• BIST 83.243
  • Altın 149,216
  • Dolar 3,8261
  • Euro 4,1052
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Kürtlerin de işi zor

Fehim Işık

Türkler’in işi zor ama sanmayın Kürtlerin işi kolay. Emin olun onların da işi bir o kadar zor.

Biliyorum, Kürtler ve Türkler diye söze başlayınca, tepkiler de bir o kadar artıyor. Ama işin realitesi bu. Daha çok açmak gerekir mi bilmem ama şunu belirtmek sanırım kafi. Türkler deyince egemen olanı, Kürtler deyince ezileni kastediyorum. Belki şunu da ekleyince daha anlaşılır olur; egemen olup ezilenle bütünleşen de var; ezilen olup egemenle birlikte yürüyen de var. Bu anlamıyla okuduğunuz yazıda da asıl vurgu yaptıklarım devrimciliğinden veya işbirlikçiliğinden yer değiştirenler değil, ezen ve ezilen ikilemindeki asıl aktörlerdir.

Biliyorsunuz, 1639’da resmen ikiye bölünmüş olan Kürdistan 1924’te Lozan’la birlikte dörde bölündü, Kürtlerin coğrafyası dört egemen ülke arasında paylaşıldı. Paylaşanlar Kürdistanlıların, Kürtlerin topraklarında istedikleri gibi at koşturdular. Katlettiler, yerlerinden sürdüler, kimliklerini yok saydılar, dillerini, şarkılarını yasakladılar.

Kürtler direndi; ancak başka halklarda böyle olmadı. Başkalarında ateşini kor edip yüreğine gömenler olsa bile çoğunluk sessiz kalmak zorunda kaldı. Kürtler ise isyan ettiler, yenildiler yendiler, öldüler öldürdüler, cumhuriyetler kurdular dağıttılar, ne yaptıysa yaptılar sonuçta sessiz de kalmadılar, yok da olmadılar.

Öncesini saymazsak, yani Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ni, 1958’de Kürtlerin 3 yıl Irak yönetiminde yer almasını, 1971 Otonomi Anlaşmasını, 1979’da Kürtlerin İran Devlet Konseyi’nde geçirdiği 3 yıllık süreyi es geçsek bile sonuçta 1991’den bu yana Ortadoğu’nun kaderinde Kürtlerin de imzası var. 2011’de Suriye krizinin başgöstermesinden sonra ise bu etki giderek arttı. Suriye krizine kadar bölgede etkisi olanlar Güney Kürtleriydi. Eksiğiyle gediğiyle ise Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Kürtlerin kaderiyle ilgili gelişmeleri belirliyordu. Güney’de devreye önce Goran hareketi girdi, sonrasında iki İslami parti de “biz buradayız” dedi. 1984’te Kuzey’de silahlı mücadeleye başlayan PKK de son yıllarda daha etkin bir biçimde Ortadoğu’nun söz sahipleri arasında yerini aldı. Son 1 yıla yakındır İran Kürdistanı’nın partileri de kendilerini yeniden göstermeye başlıyorlar.

Peki, egemenlerin durumu ne?

İran ağırlığı olan bir devlet ama aynı zamanda Batı’nın da belalısı... Şimdilik Rusya, Suriye ve kısmen de Çin ile idare etmeye çalışıyor. Kendi keline dermanı olmayan Suriye değil de Rusya, İran için hala bir güvence. Bu güvence nereye kadar gider? Elbet Rusya onu satma gereği duyuncaya kadar. Satar mı? Devletlerin dini imanı yok, çıkarı var. Çıkarına uyarsa satar. Irak ve Suriye’yi yazmaya gerek yok. Ne halde oldukları belli. Kendilerini kurtarma derdindeler.

Kaldı Türkiye. Çok belli ki Türkiye’de yolun sonuna geldi. Hala direniyor ama biliyoruz ki ne kadar dirense de istediğini elde etmesi o kadar kolay değil. Türkiye’nin isteğini elde etmesinin tek yolu var o da 4 parçadaki Kürtlerin mevcut dağınıklıklarını sürdürmeleri.

Sanıldığı gibi Batı henüz Türkiye’yi tamamen gözden çıkarmış değil. Türkiye hala Batı’nın en tercih edilir mütefikidir. Erdoğan liderliğindeki Türkiye açısından esas sorun, değişime direnip Kürtlerin en küçük kazanımına tahammülsüz davranmasıdır. Öyle tahammülsüzler ki Suriye krizinin içine cumburlop dalıp ateşi kendi evine taşıyacak kadar gözü kara bile davranmayı düşünebiliyorlar.

Tüm bu dengelerde kazançlı görünen Kürtler, öyle değil mi?

Öyle görünse bile mevcut durumun iyi okunması gerektiğine inananlardanım.

Eğer Kürtler birkaç yıl önce gündemleştirdikleri ulusal kongrelerini yapsalardı, belki bugün çok daha iyi bir durumda olabilirlerdi. Oysa şimdi Kürtlerin ağır toplarının her biri bir telden çalıyor. O yetmez, aralarında kendilerince öznel politikalar geliştirip Ortadoğu’nun kurt devletlerini altedeceklerini sanan bile var.

Kabul edelim, Rojava Devrimi, Kobani direnişi, Ortadoğu’nun yenilmez gücü IŞİD’in Güney ve Kuzey’i ile Kürt savaşçılarının karşısında barınamaması büyük bir kazanımdır. Ancak bu askeri başarı her parçanın kendi içinde bir siyasi kazanıma yol açmışsa bile dört parçadaki Kürtlerin istenilen yakınlığı oluşturamamaları nedeniyle hala kalıcı bir siyasi başarıya dönüşebilmiş değil. Biliyoruz ki kazanan, siyaseti en güçlü yapan olacak.

Bir örnekle bitirelim.

Geçtiğimiz hafta IŞİD Kobani’ye saldırdı, 250’ye yakın insan yaşamını yitirdi. Herkes biliyor ki IŞİD güçlerinin bir bölümü Türkiye’den Kobani’ye geçti. Ama ABD, sınırların kontrolsüzlüğüne dikkat çekse bile Kobani saldırısında Türkiye’yi zorda bırakmadı; “Biz Türkiye’nin açıklamalarına güvenmek zorundayız” dedi.

Evet, güvenmek zorunda. Çünkü karşısında hala siyaseten ihtiyaç duyduğu bir devlet var. Ayrıca bu devlet, onun 50 yıllık müteffiki.

Kürtler, açıktır ki siyaseten de güçlü olmak zorunda. Bunun için de herşeyden önce güçlü bir birlikteliğe ihtiyaçları var.

Olacak mı?

Umarım birlikteliklerini sağlamak zorunda kaldıklarında, 1994’te Güney Kürdistan’da yaşanan olumsuzlukların neden olduğu gibi 15–20 yıl zaman kaybetme yanlışına düşmezler.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89