• BIST 11155.52
  • Altın 2635.976
  • Dolar 33.0928
  • Euro 36.2337
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 40 °C
  • Berlin 23 °C

NATO genişlerken Türkiye ne yapıyor?

Bayram Bozyel

Bundan sadece üç dört yıl öncesine değin Macron gibi Avrupalı liderler NATO’yu “ölüm döşeğinde” bir ittifak olarak nitelendirir ve NATO’dan bağımsız ortak bir Avrupa Ordusu için bastırırken, ABD lideri Trump da kendine özgü kaba üslubuyla ittifakın askeri ve mali yükünü paylaşmadıkları için AB liderlerini her gün sırayla haşlıyordu.

ABD’nin başına Biden’in gelmesiyle NATO’daki bu keşmekeşlik yerini toparlanma arayışlarına, ittifakın Atlantik ve Avrupa kanadının bütünlüklü bir strateji oluşturma çabalarına bıraktı.

Madrid’te kabul edilen 2022 Stratejik Konsepti’yle artık karşımızda misyonunu küresel boyuta taşıyan bir NATO var.

NATO’ya söz konusu imkanı veren, bu ittifaka üye olacağı gerekçesiyle Ukrayna’ya savaş açan Putin’in kendisi oldu. Ukrayna’yı NATO’dan uzak tutmak adına 24 Şubat 2002’de bu ülkeyi askeri işgale kalkışan Putin tüm Baltık Denizi’nin bir NATO denizine dönüştürdü. ABD ve Avrupa’nın yeniden kenetlenmesine ve giderek yeni bir Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin oluşmasına yol açtı. Bu sürecin en somut ve kırılma noktası İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için başvurmasıdır.

NATO, Rusya’nın bu tarihi hatasını 28-30 Haziran’da gerçekleştirdiği Madrid zirvesinde kendisi açısından tarihi bir fırsata çevirdi. NATO’nun Madrid’de kabul ettiği 2022 Stratejik Konsepti, Rusya’yı Avrupa-Atlantik bölgesinde Müttefiklerin güvenliğini, barış ve istikrarı hedef alan en büyük ve doğrudan tehdit olarak niteledi.

Oysa bundan önceki 2010 Stratejik Konsepti’nde  NATO, Rusya’yı işbirliği yapılacak bir ortak olarak tanımlamış, onunla ortaklık senedi imzalamıştı.

Rusya’nın doğrudan ve büyük bir tehdit tanımlaması üzerinden geliştirilen 2022 Stratejik Konsepti’nin en önemli sonuçlarından biri ABD’nin Avrupa güvenliğindeki rolünün artırılmasıdır. Bu çerçevede Avrupa’da bulunan Amerikan Acil Yanıt Gücü kapsamındaki mevcut 40 bin asker sayısının 300 bine çıkartılması öngörülüyor. Yine bu kapsamda Avrupa’nın değişik ülkelerine yeni savaş gemileri, uçak filoları, kara birlikleri, hava savunma birimlerinin yerleştirilmesi için gerekli planlamalar yapılıyor.

Bu sürecin en çarpıcı gelişmelerden biri de İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tarafsızlık statüleriyle bilinen İsveç ve Finlandiya’nın katılımıyla NATO sınırlarının kuzeye doğru genişleyecek olmasıdır.  Bu ise Rusya’nın mevcut NATO üyesi ülkelerle (üç Baltık ülkesi ve Polonya) ile olan ortak 1213 kilometrelik kara sınırına, Finlandiya’nın ittifaka üyeliği ile 1340 kilometrenin daha eklenmesi anlamına gelir.

NATO’nun Yeni Stratejik Konsepti’nde dikkat çeken noktalardan biri Çin’e ilişkin yapılan tespitler.  Bu belgede Çin açıkça hedefe konuluyor, NATO ortaklarının çıkarları, güvenliği ve değerlerine meydan okuyan bir güç olarak tanımlanıyor.

Çin’in oluşturduğu tehdide ilişkin şu noktaların altı çiziliyor.

- Çin küresel gücünü artırmaya dönük siyasi, ekonomik ve askeri araçlar kullanırken stratejisi, niyetleri ve askeri yapısı hakkındaki belirsizlikleri koruyor. 
- Çin hibrid ve siber operasyonlarla ittifakın güvenliğine zarar veriyor. 
- Çin temel endüstriyel ve teknolojik sektörleri, önemli altyapıları, stratejik materyalleri ve dağıtım ağlarını kontrol etmeye çalışıyor. 
- Ekonomik gücüyle stratejik bağımlılıklar yaratıyor. 
- Rusya ile Çin, kurallara dayalı uluslararası düzenin altını oyan stratejik ortaklık girişimlerini güçlendiriyor. 

Ayrıca ilk kez bir NATO zirvesine dışarıdan Avusturalya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore liderleri yer aldı. Bu durum NATO’nun önümüzdeki dönemde Trans-Atlantik alanının dışına taşıma ve Asya’ya yoğunlaşacağına işaret ediyor.

Rusya’nın Ukrayna saldırısıyla dünyanın buz gibi yeni bir soğuk savaş dönemine girdiğini daha önceki bir iki değerlendirmemde dile getirmiştim. Gelinen aşamada Batı ile Rusya arasına yeniden demir duvarlar örülüyor. Silahlanma yarışı ve bu işe ayrılacak maddi ve insani kaynaklar daha da artacak. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve soğuk savaşın son bulmasından sonra yeni bir kimlik arayışına giren NATO kendini yeniden dizayn etmek, üye sayısını ve etkinlik alanını genişletmek için büyük bir fırsat yakalamış durumda.

Türkiye ne yapmak istiyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin son yıllarda istikrarlı bir şekilde izlediği stratejinin üç saç ayağı var.

Birincisi; katıksız bir Kürt karşıtlığı,

İkincisi, dış politikada ilkesiz denge politikası,

Üçüncüsü, iç ve dış politikayı birbirine bağlayarak hepsini mevcut iktidarın devamı için hizmete koşmak.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik süreci Türkiye’nin mevcut siyaset tarzı bakımından turnosal işlevi gördü.

Rusya-Ukrayna savaşı ardından İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği gündeme geldiğinde, Türkiye, “teröre destek” verdikleri gerekçesiyle bu iki ülkeye veto kartını gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan en üst perdeden kendisi yaşadıkça bu iki ülkenin NATO’ya üye olamayacağını  deklere etti. Türkiye’nin önünde bulunmaz bir fırsat kapısı aralanmıştı. Amaç, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik konusunu ABD, NATO ve Batı ile bir pazarlık masasına dönüştürmekti. Biden tarafından muhatap alınmak ise bir süreden beri Cumhurbaşkanı Erdoğan için bir prestij konusu olmuştu. F 35 uçak projesi rafa kaldırılsa bile F 16 uçakların modernizasyonu ve yenilerinin alınması, değişik düzeylerde süren ambargoların kaldırılması, yeni kredi paketlerinin açılması bu pazarlık sürecinin ana başlıklarından bir kaçıydı.

NATO’nun bu kritik zirvesinde İsveç ve Finlandiya’nın adaylığını veto etmek koca bir ittifakı bloke anlamına gelirdi ki böyle bir blöften sonuç almak imkânsız gibiydi.

Ama zaten Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya ile yaptığı pazarlıkta verdiği mesajın asıl muhatabının ABD ve Biden olduğu sır değildi.

Bütün bu pazarlıklardan elde edilecek sonuçların son tahlilde iç politikaya tahvil edileceği açıktı, ne de olsa seçimler yaklaşıyor ve kan kaybını durduracak yeni başarı hikayelerine ihtiyaç vardı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in gözetiminde ve desteği ile sürdürülen yoğun görüşmelerden sonra İsveç ve Finlandiya ile varılan mutabakatın ardından Türkiye bu iki ülkeye koyduğu vetoyu kaldırdığını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Madrid dönüşünde İsveç ve Finlandiya ile yapılan mutabakatta PKK, YPG, PYD ve FETO’yu terör örgütü olarak kabul ettirdiklerini, her iki ülkenin terör örgütlerine destek vermemeyi taahhüt ettiklerini açıklayarak bunu Türkiye için tarihi bir zafer olarak ilan etti. Türk tarafının iddialarına göre İsveç ve Finlandiya adı geçen örgütlere destek vermeyecek, iadesi istenen kişileri Ankara’ya teslim edecek ve Türkiye’ye uygulanan askeri ambargo kaldırılacaktı.

Üçlü mutabakata ilişkin Türk tarafının söz konusu iddialarına karşın, İsveç ve Finlandiya’dan farklı açıklamalar geldi.

Buna göre;

-Türkiye ile imzalanan mutabakat Suriye Kürtlerine insani ve barışçıl yardımların yapılmasına engel bir ifade içermiyor.

-Bu iki ülkede yargı kararı olmadan herhangi bir iade söz konusu değil.

-İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’ye uyguladığı askeri ambargoyu kaldırmak, Türkiye’ye istediği her silahın satışının serbest bırakılması anlamına gelmiyor.

Bu tablodan bakıldığında Türkiye’nin NATO’nun Madrid zirvesinde kazandığını iddia ettiği “tarihi zafer” söylemi haklı bir merak konusu.

Türkiye’nin bildik bu hamlesiyle ülke ve bölge barışına nasıl bir katkı sunduğunu ise bilen yok.

Ama bütün bu süreçte Türkiye’nin elde ettiği kesin bir sonuçtan söz edilecekse, bu İsveç ve Finlandiya kamuoyunun gündemine nur topu gibi bir “Türkiye sorununu” sokmuş olmasıdır.

Söz konusu mutabakatla ilgili bu iki ülkede yaşanan tartışmalar, kamuoyunda yükselen tepkiler ve Türkiye’nin veto kozunu daha uzun bir süre demoklesin kılıcı gibi kullanma eğilimi Ankara’nın hanesine pekâlâ kazanç olarak yazılabilir belki.

Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyon olasılığını bir sonraki yazıda değerlendireceğim…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89