• BIST 94.831
  • Altın 261,022
  • Dolar 5,7675
  • Euro 6,5664
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 16 °C

Ahmet Akgündüz’ün Bediüzzaman’ın soy ağacına ilişkin açıklamasına cevap!

Ahmet Akgündüz’ün Bediüzzaman’ın soy ağacına ilişkin açıklamasına cevap!
Ahmet Akgündüz bir Profesör olabilir. Ancak Bediüzzamanın ifadesine sadık kalmak her nur talebesinin görevidir...

Sayın Akgündüz’ün son zamanlarda Bediüzzaman’ın soy ağacı ile ilgili çalışmasının sonucu olarak belge diye ortaya koyduğu iddiasının risale-i nur kitaplarıyla örtüşüp örtüşmediğini birkaç misal ile hatırlatmaya kendimi mecbur hissetim.

Geçmişte Bediüzzaman Said Nursi’yi Türkleştirmek için bazı çalışmalar yapılmıştı. Yeni Asya gazetesinin 9 mayıs 1976 tarihli nüshasının baş sayfasında Necmeddin Şahiner imzasıyla yayınlanan "SON YÜZYILIN YEGANE TÜRK DÜŞÜNCE HAREKETİ SAİD NURSİ VE NURCULUK” diye üç veya dört gün devam eden bu manşet herhalde sizlere de bir şeyler hatırlatmaktadır.

İslam Yaşar isimli yazarın yine yeni Asya yayınları arasında yer alan Bediüzzaman beşlemesi kitabının 75 ve 76 sayfalarında Üstad Rusya’da esarette iken “Türk mollası geldi” şeklindeki ifadesiyle Kürt mollası yerine bu yakıştırmanın yapılması hiçbir gerekçe ile izah edilemez.

Mademki Akgündüz derin arşivlere inerek bir şeyler ispatlamaya çalışıyorsa. Bediüzzaman’ı Türk yapmak isteyenlere karşı tavır koyarak bir araştırma yapması daha anlamlı olurdu.

Hatta Bediüzzaman’ın mezarını yıkarak cesedinin başka bir yere nakledilmiş olması da bu projenin bir başka parçasıdır. Kürtlerin yoğun olduğu Urfa’dan bağlarını kesmek içindir.

Üstad’ın nesebi ile şimdiye kadar hep oynanmak istendi, yetmedi mezarını kaybetmeye çalıştılar, ancak elimizdeki delillerle bunu başaramadılar.

Tövbenin kapısını Allah kapatmamış ve açık tutmuştur. İnsanlar yaptıkları hatalardan dolayı ölünceye kadar af ve mağfiret dilemelerine Allah müsaade etmiş ve böyle bir hakkı insanlara bahşetmiştir. Hatadan dönmek büyük bir fazilettir. Bunları ifade ederken kimseleri yargılamak niyetinde değilim. Belki o arkadaşlar hatalarını tamir ederek Allah’ın lütfüne da mazhar olabilirler. Bu bizim vereceğimiz bir karar değildir. Allah tövbe edenleri sever.

Malum olduğu üzere mevcut rejimin kontrolü altındaki okullarda bir ömür boyu okuyoruz. Sonra askerlik yaptırıyorlar, okullarda tam olarak eğitemediklerini de askeri tornadan geçiriyorlar. Bir çok insanımız dindar olduğu halde mevcut rejimin etkisinden kendini kurtaramıyor. Üstadımız yirmi altıncı sözde “Bu asırda imanla küfür iç içe girdi. İkisi aynı dükkanda satılıyor” derken ne kadar dehşetli bir asırda yaşadığımızı hatırlatıyor.

Hazret-i Peygamber dönemin de imanla küfür birbirinden tamamen ayrıldı ve safi hale geldi. Bir mahallede inananlar ve muttakiler öteki mahallede yalancılar ve inançsızlar bir araya gelerek elmasla kömürün birbirinden ayrılması gibiydi. Tıpkı Ebubekiri Sıdık’la Ebucehil gibi.

Hatta Üstadımız Avrupa lehindeki eski yorumlarından vazgeçip müzahrefatı atarak net bir İslam anlayışına sahip olduğunu söyler. Karışık ve bulaşık fikirlerle asla bir netlik ortaya çıkmaz.

Sayın Ahmet Akgündüz gibi bir Profesörden beklenen elbette risale-i nurdaki tüm yazılanlara sadık kalmaktır.

Üstadımız nesepsiz değildir ve kendi nesebini bilmeyecek kadarda haşa bilmez değildir. Üstadın Türk olduğuna dair bu iddiayı ortaya atanlar bunun hüsnü kabul görmemesine rağmen, bazıları üstadın nesebini değiştirme girişiminden asla vazgeçmediler.

Ne acı bir gerçektir ki Kürtlere karşı çok haşin bir hazımsızlık bazı dindarlar da bile mevcuttur. Bu menhus hastalık imtihanın gereği olarak hep var olacaktır.

Arapçılık yapan Yezid’in yerine bu gün onun fikirlerini açıkça savunanlar var.

Asırlardan beri her nedense Kürt kavminin mevcudiyeti bazıları tarafından Sünnetullah olarak kabul edilmemiştir. Bu itikadı bir zaafiyettir.

Efendiler sekizinci şuada hazreti Ali’nin “Ey Saidel Kürdi” diye hitabını nereye koyacağız. Hazreti Üstadın bizzat kendi ifadeleriyle muhkem hale gelmiş ve Said-i Kürdi imzasını taşıyan risaleler ortada iken üstadı Kürtlükten çıkarma çabalarının izahı asla olamaz. Hazret-i Ali (r.a) ve bazı mübarek zatlar acaba bu hususta yanlış bir şey mi söylüyorlar. Bunu hatırlatmak vicdani bir sorumluluktur.

Üstadı yüceltmek için güya yola çıkan Akgündüz bakınız nasıl bir kıyas yapıyor. “Özbe öz kayı boyundan olan Karakeçililer ne kadar Kürt ise, Bediüzzaman da o kadar Kürt’tür” diyecek kadar ileriye giden bu ifadelerde İslami bir anlayışı kim bulabilir.

Bu ülkede Kürt olmak ne büyük bir suçmuş meğer. Acaba Üstad başka bir milletten olsaydı, bu tür kaymalar ve yakıştırmalar yapılır mıydı. İnkar politikalarının kalktığı iddia edilen bir iklimde bu durumun tekrar nüksetmiş olması düşündürücüdür.

Ahmet Akgündüz’ün iddialarına göre risale-i nur eserlerindeki üstadla ilgili bütün Kürt kelimelerinin değiştirilmesi gerekmektedir.

Yüce Peygamberimizin atası olan hazret-i İbrahim (a,s,) Arap mıdır. Hazreti İbrahim’in (a,s.) ataları kimlerdi? Ondan müteselsilsen Hz.İsmail ve (a.s.) Hz. Muhammed’in (a.s.m.) torunları olan Hz. Hasan ve Hüseyn’in (r.a.) silsilesinden geldiği iddia edilen Said Nursi hazretlerinin sünnetullaha uygun olarak gerçek kavminin nereden geldiğini Akgündüz’den araştırarak tespit etmesini öneririm. Halkayı tamamlayıp eksik bırakmaması lazım.

Hiçbir zaman hakiki nurcular üstadın nesebi için peşine düşmediler. Üstad hangi milletten olsaydı bizim için hiç fark etmezdi. Asıl olan onun eserlerinde verdiği çağlar üstü İslami mesajlar ve ilkeleri rehberimizdir.

Hazret-i üstat vefatından evvel doğduğu ve zorunlu yaşadıkları yerleri değil de, ecdadının bir memleketi olan Urfa’yı tercih etmiş olması, hazret-i İbrahim’in (a.s.) bir menzili olan Urfa’ya gelip burada vefat ederek o makamı İbrahim’e defnedilmesi elbette bir hikmete mebnidir.

Şu da çok iyi bilinmelidir ki artık onun bunun sözü değil, üstadın yazdıkları bizim için geçerlidir. Yoksa risaleleri değiştirmemiz gerekir ki bu büyük bir felaket olur. Geçmişte Risaleleri değiştirmek için çaba gösterenlerin bütün çabaları boşa gitti. Bundan sonrada boşa gidecek. Hakkı haktan ayırmak hiç kimsenin haddi değildir. Geçmişte nur talebelerinin hedefini saptırmak için çok şeyler denendi ama tutmadı, fakat iz bırakmadı değil.

Üstadımız ben dahi bir müfsit olabilirim, siz mihenge vurmadan almayınız derken, bu genel tavsiye bizim için her zaman geçerli olacaktır.

İslam’da nasıl ki Kur’ an ve sünnet esas ise, nurcular herkesten ziyade bu esasa uymak zorundadırlar. Kur’ anın bir tefsiri olan risale-i nur yanlış yazılmadığına göre,

Yazılanları kabul ediyorum. Ya siz.

Abdulkadir İkbal

  • Yorumlar 10
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89