhamit’in şahsında devletle barıştılar, Hamidiye Alayları gibi örgütlenmelerle, merkezin politikalarının Kürdistan topraklarındaki temel uygulayıcıları oldular.

Ancak, 19. yüzyılda sadece Kürtlerde değil Türklerde de ‘milli’ bilinç yoktu. Hedef, II. Abdülhamit’in istibdat rejimini yıkmaktı. Bu amaçla her iki kesim de 1889’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde (İTC) birleştiler. Türkçülük akımının güçlü bir damar halinde ortaya çıktığı 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti’nde toplanan Kürtler, kültürel kimliğin ötesine geçmişlerdi ama ortak bir siyasi tavır geliştirememişlerdi. Örneğin cemiyetin başkanı Seyyid Abdülkadir sıkı bir Osmanlıcı idi ve siyasi hedefi Hilafeti de koruyarak Osmanlı Devleti içinde Kürtlere otonomi (özerklik) verilmesiydi. Bunun için de Kürt toplumundan çok ABD, Britanya ve Fransa gibi dış güçlere bel bağlamıştı. Cemiyetin belkemiğini oluşturan Bedirhanlar ve Cemilpaşazadeler gibi Kürt aristokratları ise bağımsız bir Kürdistan için mücadele ediyorlardı ama arkalarından gelen yoktu.

LENİN VE WILSON’UN KATKILARI

1914’te “Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” başlıklı ünlü makalesini yayımlayan Sovyet Rusya’nın lideri Lenin bu konuda önemli bir açılım getirdi. 1917 Bolşevik Devrimi’nin hemen ardından Lenin ve Stalin’in imzasını taşıyan ve “Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları, Kafkas Ötesi’nin Türk ve Tatarları, Çeçenler ve Kafkas dağlıları, sizler!.. Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inanışları ve gelenekleri Çarlar ve Rusya’nın baskıcıları tarafından ayaklar altına alınmış olan sizler!.. Farisiler, Türkler, Araplar, Hintliler!...” diye devam eden ünlü çağrı, yüzyıllardır cahilliğe, yoksulluğa, baskıya, zorbalığa ve sömürüye mahkum edilmiş Doğu halklarına ilaç gibi geldi.

Aynı dönemde savaş sonrasında kurulacak dünya düzeninin ‘milliyet esasına göre’ olacağını düşünen ABD Başkanı Wilson’un başlangıçta Yahudi çevrelerinin taleplerinden esinlenerek şekillendirdiği 14 ilkesinde doğrudan KKTH’den söz edilmiyordu ama 6 ilke bu konuyla ilgiliydi. 12. Madde ise “Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarının Osmanlı egemenliği sağlanacak fakat Türk olmayan diğer halklara otonom idareler verilecek, Çanakkale Boğazı’nın milletlerarası garanti altında her milletin gemilerine daimi suretle açık olacak” diyordu. Bu madde, en çok 1915’te büyük bir trajedi yaşamış Ermenileri ve bağımsızlıkçı Kürtleri heyecanlandırmıştı.

Devamı için...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89