• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 20 °C

Kürt göçmen kamplarından Norveç Oscarı’na

Hıdır Geviş

DUHOK- Irak Kürdistanı’nda gördüklerimi geçen yazıda anlatmıştım. Bir iki satır da yediğim içtiğimden bahsetmek istiyorum. Allah sizi inandırsın, dün akşam inanılmaz güzel bir sofradaydım... Duhok Valiliği’nin davetlisiydik... Büyük bir salonun tam ortasına kurulu masaların üzerinde, el emeği göz nuru yemekler... Geleneksel Kürt mutfağında ne varsa masadaydı... Pilavları çok lezzetli, çeşit çeşit, renk renk... Pilav konusunda Kürt mutfağı İran ve Azeri mutfağıyla aynı kulvarda...

» Kürdistan’da Türkçe kursu:
Yemek sırasında Duhok Vali Yardımcısı Behzad Ali Adam da bizimle birlikteydi. Kendisi aslında avukat... Yıllarca Almanya’da yaşamış, sonra ülkesi Kürdistan’a geri dönmüş. Çok sıcak ve misafirperver biri. Oğlu Havend’in Almanya’dayken en yakın arkadaşı bir Azeri Türküymüş. Havend de bizimleydi. Biraz Türkçesi de var... Daha da ilerletecekmiş... Gülen Cemaati okullarından Işık Koleji’de Türkçe kurslar verildiğini söylüyor. Havend, Türk müziğine hayran, Müslüm Gürses için ise deli oluyor...

Yemekte müzik de vardı... Beni en çok etkileyen isim ise Nasreen Hamedan isimli şarkıcı. Arapça söyledi ve benim bugüne kadar işittiğim en güzel kadın seslerinden biriydi. Bir ara mirofonu elinden atıp, eli kulağında söyledi şarkılarını. Muhteşemdi...

»
Ermeni kilisesinda Arapça vaaz: Dün, sinema yazarı dostum Alin Taşçıyan, festival jüri üyeleri Teresa Hoefert de Turegano, Oliver Meyrou ve Marianne Bergman ile birlikte Zaho’daki Ermeni Kilisesi’nde bir ayine katıldık. Hayatımda ilk kez bir Ermeni kilisesinde ayine katıldım... Adeta bir müzik dinletisi gibiydi. Küçük bir kilise... Orta hâlli insanlar... Cemaat üyelerinden bazıları Ermenice bilmedikleri için vaaz Arapça-Ermenice yapıldı. Ancak cemaat üyeleri kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlar. Dikkatimi çeken iki nokta: Ayin yapılan bölümden önce erkekler sonra kadınlar çıktı. Ana kapıda devlete bağlı çalışan güvenlik görevlisi Ermeniydi.

» Seviyorum demek ırkçılık mı:
Duhok Film Festivali için çalışan bir de Türk var; Berlin’de yaşayan Canan Turan... Almanya’da sinema bilimi okumuş, İngiltere’de belgesel üzerine yüksek lisans yapmış. Kendisine, “Hayret, ‘ben Kürtleri çok seviyorum’ lafını hiç duymadım senden” dedim. Canan Almanya’da bir işçi ailesinin kızı, cevabı beni çok şaşırttı; “Bir Türkün ‘ben Kürtleri çok seviyorum’ demesi ya da bir Alman’ın ‘ben Türkleri çok seviyorum’ demesi çok ırkçı bir yaklaşım. O nedenle kullanmıyorum...

» Kürt sinema pazarı:
Duhok Uluslararası Film Festivali bütün heyecanıyla hâlâ devam ediyor. Bu festival aslında Kürt sinemacılar için önemli bir sinema pazarı gibi.

» Kürt sinemasının dâhi ismi:
Duhok’ta Kürt yönetmen Hisham Zaman’la tekrar karşılaşma şansı buldum. Yıllar önce New York’ta tanışmıştık. Kısa filmlerini izlemiş ve hayran olmuştum. Çok farklı bir yönetmen, kendine özgü bir dünyası var, iyi bir hikâye anlatıcısı, insanlık hâllerini iyi gözlemliyor, iyi aktarıyor ve hiç sıkmıyor.

Buraya yazıyorum, çok geçmeyecek ve Hisham’ın adı dünya sinemasının en önemli yönetmenleri arasında sayılacak...

Hisham’ın filmlerindeki esas tema göçmenlik... Çünkü bir Kürt olarak doğmuş ama bir göçmen olarak büyümüş. 1975’te Kürt, Türkmen, Arap ve Hristiyanların yaşadığı Kerkük’te dünyaya gelmiş. Sinema aşkı o yıllarda başlamış.

Saddam dönemi... Daha 10 yaşındayken ailecek şehri terk etmek zorunda kalmış, Kürt mültecilere kapılarını açan İran’a sığınmışlar. Şiraz kenti yakınlarındaki farklı kamplarda, toplam üç yıl kalmışlar. O yılların, hayatının en travmatik dönemi olduğunu söylüyor. Kamptaki insanlık dışı yaşam koşulları, belli saatlerde çıkıp, belli saatlerde kampa dönmek, para kazanmak için her işi yapmak... “Eğer cehennem yeryüzünde olsaydı, o kamp gibi bir yer olurdu” diyor Hisham...

Bir gün ülkelerine geri dönmüşler. Ancak Kerkük’e değil, Kürdistan sınırları içindeki Erbil’e... Hayat Kürtlere tebessüm etmiş mi... Hayır... Babasını kaybettikten sonra annesi ve dokuz kardeşiyle birlikte Maraş’a göçetmiş, akrabalarının yanına sığınmışlar. Orada bir tekstil fabrikasında çalışmış Hisham. Çok iyi Türkçe konuşması bu yıllardan... Sonra Birleşmiş Milletler aracılığıyla Norveç’e göçmenlik başvuruları kabul edilmiş.

Hisham Zaman, Norveç’e göçettikten sonra bir yandan çalışmış bir yandan sinema okumuş. 2003’te The Bridge, 2004’te The Roof, 2005’te Bawke’yi çekmiş. Bu filmi 100 ayrı festivalde gösterilmiş ve 40 ödül almış. Bunlar arasında Norveç’in Oscar’ı sayılan Amanda Ödülü de var. 2007’de Winterland’ı çektikten sonra ilk uzun metrajlı filmi olan Before Snowfall’u yapmış. Film büyük ilgi uyandırdı. New York Tribeca’dan ve Göteburg’dan ödülle döndü.

Yolun açık olsun Hisham, büyük yürüyüşe devam...

Yazıyı bitirirken Kürdistan Bölgesel Devleti Başbakanı Sayın Nechirvan Barzani’ye misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Duhok’ta tanıştığım ve dost olduğum Eyob Remazan, Kameran Merie Sulaiman, Mohammed Jori, Adil Abdulrahman ve İbrahim Mahmood’a da çok teşekkürler.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89