• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 8 °C

Suriye; siyasi çözüm ya da herkes için kıyamet*

Bayram Bozyel

24 Kasım’da bir Rus savaş uçağının sınır ihlali nedeniyle Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi, Suriye krizini yeni bir aşamaya taşıdı. Hatay Yayladağı sınırının Suriye tarafına düşen Rus uçağının pilotlarından bir öldü diğeri ise sonradan kurtarıldı.

Bu olaydan sonra dünyada nefesler tutuldu ve diplomasi trafiği hiç olmadığı kadar hızlandı.

Rus uçağını düşüren Türkiye hemen Batılı devletler nezdinde girişimlerde bulundu. Başta Obama olmak üzere Avrupa liderleri gelişmeden haberdar edildi. NATO, konuyu ele almak üzere acil toplantıya çağrıldı.

Türkiye, Rus uçağını düşürmesine gerekçe olarak bir süredir uyguladığı angajman kurallarını gösteriyor ve ısrarlı uyarılara aldırmayarak Türk sınırını ihlal ettiği için uçağın düşürüldüğünü belirtiyor. Ekim ayında da benzer ihlallerin yaşandığı ve bundan dolayı Rus tarafının uyarıldığının altını çiziyor.

Rusya’nın bu olaya tepkisi ise çok sert oldu. Rusya lideri Putin, Rus uçağının düşürülmesini, Türkiye’yi kastederek ''teröristleri destekleyenler tarafından arkadan hançerlenmek'' olarak nitelendirdi. Putin, açıklamasında ayrıca Türk Rus ilişkilerinin bu olaydan ciddi olarak zarar göreceğini dile getirmeyi de ihmal etmedi.

Benzer sertlikte bir tepki de Dışişleri Bakanı Lavrov’dan geldi. Rus bakan Sergey Lavrov bir gün sonrası için planlanan Türkiye ziyaretini iptal ederek, vatandaşlarına Türkiye’ye gitmemeleri yönünde çağrıda bulundu.

Elbette salt bu olaydan dolayı kimse Rusya’nın Türkiye’ye bir savaş ilan edeceğini beklemiyor. Ancak söz konusu olayın iki ülke ilişkilerini ciddi bir şekilde etkileyeceğine de kuşku yok. Önümüzdeki dönemde bu olayın yansımaları daha net biçimde ortaya çıkacak.

Batılı yetkililer şimdilik iki ülke arasındaki tansiyonu yatıştırma çabası içinde. Obama, konuyla ilgili yaptığı açıklamada Türkiye’nin sınırlarını koruma hakkının olduğunu söyledi. Ancak ABD’nin bu krizde taraf olmamak için gösterdiği çaba gözden kaçmıyor. Öteki batılı yetkililer de -sorun daha çok derinleşmeden- Türkiye ile Rusya arasındaki diplomasi kanallarının işletilmesi için girişimlerini sürdürüyor.

Öte yandan Suriye krizinin kontrol altına alınmaması halinde gelişmelerin istenmeyen yönlere doğru evirilmesi kaçınılmaz. Çünkü daha önce, böyle bir olayın olacağına da kimsenin ihtimal verdiği yoktu. Ancak oldu. Bu demektir ki, Suriye krizi kendi başına bırakıldığı takdirde bundan daha ciddi ve arzulanmayan gelişmeler yaşanabilir.

Rusya’nın Bölgeye Aktif Dönüşü

Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi Suriye krizinde yeni bir aşamaya geçildiğinin göstergesi. Söz konusu kriz iyi yönetilmediği takdirde, yeni ve daha kötü gerilimlere kapı aralanabileceği gibi, bu son olay Suriye krizinin çözümü bakımından yeni bir fırsata da dönüşebilir.

Esasen Suriye krizinde gelinen bu safhanın, Rusya’nın Eylül ayında Suriye’ye aktif dönüşüyle aralandığını söylemek mümkün. Gerçi Esad rejiminin bugüne kadar esas olarak Rusya desteği ile ayakta durduğu sır değil. Ancak geçmişten farklı olarak Rusya, son birkaç aydır Suriye’de doğrudan sahneye indi. Suriye’nin Akdeniz kıyısında hava ve deniz üsleri kurdu, savaş gücünü tahkim etti. Ardından da rejim muhaliflerine dönük yoğun hava bombardımanlarına girişti. Rusya Suriye’de sadece IŞİD mevzilerini hedef almakla kalmadı, Türkiye’nin desteklediği muhalif güçlere de saldırılar gerçekleştirdi. Düşürülen Rus uçağının Türkiye’nin sınır bölgesindeki muhalif güçleri bombalarken vurulduğu iddiası da söz konusu tabloyu tamamlar nitelikte.

02.10.2015 tarihli konuyla ilgili bir yazımda Rusya’nın Suriye’de açıktan sahneye inişine ilişkin şu belirlemelerde bulunmuştum.

Rusya en başta bölgede hala önemli bir oyun kurucu olduğunu göstermek istiyor olabilir.

Rusya, Suriye’nin yeniden şekillenmesinde masada aktif bir rol kapmak arzusunda olabilir.

Rusya’nın müdahalesi Beşar Esad’ın elini güçlendirerek rejimin ömrünü uzatabilir.

Rusya’nın müdahalesi IŞİD’e karşı verilen savaşa yeni bir ivme kazandırarak hayırlı bir sonuca da yol açabilir.

Rusya’nın söz konusu müdahalesinden sonra ABD ve Türkiye gibi ülkelerin Suriye’yi tek yanlı bir biçimde şekillendirmeleri artık zor.

Öte yandan, mevcut durum Rusya ve ABD arasında Suriye’de bir sıcak sürtüşme ihtimalini -az da olsa- beraberinde getirebilir.’

Benim Rusya ile ABD arasında çıkmasını öngördüğüm sıcak sürtüşme ihtimali ise farklı bir noktada, Rus-Türk hava kuvvetleri arasında su yüzüne çıktı

Peki, uçak düşürme olayı Türk –Rus ilişkilerine, özelde Suriye’de sahaya nasıl yansıyabilir?

Öncelikle Rusya’nın, ekonomik yaptırımlarla Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya yöneleceği açık. Ama daha da önemlisi Rusya, Türkiye’nin Suriye’deki manevra alanını daraltma niyetini saklamıyor. Daha şimdiden Rusya, Lazkiye yakınlarına S-400 hava savunma sistemini yerleştirmeye karar vermiş durumda. Bundan amacın Türkiye’nin havadan Suriye’ye yaklaşmasını engellemek olduğu açık. Rusya, Türkiye’nin Suriye içinde hava gücü desteğinde bir tampon bölge oluşturma girişimine karşı açık bir tutum içinde. Ayrıca Türkiye denetimindeki muhaliflere dönük saldırılarını daha da yoğunlaştıracağa benziyor. Böylece Viyana sürecine, söz konusu unsurların etkinliğini kırarak gitmek istiyor olabilir. Rusya ayrıca IŞİD ile ilişkileri üzerinden Türkiye’yi uluslar arası alanda teşhir etme ve onu yalnızlaştırma yoluna gidebilir. Özetle Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler bakımından gerilimli bir sürece girildiğini söylemek mümkün.

Suriye, Türkiye İçin Tam Bir Açmaz

Öte yandan Suriye krizinin faturasını ödeyenlerin başında Türkiye'nin geldiği ortada. İşin başından itibaren Türkiye, Suriye’de bir rejim değişikliğine odaklanarak kendini bağladı. Ardından rejim değişikliği adına olur olmaz muhaliflere kesenin ağzını açtı. Gelinen aşamada Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğine dair yaygın iddialar söz konusu. Buna karşın, Türkiye şimdiye kadar söz konusu iddiaları çürütecek inandırıcı bir tutum ortaya koymuş değil. Bütün bu açmazlara ek olarak, Suriye iç savaşından kaçan milyonlarca mültecinin Türkiye’de yol açtığı maddi, manevi ve insani yük de cabası.

Ancak Türkiye’yi Suriye’de çamura saplayan temel etken onun izlediği Kürt karşıtı politika. Türkiye bu politikasına gerekçe olarak PYD’nin PKK ile ilişkilerini gösterme çabası içinde. Ancak gerçek durum başkadır. PYD-PKK ilişkisi gerekçesi, izlenen Kürt karşıtı politikayı haklı göstermek için kullanılan bir argüman. Türkiye, PKK’ye ilişkin tutumundan bağımsız olarak Suriye Kürtleriyle ilgili ilkesel bir tutum alabilir, onların ulusal haklar uğrundaki mücadelesine arka çıkabilirdi. Özetle Türkiye’nin Suriye politikasının Kürt karşıtlığı temelinde şekillendiğini söylemek abartı değil. Oysa Türkiye’nin Suriye Kürtlerine ilişkin takındığı tutum, onu sadece Suriye’de çıkmazla karşı karşıya bırakmıyor, içerde de benzer olumsuz sonuçlara yol açıyor.

Türkiye’nin gündeminden uzun bir zamandır düşmeyen tampon/güvenli bölge hesabının gerisinde de Kürt karşıtlığının yattığına şüphe yok. Bugün Türkiye’nin güvenli bölge olarak oluşturmayı düşündüğü Cerablus-Azez hattı esas olarak bir Kürt coğrafyası. Türkiye, sıklıkla savaştan kaçan mülteciler için bir güvenli bölgenin oluşumundan yana olduğunu ileri sürüyor. Ancak buradaki esas hesabın Kürt koridorunu kesmek olduğunu bilmeyen yok. Cerablus-Azez hattının Türkiye ya da Türkiye’ye yakın güçlerin kontrolüne geçmesi, Suriye Kürt coğrafyasının aradan kopartılarak bütünlüğünün engellenmesi demek. Böyle bir durum, Cizre’den Kobani’ye kadar uzanan Kürt koridorunun Afrin bölgesiyle arasına bir set çekilmesi anlamına gelir.

Ne var ki Rusya’nın Suriye’de doğrudan sahaya inmesi ve son olarak Rus uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye’nin Suriye politikası tam bir açmazla karşı karşıya. Türkiye’nin yandaş muhalifler üzerinden Suriye’nin geleceği üzerinde etkili olması artık sanıldığı kadar kolay olmayacak. Güvenlik Bölge tezi Rusya’nın itirazıyla daha sert bir biçimde karşılaşacak. Daha da kötüsü Suriye Kürtlerine karşı izlenen politika Türkiye’nin kendi içindeki çözüm iklimini zora soktu ve bunun etkileri bir süre daha devam edecek.

Kürtler İçin Tarihi Fırsat

Suriye krizi bütün insanlığı tehdit eder bir boyuta ulaştı, ama ironik bir biçimde Kürtler için bir fırsat kapısı araladı. Esad rejiminin savaş cephesini daraltmak amacıyla güçlerini Rojava’dan çekmesinin ardından bölge Kürtlerin eline geçti.

Suriye’de Kürtler geçen zaman içinde önemli başarılara imza attı. IŞİD barbarları, işin başından itibaren bölgesel hesapları önünde Kürtleri bir engel olarak gördü. Önce Güney Kürdistan’a dönük ani saldırılara girişti. Sonra Güney’den peş peşe darbeler alınca yüzünü Kobani’ye çevirdi. Kobani’yi düşürerek egemenlik alanını Türkiye sınırına kadar uzatmak istedi. Bu amaçla kırsal kesimden başlayarak bütün vahşetiyle Kobani üzerine yürüdü. Buna karşın, Kürt güçleri kenti IŞİD çetelerinden korumak için insanüstü bir direniş sergiledi. Kobani, Kürt halkının var olma mücadelesinde bir sembole dönüştü. Dünyadaki bütün Kürtler Kobani savunması etrafında birleşti. Güney Kürdistan‘dan gelen Peşmergelerin Kobani savunmasında aktif rol almaları dört parçadaki ulusal dayanışmayı daha da güçlendirdi.  Özetle Kürt güçlerinin Kobani savunmasında ortaya koyduğu mücadele azmi bütün dünyada hayranlık uyandırdı. Bu gün gerek Irak gerekse Suriye düzleminde IŞİD’e karşı savaşta Kürtlerin başat bir rol oynadığı gerçeği bütün dünyada kabul görüyor. Bu nedenle de dünyanın her yanından Kürtlere ilgi ve destek artıyor.

Bu koşullarda Suriye’nin geleceğinde Kürtlere önemli bir rol biçileceği muhakkak. Buna karşın Kürtlerin hızla telafi etmeleri gereken zaafları söz konusu. Suriye Kürdistan’ında PYD’nin kurduğu mutlak egemenlik başlı başına bir sorun kaynağı. PYD’nin diğer Kürt güçlerine çıkardığı çeşitli sıkıntı ve engellemeler Kürt davasına zarar veriyor. Güney Kürdistan’da eğitilen Rojavalı Peşmergelerin Suriye tarafına geçişi PYD tarafından engelleniyor. Hâlbuki böyle bir gücün Rojava’ya geçişi Kürtlerin IŞİD’e karşı güç dengesini bir anda değiştirebilir. Kürtlerin birliği, sadece bir ulusal seferberlik hali yaratmakla kalmaz, aynı zamanda hareketin uluslararası düzeydeki prestijini de artırır. Son dönemde ABD’li yetkililerin Kürtlere birlik yönünde yaptığı çağrı bu açıdan anlamlı.

Şurası çok açık; Suriye’de Kürtlerin önlerine çıkan tarihi fırsatı değerlendirmeleri, onların kapsamlı bir ulusal mutabakat gerçekleştirmelerine ve askeri güçlerini ortak harekete geçirmelerine bağlı.

Suriye’de Tek Seçenek Siyasi Çözüm

Suriye krizi sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda. Suriye’den kaynaklı yangının alevleri dünyanın her yanında can yakıyor. Suriye’deki sorun artık bir rejim değişliği sınırlarını aştı ve gerçek anlamda bir uluslararası soruna dönüştü. Suriye krizi, özel olarak da IŞİD’in peydahlanmasından sonra ortaya çıkan durum bütün insanlığı tehdit eder bir boyuta ulaştı. Özellikle de IŞİD’ten kaynaklı terör dalgası dünyamızı güvensiz hale getirdi. IŞİD’in 10 ay arayla Paris’te gerçekleştirdiği katliamlar Avrupa’yı şoke etmiş durumda. IŞİD saldırılarının yol açtığı panik ve güvensizlik duygusu nedeniyle Fransa’da ülke düzeyinde olağanüstü durum ilan edildi. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez yaşanan bir durum.  Belçika’da ordu sokaklara çıkmak zorunda kaldı. Bütün Batı başkentleri alarmda. Neredeyse insanlar sokağa çıkmayacak. Terör Avrupa’yı rehin alacak bir kapasiteye ulaştı.

Daha önce benzer bir terör saldırısı da Mısır’da gerçekleşti. 31 Ekim’de Sina’dan kalkan bir Rus yolcu uçağı IŞİD’in gerçekleştirdiği bir saldırı sonucu düştü. Uçağın düşmesi sonucu içindeki 224 yolcu ve personel yaşamını yitirdi. Yine bu tür bir saldırı Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Hizbullah hedeflerine karşı gerçekleştirildi ve bu olayda da 43 kişi hayatını kaybetti.

IŞİD’in Türkiye’nin değişik yerlerinde ardı ardına gerçekleştirdiği kanlı saldırıların etkisi ise halen taze. Suruç, Diyarbakır ve son olarak Ankara’da gerçekleştirilen katliamların amacı bir yandan Kürtlere ve Türkiye’ye gözdağı vermek, daha da önemlisi Türkiye’de bir iç savaşı tetiklemekti. 

Suriye krizi sadece dünyayı güvensiz hale getirmekle kalmadı, yol açtığı yoğun mülteci sorunu nedeniyle büyük insani dramlara yol açtı. Şimdiye kadar daha çok Türkiye, Kürdistan Bölgesi ve Ürdün’e yığılan milyonlarca savaş mağduru son dönemde Avrupa kapılarına dayandı. Avrupa’ya geçiş sırasında Ege Denizi’nde yaşanan dramatik görüntüler insanlık adına utanç verici. Şimdi Avrupa’yı bir de mülteci sorunundan kaynaklı telaş sarmış durumda.

Son mülteci olayı Batı’da inşa edilen uygarlığın o kadar da güvenli olmadığını gösterdi. Suriye krizinin ortaya koyduğu apaçık gerçek şu: Ortadoğu’da yangın ile Avrupa’da refah bir arada sürdürülemez.

Gelinen aşamada Suriye krizine uluslararası düzeyde bir siyasi çözüm bulmak dışında bir çıkış yok. Rusya’nın doğrudan devreye girmesi ve son uçak olayı bu siyasi çözümü daha yakıcı hale getirmiş durumda. Aksi halde işlerin tümden kontrolden çıkması mümkün.

Viyana Süreci Bir Başlangıç Olabilir

Suriye’ye ilişkin yıllardır süren siyasi çözüm girişimleri Ekim ayı sonunda Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen zirveyle önemli bir aşamaya ulaştı. ABD ve Rusya’nın öncülüğünde gerçekleştirilen zirveye BM, AB ve Arap Ligi’nden içinde Türkiye ve İran’ın da bulunduğu 17 ülke katıldı. Zirvede Suriye’de 6 ay içinde bir geçici hükümetin kurulması 18 ay içinde de seçime gidilmesi konusunda uzlaşıya varıldı. IŞİD ve El Nusra hariç, diğer unsurlarla hükümet arasında bir ateşkesin sağlanması konusu da zirvede uzlaşılan konular arasında.

Viyana görüşmelerinin ardından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry zirvede ulaşılan sonuçları şu başlıklar altında özetledi.

"Görüşmelere katılan ülkeler, 2012 yılında kabul edilen Cenevre Bildirisi ve BM Güvenlik Konseyinin 2118 sayılı kararına uygun olarak, Suriye'de güvenilir, kapsayıcı ve mezhepçi olmayan bir yönetimi sağlayacak ve devamında yeni anayasa ve seçimleri getirecek bir siyasi süreci başlatmak üzere Birleşmiş Milletleri Suriye hükümeti ve Suriye muhalefeti temsilcilerini bir araya getirmeye davet etmiştir."

Suriye'de yeni süreçte öngörülen seçimlerin BM gözetiminde ve en yüksek uluslararası standartlarda, özgür ve şeffaf şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Kerry, ülke dışındakiler dâhil tüm Suriyelilerin seçimlere katılabilmeleri gerektiğini, bu konuda da tüm ülkelerin görüş birliği içinde olduklarını dile getirdi.

Kerry, Viyana görüşmelerine katılan ülkelerin ateşkes konusunda da BM ile çalışacaklarına işaret ederek, "Suriye konusunda yeni siyasi sürece paralel olarak ve kesin bağlayıcı bir tarihte ülke çapında başlatılabilecek bir ateşkesin yöntemlerini ve uygulamasını ele almak konusunda BM ile anlaştık" dedi.

Viyana'da tarafların uzlaşma sağladıkları konulara ilişkin hazırladıkları ortak açıklamadan bölümler okuyan Kerry, katılımcı ülkelerin, "Suriye'nin birliğini, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve laik niteliğini" temel kabul ettiklerini vurguladı.

Kerry, "Siyasi süreç, Suriyelilerin liderliğinde ve onların sahipliğinde olacak, Suriye'nin geleceğine Suriye halkı karar verecektir" dedi.

Katılımcı ülkelerin IŞİD ile mücadele edeceklerini vurgulayan Kerry, "Hepimiz şuna inanıyoruz ki IŞİD ve diğer terörist örgütlerin Suriye'yi yönetmelerine asla izin verilemez" şeklinde konuştu.

Öyle görünüyor ki Suriye’de geçiş süreci ile IŞİD’e karşı mücadele eş zamanlı yürütülecek işler. Biri olmadan diğerinden sonuç almak zor. Bu ise kapsamlı uluslararası ortak inisiyatifi gerektiriyor. Viyana süreci bu açıdan bir fırsat gibi görünüyor.


*Bu yazı Aralık 2015 tarihli Deng 100. Sayıda yayınlandı

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89