• BIST 81.618
  • Altın 145,694
  • Dolar 3,7670
  • Euro 3,9908
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -4 °C

Kim bizden neyi almışsa getirip teslim etmelidir!*

Süleyman Çevik

Tarihin ilk zamanlarından günümüze kadar Ortadoğu’da, Mezopotamya’da ve buraya yakın yerlerde birçok millet yaşamış ve bu yerler tarihsel olarak birçok dil ve inanca beşiklik etmiştir. Yahudilik, Hiristiyanlık, İslamiyet ve daha birçok inanç bu topraklardan yeşerip dünyaya yayıldı.

İnanç açısından bu bölgenin kutsallık ve çeşitlilik arz etmesi, bu bölgeyi sadece burada yaşayan halklar için değil, buradan uzak coğrafyalarda yaşayan halklar için de cazibe merkezi yapmıştır.

Buralara gidiş ve gelişlerin olması, rekabet, mücadele ve savaş gibi nedenler bu topraklarda istikrarsızlığa sebep olmuştur. Bu bölgeye ilginin en önemli sebebi dini sebepler olarak açıklansa da, bu ilgi sadece dini sebeplerle açıklanamaz. Dini sebeplerin yanı sıra petrol, ticaret, stratejik nedenler ve daha başka nedenler de büyük devletlerin bölgeye ilgisini artırmıştır.

Bu bölgenin dünyanın merkezi olduğunu iddia etmek de abartı değildir; gerçekten de bu bölge bütün kıtalar arasında dünyanın merkezidir. İnsanlık tarihinde ilk önemli adımlar burada karşımıza çıkıyor; bir çok önemli buluş bu bölgenin eseridir. Buradan bir çok millet gelip geçmiştir, bir çok milletin izi kayıptır, bazı milletlerin ise bugün de torunları biliniyor.

Bahsettiğimiz bu bölgenin tamamı bugün İslam dünyasıdır.

Bu İslam dünyasının içinde Araplar, Türkler, Farslar, Kürtler ve daha başka farklı inanç ve halklar vardır.

Bu bölge, istikrarsızlık konusunda da dünya sıralamasında ilk sırada yer almaktadır. Çünkü Birinci ve İkinci Dünya Savaşı döneminde büyük devletler Ortadoğu’ya girdikten sonra bu bölgenin istikrarı tamamıyla bozuldu.

O dönemde bu coğrafyaya siyasetten şekil veren devletler, kendi keyif, heves ve çıkarlarına göre bazı gruplar için devletler kurdular, bazı halkları da devletsiz bırakarak bu bölgenin halkları arasında yeni sınırlar tayin ettiler ve bölgeyi istikrarsızlığa mahkum ettiler.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bu bölgedeki karışıklık ve bölge üzerindeki hesaplar günümüze has bir olay değildir, geçmişte de bu hesaplar yapılmıştır.

Bu bölgede yer alan Kürdistan da, herkesten daha çok bu istikrarsızlıktan payını almış ve almaya devam ediyor.

Bu bölgenin bir çok yönden çeşitliliği, hem dün hem de bugün Kürtlerin durumuna doğrudan doğruya etki etmiştir ve etmeye devam ediyor.

Bu topraklarda cereyan eden her olay, içinde olsa da olmasa da bir şekilde Kürtleri etkiliyor. Kürtlerin binlerce seneden beri bu topraklarda yaşadığını, buradaki halklarla komşu olup aynı inancı paylaştığını ve iç içe geçen ilişkilere sahip olduğunu biliyoruz.

Yine biliyoruz ki, bugün Kürtler dört ülkenin sınırları içinde yaşıyor. Toprakları Türkler, Araplar ve Farslar arasında paylaşılan Kürtler yıllardır zalimlerin merhamet ve adaletine terk edilmişlerdir.

Kürtler Ortadoğu’daki bu siyaset ve paylaşımdan büyük bir zarar görmüştür. Yüz yıl önce nüfuslarıyla birkaç devlete bedel olan Kürtler o dönemde devletsiz kalarak ülkelerinde maddi-manevi mağduriyetlere uğradılar ve hiçbir ülkede mutlu ve rahat olamadılar.

Elbette Kürtler ülkelerinin her tarafında büyük bir fedakarlık göstererek bu zulüm ve haksızlıklara boyun eğmemişler ve büyük bedeller ödeyerek bugüne gelmişlerdir.

Irak Kürtleri federal bir devlet yapısı içinde merkezi hükümetle aralarında problemleri olsa da, bugün bir seviyeye gelmişler ve haklarını elde etmişlerdir.

İran’da Kürtler Devrimden sonra durumlarının geçmişe göre daha iyi olacağını umuyorlardı. Fakat bu umut gerçekleşmedi; İran mezhep taassubundan kurtulamadı, Kürtlerin liderlerini suikastlarla öldürdü ve Kürtlerin hakkını teslim etmedi.

Suriye’de iki yıldan fazladır ki Suriye hükümeti ve muhalifler arasında şiddetli bir savaş vardır. Kürtler başlangıçta yerinde bir siyasetle hiçbir tarafta yer almadılar. Fakat bir zaman sonra mecburen çatışmalara girmek zorunda kaldılar ve bugün yavaş yavaş Batı Kürdistan’da hakimiyetlerini kuruyorlar.

İki yılı aşkın bir zamandır Ortadoğu coğrafyası hareket halindedir. Arap Baharı Araplara henüz bir istikrar getirememiş olsa da her halükarda bu değişimler gerçekleşecek ve sonuçta buralara istikrar gelmeyeceği anlamına gelmiyor.

Kürtler nüfusça en çok Türkiye’de yaşıyor.

1984 yılından günümüze kadar Türkiye ve PKK arasında bir savaş cereyan etmiştir. Bilindiği gibi, son dönemde ateşkes ilan eden PKK, gerillalarını da Türkiye sınırlarının dışına çıkarmaya karar vermiştir.

Türk devlet yetkilileri ile PKK lideri Abdullah Öcalan arasında yapılan görüşmelerden anlıyoruz ki süreçteki birinci aşama başlıyor; o da PKK gerillalarının Türkiye sınırlarının dışına çıkışıdır.

Bir süreden beri Türk yetkililer, PKK sınır dışına çekilmeden bizler bir şey yapamayız diyorlardı.

Bu birinci aşamadan sonra ikinci aşama başlamalıdır.

Günümüzde devletin kabuk değiştirdiğine dair önemli işaretler var; herkes ikinci aşamada devletten yeni adımlar bekliyor.

Şayet PKK gerillaları Türkiye sınırlarının dışına çıkarsa artık devletin bir bahanesi kalmıyor.

Fakat sınırların dışına çıkmak da, silah bırakmak da Kürt sorununa çözüm getirmiyor.

Dünya eski dünya değil, Kürtler de eski Kürtler değil.

Elbette devletin de eski devlet olmadığı da ortada; o zaman devlet barışçı ve demokratik yollarla Kürt meselesini çözerek başlatılan bu süreci bitirmelidir.

Madem durum budur, kim bizden neyi almışsa getirip teslim etmelidir!

*Bu yazım, Nûbihar dergisinin 123. sayısında (Bahar 2013) Kürtçe olarak yayınlandı; İlkehaber okuyucuları için de Türkçeye çevirildi.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89