• BIST 106.736
  • Altın 141,158
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 24 °C

Said Ramazan el-Bûtî

Süleyman Çevik

Said Ramazan el-Bûtî, Kent Işıkları kitapları içinde yayınladığımız “Haza Validî” (Babam) adlı kitabında büyük bir din alimi olan ve ilk eğitimini aldığı babasının hayatını anlatır. Babasının Suriye’ye gidişini ve orada yaşadığı zorlukları anlattığı bu kitabında kendisine “Said” adının verilme hikayesini şöyle anlatmıştı: “Aslında babamı üzen ve annemi de rahatsız eden en önemli husus, doğan çocuklarının kısa zaman zarfında ölmeleriydi. Evliliklerinden belli bir zaman geçtikten sonra, ne kadar geçtiğini bilmiyorum, ben dünyaya gelmişim. Babam beni alıp çok sevip saydığı Şeyh Said Seyda’ya götürmüş. Şeyh beni alıp tahnik etmiş ve babamdan kendi ismini vermesini istemiş.” (Said Ramazan el-Bûtî, Babam, Çeviri: Abdulhadi Timurtaş, İstanbul, 2008)

Buradan kendisine verilen “Said” isminin meşhur Cizreli Şeyh Seyda’ya dayandığını öğreniyoruz. Asıl adı “Said” olan meşhur Şeyh Seyda’nın namı Kürdistan sınırlarını da aşmıştı.

“Said Ramazan el-Bûtî” adındaki “el-Bûtî” kelimesi “Botî”, “Bohtî” yani Botanlı demektir. Malum olduğu üzere, Botan Cizre, Şırnak ve çevresinin içinde olduğu coğrafi bir bölgeye işaret etmektedir.

Buradan anlaşıldığı gibi, Prof. Dr. Muhammed Said Ramazan el-Bûtî Botanlıdır. Aslen Şırnak’a bağlı Basa/Güçlükonak’ın Cêleka köyündendir. 1929’te Cizre’de doğan, 1933’te ise henüz 4 yaşında iken babasıyla birlikte Şam’a yerleşen Ramazan el-Bûtî’nin babası Molla Ramazan da çok önemli bir alim idi.

1955’te Ezher Üniversitesi Şeria bölümünden mezun olan Bûtî, 1958 yılından itibaren bugüne İslami ilimler üzerine eğitim çalışmalarında bulunmaktaydı. 1960’ta Dımışk Üniversitesi Şeriat Fakültesinde asistan olarak göreve başladı. 1965’te doktor, 1970’te doçent ve 1975’te ise profesör oldu. Bir müddet çalıştığı fakültenin dekanlığını da yapan Bûtî’nin; çoğu temel İslam bilimleri, İslam düşüncesi ve bir kısmı da edebiyata dair olmak üzere 60’ı aşkın eseri vardır.

Bir kaç gün önce bir bilgi ararken Bûtî’nin öldürüldüğü tarihin üzerinden bir yıl geçtiğini gördüğümde hem Bûtî’nin bu şekilde gidişine, hem de Türkiye’deki Müslümanların bu ölüm karşısında suskun kalmasına çok üzüldüm.

Derdim burada Said Ramazan el-Bûtî’yi övmek değil; bu benim işim de değil.

Elbette siyaseten Bûtî’nin Baas rejimine yakın durması, onaylanacak bir şey değil. Keşke Suriye gibi zorba ve ceberut bir ülkede tarafsız kalıp bu derece Baas rejimiyle yakın ilişkiler içine girmeden sadece ilim ve tedrisatla meşgul olsaydı.

Ancak Bûtî’nin üç adet kitabını Türkiye’de yayınlamış, geçmişte Nûbihar dergisi için kendisiyle yapılmış Kürtçe röportajı da yayınlamış biri olarak onunla ilgili bir şeyler söylemenin benim için bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum.

Evet tam bir sene önce, Said Ramazan el-Bûtî 21 Mart 2013 tarihinde bir Newroz günü Şam’daki el-İman camiinde öldürüldü. Normal bir zamanda Bûtî’nin bu şekilde katledilmesinden dolayı gözyaşı döküp ardından methiyeler dizecek olanlar, Suriye’deki iç savaşta bir tarafta durdukları için, Bûtî gibi bir alimin bu şekilde katledilmesine üzülmediler bile. Oysa bu alimin 1958 tarihinden katledildiği güne kadar düzenli olarak yüzlerce talebeye haftada iki gün ders verip binlerce talebe yetiştirmiş bir alim olduğunu biliyorlardı. Üstelik bu kişilerin önemli bir kısmı bizzat Bûtî’nin başta Fıkhu’s Siyre kitabı olmak üzere Türkçeye çevrilen kitaplarını da okumuşlardı.

Normal bir zamanda bu olay gerçekleşmiş olsaydı, çeşitli yayın organlarında Bûtî ile ilgili yazılar yazılacak, onu anlatan programlar yapılacak ve giyabi cenaze namazları kılınacaktı. Müslümanlar onun ilmi kişiliğini günlerce gündemlerine alacaklar ve taziye mesajları yayınlayacaklardı. Elbette bunların hiçbiri yapılmadı. Üstelik bugün bir çok kişinin tahmin ettiğinin aksine söylenen ve rivayet edilen kuvvetli delillere göre Bûtî’yi Suriye rejimi öldürmüştür.

Türkiye’deki bir kısım siyasilerden, din adamlarına kadar birçok kişinin Bûtî’nin kitaplarından, ilminden yararlandığını ve bu kişilerin çevrelerine senelerce Bûtî’nin kitaplarını tavsiye ettiğini biliyoruz. Ama ne yazık ki bir zamanlar onun kitaplarını okuyup tavsiye eden aynı kişiler Bûtî zulmen öldürüldüğü zaman ona karşı en ufak bir vefa örneği göstermediler.

2011 yılının Mart ayında Suriye’de başlayan ve üç yıldır süren ve iki yüz bine yakın insanın ölümüne yol açan Suriye’deki iç savaşın bu süre içinde meydana getirdiği tahribatı kelimelerle izah etmek gerçekten çok zor.

Dile kolay iki yüz bine yakın insan öldü; iki milyondan fazla insan da Türkiye, Lübnan, Kürdistan ve Ürdün’e göç etmek zorunda kaldı.

Başta Suriye’nin tarihi şehirlerinden Halep ve çevresi olmak üzere bir çok tarihi yer ve dini mabet bir daha onarılamayacak derecede yıkıldı. Emevi, Eyyübi ve Memluklerden kalma bir çok tarihi yapı yok artık.

Yüzyıllardan beri bir ticaret ve sanayi şehri olan Halep bugün harap bir halde; şehirdeki bir çok sanayi makinesinin oradan alınıp Suriye dışına çıkarıldığı söyleniyor.

Bütün bu yaşananlardan yola çıkarak, İslam dünyasındaki şiddete dayalı eylemler nihayetinde Müslümanlara zarar veriyor, diyenler ne yazık ki bugün bir kez daha haklı çıkmıştır. Hangi düşman bu kadar insanı öldürüp bin yıllık değerleri bu kadar rahat bir şekilde yok edebilirdi ki?

İleride Suriye’deki iç savaşın kayıpları diye bir araştırma yapılırsa bana göre listenin başında Bûtî yer alacak. Ancak ne yazık ki dünyanın herhangi bir yerinde hayatlarını kaybeden şahsiyetler için tören yapan Türkiye’deki müslümanlar 84 yaşında zülmen öldürülen bu alim için hiçbir şey yapmadılar. Acaba Türkiye’nin idarecileri siyaseten Bûtî ile aynı yerde dursalardı durum böyle mi olacaktı?

  • Yorumlar 11
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89