• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 16 °C

Güçlünün devleti güçlünün hukukudur

Ahmet İnsel

Türkiye Cumhuriyeti, hukuk devleti olma niteliğini, başarısız ve kanlı darbe girişimi sonrası olağanüstü hal ilan ettikten sonra kaybetmedi. 15 Temmuz öncesinde de kısmi ve rastlantısal hukuk devleti yürürlükteydi. OHAL ilanını izleyen kanun hükmünde kararname furyası içinde, yarım yamalak hukuk devleti güçlünün devletine dönüştü. Bir yandan yalnız mahkemelerin alabileceği özgürlük kısıtlayıcı kararları idare alabilir oldu ve bunlara karşı yürütmeyi durdurma davası açma yolu da kapandı. Diğer yandan, siyasal iktidarın başının daha önce de sık yaptığı yargı alanına açık müdahale, sürekli ve etkin müdahaleye dönüştü.

Güçlünün devleti, gücü elinde tutanın, kendi iktidar alanı içinde istediğini yaptırabildiği bir düzeni ifade der. Karşısında herhangi bir etkili karşı çıkış, hukuki direniş imkânı bırakmaz. İlginç olan, güçlünün devletinde genellikle yürürlükteki anayasada temel hak ve özgürlükler gayet güzel tarif edilmiştir ama mostralık olarak orada dururlar. Stalin döneminde, 1936’da yürürlüğe giren SSCB Anayasası’nın 125. maddesi, bütün Sovyet yurttaşlarına ifade, basın, toplanma ve gösteri özgürlüğü güvencesi veriyordu. Kişi ve konut dokunulmazlığını tanıyor, haberleşmenin gizliliğini yasa ile koruyordu. Bu haklar Stalin döneminde ve sonrasında hep mostralık haklar olarak kaldı.

Türkiye’de de anayasada güvence altına alınan hakların duruma göre geçerli olduğu veya fiilen yürürlükten kalktığı bir kısmi ve rastlantısal hukuk devleti var oldu. Şimdi anayasanın temel hak ve özgürlüklerle ilgili mostralık niteliği tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

1950 yılında yürürlüğe giren Pasaport Kanunu, “memleketten ayrılmalarında genel güvenlik açısından mahzur bulunduğu İçişleri Bakanlığı tarafından tespit edilen kişilere” pasaport verilmemesine, verilmişse geri alınmasına izin veriyordu (22. madde). Halbuki anayasa çok açık biçimde seyahat özgürlüğünün sadece ve sadece hâkim kararıyla kısıtlanabileceğini belirtiyordu. Pasaport Kanunu’nun anayasaya açık biçimde aykırı bu maddesi, yürürlükten kaldırılmadı. “Ne olur ne olmaz” diye bir kenarda saklandı. Haklarında herhangi bir mahkeme kararı olmayan binlerce “sakıncalı” yıllarca pasaport alamadı.

Uzun zamandan beri fiilen uygulanmayan Pasaport Kanunu’nun bu maddesi, OHAL ilan edilmeden önce yavaş yavaş yürürlüğe konmuştu. Örneğin, 20 Ocak 2016’da Haberdar sitesinin sahibi Said Sefa’ya İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden evine yollanan bir yazıda, mahkeme kararı olmamasına rağmen yurtdışına çıkma yasağı tebliğ edilmiş ve pasaportuyla Emniyet’e gelmesi istenmişti.

15 Ağustos’ta yayımlanan KHK ile Pasaport Kanunu’nun 22. maddesine bir ek yapıldı: “Terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen yurtdışındaki her türlü eğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin kurucu ve yöneticisi olduğu veya bu yerlerde çalıştığı İçişleri Bakanlığı’nca tespit edilenlere” de pasaport verilemeyeceği, varsa pasaportlarına el konulabileceği hükmü ilave edildi. Bu sürekli olan bir düzenleme. Halbuki anayasanın diğer mostralık durumuna düşen maddesine göre, KHK’lerle ancak olağanüstü hal süresi içinde geçerli olan önlemler alınabilir!

Yeni uygulama ilginç: Pasaportu sahibi değil, idare kayıp ilan ediyor. Ya bu işlem yasal olmadığı için ya da pasaport polisinin bilgisayar programı yapılırken anayasaya aykırı bu işlem öngörülmediği için, Emniyet bu pratik yolu kullanıyor. Aslında zayi olan pasaportlar değil, yürürlükteki anayasa.

Güçlünün devleti, yargının kararlarının da tepeden emredildiği devlettir. Güçlünün özel olarak bir hınç beslediği, öç almak için sabırsızlandığı kişilere yönelik “muhakkak cezalandırılmaları” emrinin verildiği devlettir. Örneğin hâkimin sağlam bir gerekçeyle serbest bırakmasından birkaç saat sonra, Ahmet Altan’ın yeniden tutuklanması ancak böyle bir emirle izah edilir. Zaten FETÖ davalarının savcılığını fiilen üstlenmiş olan güçlünün, bundan birkaç yıl önce Ergenekon davalarının da savcılığını üstlenmiş olması bir rastlantı değildir.

15 Temmuz’dan önce de güçlünün devleti yürürlükteydi. 15 Temmuz lütfundan sonra “yegâne güçlü”nün devletine dönüştü.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89