• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 16 °C

İstedikleri muhalefetin ürküp geri çekilmesidi

Fehim Işık

Bizleri, kendini sadece seçim kazanmaya kilitlemeyen, aynı zamanda iktidarlarını kalıcılaştıracak her yol ve yöntemi yaşama geçirenlerin gözü kara hırsıyla yaşamaya alıştırıyorlar.

Bu hırsı değerlendirenlerin çoğu, günümüzü 90’larla karşılaştırır. Oysa 90’lardan daha farklı bir noktadayız.

Öncelikle şunu hatırlatalım. 90’larda esas yönetenler, hükümette kim olduğuna bakılmaksızın ayrı bir devlet mekanizmasına sahipti. Bu mekanizma açık değil illegal güçleri aracılığı ile saldırılarını yöneltirdi. Binlerce cinayet işlerdi ama bir tekini bile üstlenmezdi. Bazen bu cinayetleri araştırmak için savcılıklarda dosyalar açılırdı. Nihayetinde bu dosyaların büyük çoğunluğu faili meçhul raflarında tozlanmaya bırakılırdı. Tek tük açılan dosyalar ise çizgi dışına çıkan veya gizlenemeyen faillerin işledikleri cinayetlerin dosyası olurdu, onlardan da sonuç alınmazdı. Tabi bununla da kalınmazdı. Dosyalar ilerde açılamasın diye illegal devletin açık devletteki uzantıları delilleri karartırdı. İşin peşine düşenleri de uyarır veya tehdit ederlerdi. Öyle ki bazen savcılar, polisler, “Bunlara benim bile gücüm yetmez. Siz de peşinden gitmeyin, başınızı belaya sokmayın” der, kendini de iyilik yapmış sanardı. Bu “iyiliğe” birçok kez karşıdaki aldanırdı.  Elbet işin peşine düşenler de olurdu. Bunların birçoğu da zaman geçirilmeksizin katledilirdi.

90’larda bugünden daha ağır sonuçları olan saldırılarla karşı karşıyaydık ama “güvenlik gerekçesi ile köy boşaltmaları” hariç, yaşanan saldırıların, özellikle de sivillerin katledilmesiyle sonuçlanan eylemlerin hiçbirinde devlet açıktan yoktu. Herkes yapanın kim olduğunu bilirdi, bir tek devlet bilmezdi! Devlet illegal güçlerine öldürtür, bazen de öldürttüğünün taziyesine giderdi. Hatta bu seremonilerde biri çıkar devlet adına konuşur, “Katilleri bir an önce bulunacak” diye nutuk çeker, timsah gözyaşı da dökerdi.

Peki, bugün öyle mi?

Öncelikle şunu belirtelim, bugün iktidar ile devlet ayrımı kalkmıştır. Artık devleti cumhurbaşkanının denetimindeki başbakan ve hükümet yönetiyor. Bu, geçmişin hükümetleri hiçe sayan devlet mekanizmasının bir oyunu mu, yoksa iddia ettiğimiz gibi bürokrasi, yargı, emniyet ve orduyu tamamen denetime alan ve giderek cumhurbaşkanını tek adam yapan iktidarın başarısı mı, şimdilik net bilemiyoruz. Bildiğimiz, artık ikili bir yönetimin olmadığı.

Devletin, gizli bir güce gerek duymayacak kadar pervasızca saldırmasının bir nedeni de budur.

Hatırlarsınız, ilk saldırı Şırnak’tan geldi. Ferhat Encü daha milletvekilliğinin ilk günlerinde Roboski’de asker saldırısa uğradı. Son günlerde, yine Şırnak milletvekili olan Aycan İrmez kimlik tespiti gerekçesi ile 6 saat gözaltına tutuldu. Arada, 2 eş başkanla yürüyen 40 milletvekili ve 2 Bakan Cizre’ye sokulmadı.

Kent ve kasabalarda bakanları temsilen görev yapan, protokol hükümlerini belirleyen yasaya göre kent ve kasaba girişlerinde bakanları karşılama görevi olan vali ve kaymakam, bakanları bir ilçeye sokmama talimatı verebiliyor. Bir başka bakan, haddi ve görevi olmaksızın HDP’li bakanları görmezden gelip onlara terörist muamelesi yapabiliyor.

Ne milletvekillerine, ne de bakanlara dönük bu uygulamaların tek biri dahi soruşturma konusu olmadı.

Son pervasız saldırı Diyarbakır’daki DİHA, Kurdi Der ve Azadiya Welat’a yapıldı.

Elazığ Yolu’nda bulunan bir AKP bürosu önündeki polis panzerine saldıranları takip gerekçesiyle girilen binada üç Kürt kurumu darmadağın edildi, bu kurumların belgelerine el konuldu, 32 çalışanı gözaltına alındı. Önce saldırıp sonra arama kararı alınan bu pervasızlığa gösterilen tepki üzerine gözaltına alınanlar serbest bırakıldı ama burda görmemiz gereken esasen yaşanan hukuksuzluğun boyutunun nerelere vardığıdır.

Yaşanan bazı hukuksuzluklardan söz ettik ama emin olun bunlar yaşanan onca pervasızlık karşısında yine de şükür dedirtecek cinstten saldırılar. Onlarca sivilin öldürüldüğü, keskin nişancıların çocuk-yaşlı ayrımı yapmadan insan katlettiği bir coğrafyada, milletvekili, bakan, gazeteci ve yayıncılara yönelik saldırı, gözaltı ve engellemelerin sözü mü olur?

Tüm bunlar, bize şunu gösteriyor.

Yönetenlerin pervasızlıkları, aynı zamanda açmazlarıdır. Çünkü iktidarı kaybettiklerinde beraberinde neyi kaybedeceklerini ve sonuçlarının ne olacağını bizden iyi biliyorlar. Bu nedenle deneyebilecekleri her şeyi deneyecekler. Bu nedenle suçlarını açığa çıkaracak her kesime bu kadar pervasızlaşabiliyorar. Daha da ötesi bu saldırılarla birlikte muhaliflerin ürkmesini, eğilmesini, geri çekilmesini bekliyorlar.

Ancak unutmayalım, en küçük ürkme, eğilme, geri çekilme onları daha çok cesaretlendirecek, saldırılarını artırmalarının, iktidarlarını pekiştirmenin nedeni olacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89