• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 16 °C

Mısır'ın seküleri ve İslamcısı kim?

Ayşe Böhürler

Obama'nın 2009 Kahire konuşmasında oradaydım. Bir film platosu haline getirilmiş şehirde, sokaklarda konuşmanın yankılarını almaya çalıştığımda; Mısır halkının Filistin meselesi dışında Amerika'ya karşı bir tepkisi olmadığını görmüştüm. Nitekim daha sonraki günlerde 22 ülkede yapılan İpsos/Reuters araştırması da bunu doğrulamıştı. O yıllarda Türkiye'de ABD'ye olumlu bakanların oranı yüzde 24'ten, yüzde 49'a yükselirken, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Lübnan, Mısır ve Ürdün'de halkın yüzde 33'ü ABD'ye olumlu bakmaya başlamıştı. İslam dünyasında Obama'ya sempati duyanların oranı ise yüzde 48 ile Avrupa'yı geçmişti.

Bu rakamlar şimdi ne olmuştur bilmiyorum. Ancak Arap ülkelerine ilişkin yorumlarımızı 'onlar benzerlerimizmiş' gibi düşünmekten uzaklaşarak kurgulamamız gerekiyor.

Arap dünyasında karşılaştığım her olayda o bölgeleri aslında hiç tanımadığımızı tekrar tekrar fark ederim. Biz kendi İslam anlayışımız, kendi devlet tecrübemizi, kendi duygularımızı genelleyerek dünyada olan bitenleri değerlendiren bir toplumuz. Ya da olan biteni kadim doğu-batı kavgasının klişeleri ile yorumlayıp geçip gidiyoruz. İşin kötüsü politikalarımızı üretirken aklı değil duygudaşlığı ön plana almayı da erdem kabul ediyoruz. Bu durumda da etten evvel kazana düşmek de milli politika düsturumuz haline geliyor.

Coğrafyamıza ilişkin romantik hayaller, güzel sözler, ilkeler, değerler üzerinden giden bir söylem gönlümüzü okşuyor. Bu söylemi kalbimizle destekliyoruz ancak rasyonel aklın rehberliği olmadan özellikle de Arap dünyasında yol alınamayacağını binbirinci kez görüyoruz. Bu coğrafyada tarihi ihanetlerin yazdığını bilmek zor değil. Zira her şey biz yaşarken oldu.

ARAP DÜNYASINDA NE NE DEĞİLDİR?

1- Arap dünyasının her ülkesinde 'İslamcı' kelimesinin karşılığı ile bizdeki karşılığı arasında çok fark vardır. Bu ülkelerde halkı besleyen kültür İslam üzerine şekillenmiştir. Batı'nın kendisi için tehlikeli bir unsur olarak tanımladığı 'İslamcılık' ya da 'ekstremizm' bu ülkelerde bambaşka manalar taşır. Arap ülkelerinin 'İslamcısı' ile bizim 'İslamcımız' birbirinden farklıdır. Arap seküleri de İslamcısı da şeriatten kopamaz. Bizim en İslamcımız bile laik devleti benimsemiştir.

2- İslam toplumlarının sekülerleri de bizim sekülerlerimizden çok farklıdır. Arap dünyasında en seküler insan bile çok eşliliği, İslami bir devleti, şeriat yasaları ile yönetilmeyi savunabilir. Bu toplumlarda içki yasağını savunan ama diğer taraftan kendini seküler olarak tanımlayan çok kişi vardır. Arap dünyasındaki sekülerlik tartışması kanunların şeriattan uzaklaşması tartışması değildir. Bunu hakaret gibi görürler. 'Tabii ki şeriat hukuku ile yönetileceğiz' derler. Oradaki sekülerlerin talepleri ile bizimkilerin talepleri asla birbirine uyuşmaz.

DİNİ BİR DEVLET LAİK OLABİLİR Mİ?

Laiklik kavramı batı düşünce tarihi içinde Hıristiyan din anlayışı üzerine bina edilmiş ve aslında Hıristiyan bir toplumda manasını daha çok bulan bir kavram. İslam toplumlarındaki din anlayışı ile bu kavram arasındaki çelişkiler de kafa karışıklığına sebep oluyor.

Hüsnü Mübarek dini bir devletin, şeriat yasalarına göre yönetilen bir ülkenin başkanıydı. O'nun başkanlığı döneminde kadınlar boşanma haklarında bile sahip olamadılar. Mısır'da kadınlara boşanma hakkı veren, İslam şeriatına göre 'Hula' olarak tanımlanan yasanın çıkması yeni sayılabilecek bir hadisedir. Mübarek'i bir çok konuda destekleyen Ezher bu konuya destek vermemiştir. Obama'nın Mübarek'in ve bugün de Ordu saflarında yer alan Ezher ulemasının kadın hakları ve insan hakları konusunda da çok da ilerici bir perspektife sahip olduğu söylenemez.

Bu nedenle Mısır üzerine yorum yaparken Tahrir meydanının bizim anladığımız anlamda seküler olmadığını, Adeviyye Meydanının da bizim anladığımız anlamda İslamcı olmadığını göz önünde bulundurmak gerekir. Mursi, Hüsnü Mübarek'e göre daha seküler bir başkandı. Mursi'ye darbe yapan Mısır ordusu ve yanındaki Ezher uleması ise daha katı ve baskıcı bir din anlayışına sahip. Mete Çubukçu'nun T24 sitesinde yer alan 'Darbe önce çocuklarını yer' başlıklı yazısında belirttiği gibi Ordu'nun hazırladığı anayasa Mursi'nin yönetiminden daha fazla İslami, daha az özgürlükçü.

Mursi hükümeti çeviri yorumlarda olduğu gibi yerine gelenler kadar bile İslamcı değildi. Mısır'ın en iyi örgütlenmiş siyasal partisini temsil ediyordu. Diğer taraftan seküler hareket Mısır'da siyasal bir parti olarak örgütlenme deneyimine sahip değil. Nasır'dan bu yana Mısır'ın en güçlü seküler tabanını sendikal hareketler oluşturuyor. Ordu'nun anayasa yapma çalışmaları içinde bu laik tabanın, sendikal hareketin gücünü kıracak maddeler olduğunu yine Mete Çubukçu'nun yazısından öğreniyoruz. Bu nedenle Mısır'da bizim sekülerlerin daha çok destek verdiği Tahrir meydanı Adeviyye'den daha katı bir İslami iktidarı destekliyor gibi görünüyor. Arap dünyasının ne İslamcısı ne seküleri ne ordusu ne muhalefeti bizim yüklediğimiz anlamların hiç birisini taşımıyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89