• BIST 104.828
  • Altın 271,551
  • Dolar 5,7478
  • Euro 6,3289
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 4 °C

2019: Çok uzak, çok yakın

Mesut Yeğen

Baykal’ın başlattığı 2019 tartışmasının şahsi bir tarafı olduğu muhakkak; yanlış, eksik tarafları olduğu da doğru. Ama hayırlı bir tarafı da var. Hayırlı taraf şu: CHP’ye hakim akla kalırsa, 2019’da yeni bir Ekmeleddin İhsanoğlu faciasıyla karşılaşmak pek muhtemel. Gerek Baykal’ın şahsi hesaplarıyla ilgili bir tarafı olduğundan, gerekse de bildik Baykal aklının sınırlarına takıldığından, açılan tartışmanın eksiği gediği çok, bu doğru. Lakin 2019’un konuşulması işinin son dakikaya kalmasını önleyerek hayırlı bir iş de göreceğe benziyor Baykal’ın açtığı tartışma.

Zamanlama

Tartışmanın şahsi tarafı şu: Baykal 2019 meselesine öncelikle ‘zamanlama’ açısından bakıyor. Belli ki referandum sonuçlarının yol açtığı genel duygu zayıflamadan ve referandumun ortaya koyduğu ana sonuç uzun uzadıya tartışılıp, sindirilmeden 2019’da Erdoğan’ın karşısına çıkacak adayın belirlenmesini istiyor; çünkü haklı olarak, 2019 için Erdoğan’ın karşısında en kuvvetli adayın an itibarıyla kendisi olduğunu düşünüyor. Malum, 16 Nisan referandumunda evet çıkması hayır diyenlerde önemlice bir hayal kırıklığına yol açmış olmakla beraber, evet oylarının ancak % 51 kadar olması hayır diyenleri 2019’a dair kuvvetli bir iyimserlikle donatmış durumda. Öte yandan, referandumun ortaya koyduğu ana sonuç da malum: 16 Nisan’da CHP’liler, HDP’li Kürdler, şehirli MHP’liler ve Ak Parti memnuniyetsizleri hayır dedi. Bu genel sonuç sözünü ettiğim iyimserlik duygusu eşliğinde sıcağı sıcağına değerlendirildiğinde şu türden bir kanıya kapılmak gerçekten de işten değil: 16 Nisan’da hayır diyenlerin hepsine birden hitap edebilecek Erdoğanvari kuvvetli bir figür bulunup çıkarılırsa 2019’da Erdoğan’ın yerine başka birini cumhurbaşkanı seçmek olmayacak iş değil. Eh, Türkiye’nin siyasetçi havuzunda Baykal’ın haricinde bu minvalde çok sayıda figürün olmadığını kabul etmek de zor değil. Malum, Baykal CHP’nin Ecevit’ten sonra çıkardığı neredeyse tek karizmatik lider, üstelik Yörük, üstelik Cuma namazı kılıyor, üstelik genel sekreteri olduğu SHP’den ihraç edilen Ahmet Türk’le ‘dost’. Başka bir deyişle, “16 Nisan’da hayır demişleri bir araya getirebilecek bir aday bulunabilirse 2019’da Erdoğan’ın yerine başka birini cumhurbaşkanı seçmek mümkün” kanısı sıcaklığını korurken en muhtemel cumhurbaşkanı adayı tabii ki Baykal. Baykal’ın 2019 tartışmasını başlatmasının şahsıyla ilgili tarafı bu. 16 Nisan sonuçlarının yol verdiği iyimserlik duygusu zayıflar ya da referandumda alınan sonuç başka bir biçimde değerlendirilmeye başlarsa Baykal momenti geçip gidecek. Baykal’ın acelesi, 2019 tartışmasını “aday kim olsun” sorusu etrafında yapıp bitirmek istemesi bu yüzden.

İçerik

Gerek 2019 tartışmasını zamanlama hesaplarına kurban etmek zorunda kalmış olmasıyla ilgili olsun, gerekse de 2019 meselesini yerleştirdiği çerçeveyle, Baykal’ın açtığı tartışmanın eksiği, yanlışı çok. İlk büyük yanlış elbette 16 Nisan referandumunun ‘normalleştirilmesiyle’ ilgili. 16 Nisan’da ortaya çıkan hukuki sonucun her ne yapılırsa yapılsın değişmeyeceği belli olmakla beraber, referandum sonucunun ne türden hukuksuzlukların yapılması pahasına alınmış olduğu hakkındaki tartışma kapatılmadan da 2019 tartışmasını başlatmak mümkünken, Baykal tartışmayı “atı alan Üsküdar’ı geçti” fikrine fit olmuş olarak açmayı tercih etmiş görünüyor. Halbuki, bir kısmına CHP’nin de katkıda bulunduğu “referandum öncesi ve esnasında gerçekleşen hukuksuzluklar” tartışmasını canlı tutmak, hem 2017’nin hayır cephesini olabildiğince konsolide biçimde 2019 seçimlerine götürmek, hem de 2019 seçimlerinin 2017 referandumu gibi hukuksuzluklara açık bir biçimde yapılmasını önlemek için işe yarayabilirdi. Halbuki, CHP yönetimi gibi Baykal da 2017 referandumu öncesinde ve esnasında yaşanan hukuksuzlukları unutmaktan yana görünüyor. Belli olmaz, belki de Baykal da CHP yönetimi de 2017 referandumunun büyük neticesinden öyle aman aman şikayetçi değildir. Ne de olsa cumhurbaşkanlığı sistemiyle beraber geleceği öngörülen iki partili sistemin ikinci partisinin CHP olacağı belli.

Lakin, Baykal’ın 2019 tartışmasının daha büyük, daha temel bir gediği var: 2019’daki seçimin 2017 referandumundan farklı olarak en az iki evet seçeneği arasında olacak olmasını ciddiye almamak. Malum, 2017 referandumunda esas seçim evet ve hayır tercihleri, bir tek adam rejimine evet ya da hayır demek tercihleri arasındayken, 2019’da seçmenler en az iki adaydan, iki evetten birini tercih edecekler. 2017 ve 2019 arasındaki bu esaslı fark şuna işaret ediyor: 2019 seçimlerinde Erdoğan harici bir adayın kazanabilmesi için seçmenlerin yüzde ellisinden fazlasını ikna edecek genişlik ve derinlikte bir evet fikrinin inşa edilmesi ve bu fikri samimiyetle, inançla ve özgüvenle temsil edebilecek bir adayın bulunması gerekiyor. Haksızlık etmek istemem: Baykal bu durumun tabii ki farkında. Lakin, bunun gereğini yerine getirmek için Baykal’ın başka bir Baykal, CHP’nin de başka bir CHP olması gerektiğinden Baykal hem kendisinin hem de CHP’nin yapabileceğini yapmayı öneriyor. Önerdiği de şu: 2019 için 2017 referandumunda hayır demişleri Erdoğan karşıtlığına ilaveten Ahmet Türk’ü ziyaret etmek gibi jestlerin imaları ve dindarlarla meselemiz yok türünden zayıf açıklamalar üzerinden bir araya getirmek.

Baykal’ın 2019 tartışmasındaki ana gedik bu. Halbuki, Baykal da, CHP de şunu görse yerinde olur: 2019, dindarlarla Kürdleri kazanmaya dönük bir iki jesti Erdoğan karşıtlığının etrafına serpiştirmekle kazanılabilecek bir mesafede değil. Haddizatında, ekonomide ya da bölgesel durumda olağanüstü bir gelişme olmadıkça, 2019 seçimlerini Erdoğan’dan başka birinin kazanması ihtimali bugünkünden bile zayıf, çünkü malum Erdoğan 2019 seçimlerine 2017 referandumundan ders almış olarak ve devletin ve Ak Parti’nin başında hazırlanacak.

Çok Yakın, Çok Uzak

Peki, 2019 seçimlerinde Erdoğan harici bir adayın kazanabilmesi için seçmenlerin yüzde ellisinden fazlasını ikna edecek genişlik ve derinlikte bir evet fikri nasıl, kimlerce inşa edilebilir. Sözünü ettiğim türden bir evet fikrini inşa etmek için sıfırdan başlamak gerekmiyor çünkü, 2007’den beri yürüyen anayasa tartışması ve 16 Nisan referandumunda alınan sonuçlar bu fikrin iskeletini oluşturmuş durumda. Türkiye’nin 10 seneden beridir yürüttüğü yeni anayasa tartışması ve 2017 referandumunda hayır diyenlerin motivasyonu şunu gösteriyor: Sekülerlerin sekülerliklerinden, dindarların dindarlıklarından, Kürdlerin Kürdlüklerinden vazgeçmek zorunda olmadığı, tek-adam rejimine hapsolmamış ve dünya alemle dalaşmayan bir Türkiye fikri memleketin yarısından çoğunu cezbedebilecek kuvvette bir fikir; bu itibarla da 2019’da Erdoğan’ın temsil edeceği evet fikrine galebe çalabilir. Bu türden bir evet fikri inşa edilirse, bu türden bir Türkiye hayali ortaya konursa, sekülerler, Kürdler ve dindarlardan % 51’i geçecek bir birlik oluşturulabilir görünüyor. Kaldı ki, bu türden bir Türkiye hayali memleketi felç eden beka kaygısını yatıştırıp şehirli milliyetçileri de bu türden bir birliğe yaklaştırabilir. Ancak tekrar etmeye ihtiyaç olmasa gerek: Birilerinin birilerine, mesela sekülerlerin dindarlara ve Kürdlere mavi boncuk dağıtması türünden bir ittifak fikrinden değil, sekülerleri, dindarları, Kürdleri ortaklaştıran bir Türkiye fikrinden söz ediyorum.

Peki, kim, hangi aktörler bu türden bir evet fikrinin, böylesi bir Türkiye hayalinin müellifi olabilir? 2015 Haziranı’nda olsaydık bu sorunun cevabı belliydi: HDP. Oysa kabul etmek gerekiyor ki, ‘PKK ve şehir savaşları’ bagajından ötürü HDP’nin bu türden bir Türkiye fikrinin mimarı olması kabil değil. Hele de PKK Türkiye’ye karşı silahsızlanmadıkça. “Sıratı müstakimden ayrılanlar” ithamına maruz kalacak olmak bagajıysa Ak Parti memnuniyetsizlerini devreden çıkarıyor.

Kürdlerin Kürdlüklerinden, dindarların dindarlıkların vazgeçmek zorunda bırakıldığı bildik Türkiye fikrinin mucidi CHP’nin bagajı HDP’den de AK Parti memnuniyetsizlerinden de daha dolu, burası muhakkak. Lakin, gerek 2019’daki seçimlerde Erdoğan’ın temsil edeceği evet fikrinin karşısına dikilecek evet fikrine destek verebileceklerin yarısına ev sahipliği ediyor olduğundan, gerekse de sözünü ettiğim türden bir Türkiye fikrinin inşası için HDP ve Ak Parti memnuniyetsizlerine kıyasla ‘daha meşru’ addedileceğinden CHP bu iş için en uygun aday görünüyor. Elbette, dindarların dindarlıklarından, Kürdlerin Kürdlüklerinden vazgeçmek zorunda olduğu bildik Türkiye’nin iyi bir yer olmadığına, buna mukabil sekülerlerin seküler, dindarların dindar, Kürdlerin de Kürd kalarak yaşadıkları bir Türkiye’nin mümkün ve makul olduğuna samimiyetle inanan bir CHP’den söz ediyorum. Başka bir deyişle, zor ama, bildik CHP olmaktan çıkmış bir CHP’den.

Özetle, 2019’da Erdoğan’ın temsil edeceği evet fikrini alt edebilecek bir evet fikrini inşa etmek mümkün görünüyor ve bugünkü şartlarda bu işin mimarı bildik CHP olmaktan çıkmış bir CHP olabilir görünüyor. Sadece bildik CHP olmaktan çıkmış değil, 2019’un “Erdoğan’ın karşısına dikilecek aday kim olmalı” sorusu için henüz çok uzak, Erdoğan’ın temsil edeceği evet fikrine galebe çalacak evet fikrini inşa etmek içinse çok yakın olduğunu idrak etmiş bir CHP.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89