• BIST 107.115
  • Altın 143,813
  • Dolar 3,5581
  • Euro 4,1457
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 34 °C
  • Berlin 22 °C

Yara alan çözüm süreci

Erol Katırcıoğlu

Son günlerde Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın ifade ettikleri fikirler, “çözüm süreci” denilen süreçten AKP’nin anladıklarıyla AKP dışındaki siyasi partilerin ve özellikle de Kürt siyasi hareketinin anladıkları arasında önemli farklar olduğunu gösteriyor. Yeni mi farkına vardın diyebilirsiniz. Tabii ki değil. Herkes gibi benim de sürecin başından bu yana iktidar partisinin “dilinden” yansıyanların neden olduğu kuşkularım vardı tabii ki. Ama yine de Ortadoğu’nun ve bölgesinin “güçlü lideri” olmayı hayal eden bir kişinin bu sorunu çözme isteğinin de “güçlü” olacağından giderek bir umut diye düşünmüştüm. Sorunu çözme iradesini biraz İslami düşüncedeki “ümmetçiliğe”, biraz da Osmanlı’nın geçmişindeki “çok kültürlülüğe” referansla meşrulaştırabilecek olmasını da doğrusu bu iradeyi besleyen bir unsur olarak dikkate alıyordum. Ama son günlerde, bu iktidar kadrolarının, kullandıkları dilden, Kürtlerle yüzleşmeyi, onlarla helalleşmeyi ve ülkeyi doğru dürüst bir demokrasi haline getirmeyi becerebilecek kadrolar olmadığını düşünmeye başladım.Anladığım kadarıyla Kürtlerin varlığı, iktidar kadrolarının yalnızca Türkiye toplumuyla ilgili tasavvurlarını değil aynı zamanda dış politika tasavvurlarını da zora soktuğu için baş ağrıtıcı bir unsur olarak görülüyor. Çünkü, son günlerde iyice açığa çıktı ki özellikle güneydoğu sınırlarımız ayrı devletlere işaret ediyor olsa da ayrı halklara tam olarak işaret etmiyor.

Özellikle Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtler, Türkmenler, Araplar ve Asuriler’in Türkiye’de akrabaları var ve onlarla ilişki içindeler. Dolayısıyla içeride bu kesimlere ilişkin uygulanacak her politika dışarıya, dışarıda uygulanacak her politika da içeriye yansıyacak etkiler taşıyor.Bunları neden mi söylüyorum? Çünkü son günlerde iktidarın bazı sözlerinden, bu iç ve dış politika yakınlığını görmediğini, bu nedenle de dış politikada takındığı tutumun bir zamandan beri Türkiye’nin iç politikadaki en önemli sorunu olarak gördüğü “Kürt meselesinin” çözümüyle ilgili istek ve iradeyle de uyuşmadığını düşünüyorum da ondan. Bir başka ifadeyle içeride Kürtlerle barışmak isteyen Hükümet, “çözüm süreci” adı verilen bir süreç sürdürüyor ve bu yönde kendine göre bir takım adımlar atıyor. Dış politikada ise başta Suriye olmak üzere çeşitli dertleri var. Suriye’de Esed’i devirmek üzere Esed’e karşı olan hemen her unsurla ilişki içine giriyor. Fakat her nedense Türkiye, aynı Esed’e karşı olan Rojava Kürtleri’yle hiçbir ilişki kurmuyor. Özellikle bu tuhaflığı “çözüm süreci” mantığı içinde değerlendirirsek, bırakalım Kürtlerle barışmak isteyen bir iktidarın aynı Kürtlerin akrabaları olan Rojava’lılarla hiçbir ilişki kurmamasını, bu insanları, gerek insanlık ve komşuluk ve gerekse insan hakları hukuku bakımından, eşitsiz bir gücün katliamından koruması gerekirken üç gün boyunca sınırlarını açmamasına ne demeli? Bunun da ötesinde Cumhurbaşkanı’nın Dünya Ekonomik Forumu’nda söylediği şu sözler nasıl değerlendirilmeli?: “Peki ey dünya IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da PKK gibi bir terör örgütü ortadayken†niye ayaklanmıyorsun? Orada niye sesin çıkmıyor? Ona karşı niye bir ‘ortak mücadele verelim’ demiyorsun? Şimdi ben bunu anlamakta da zorlanıyorum”.Sizleri bilmiyorum ama ben bu sözlerden Kürtlerle olan sorunlarını çözmek isteyen bir cumhurbaşkanının neden bu sorunu çözmesi gerektiğini pek anlamış olduğu izlenimini almıyorum. Çünkü daha dün, IŞİD’e askeri müdahale konusunda “Askeri çözüm çözüm olamaz, çünkü IŞİD’i yaratan Maliki’nin baskıcı Şii politikalarının yarattığı sosyolojidir”diyenler, ne oldu da PKK’yı yaratan sosyolojinin de benzer bir “Kemalist, ceberrut vesayet rejiminin” uygulamaları olduğu gerçeğini unuttular? Bu “ceberrut devlet” değil miydi, bir yandan, mesela, “başörtüsünü” yasaklarken bir yandan da Kürt olmayı yasaklayan? Diyarbakır hapishanesini, Köy yakmaları, binlerce faili meçhulü yapan ve Kürt gençlerini dağlara kaçmaya zorlayan?

Kendi Kürtleriyle barışmaya yönelmiş bir iktidarın her şeyden önce bu “sosyolojiyi”, yani “Kürt mağduriyetini” yaratanın geçmişteki devlet anlayışı olduğunu bildiğini kabul etmemiz gerekiyor. Ve bu sonuçları hem ülkenin huzurunu bozan ve hem de insanlığa aykırı bulan bir yerden gidermek için kolları sıvamış olduğunuÖAma son günlerde kullanılan dilin, iktidarın kafasının karışmış, ne yapacağını bilemez bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. Çözüm süreci bence henüz bitmiş değil ama büyük bir yara almış görünüyor.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89