ilkehaber.com
Roboski Anayasa Mahkemesi'nde
Irak’ta son altı ay'da korkunç bilanço
BDP'nin kazandığı il ve ilçeler
İşte 81 İlin yeni belediye başkanları (Tam Liste)
Kürd/Kürdistan incelemelerinde temel soru…

Nuray Mert / Gazeteci Yazar

Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye ve İran

11 Ekim 2011 Salı 10:40

Türkiye ve İran arasındaki ilişkilerin Ortadoğu’da yeni denge arayışları çerçevesinde zora girmeden devam etmesi imkânsızdı. Zira, Soğuk Savaş dönemi sonrasında Ortadoğu’da kapışma hattı, Batı ve bölgesel müttefiklerine karşı, İran ve bölgesel müttefikleri şeklinde kurulmuştu. Irak işgali sonrasında Irak’ta güçler dengesi zaman zaman Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirdi. İran krizi Lübnan’da yoğunlaştığı dönemlerde de ilişkiler zora girdi. Refik Hariri suikastı ardından, Türkiye Suriye-Hizbullah (ve dolayısıyla İran) eksenine karşı, Sinyora hükümeti, yani Batı ve başta Suudi Arabistan olmak üzere Batı müttefikleri hattında tutum aldı.

Arabuluculuk hayali

2006 İsrail-Lübnan savaşından sonra, ABD merkezli Batı politikları yön değiştirdi ve bu çerçevede diplomatik ilişki yoluyla, Suriye’nin İran hattından koparılması politikası tercih edilir oldu. Suriye-Türkiye yakınlaşması asıl bu dönemde yoğunlaştı. Bu dönem Türkiye, Suriye ilişkilerini İran ile çatışmayacak bir dengede yürütme imkânı buldu. Dahası Türkiye Batı sistemi ile İran arasında arabuluculuk yapma ‘hayali’ne kapıldı. Sonuç vermeyecek bir hayal olduğu için bu konuda bir ilerleme sağlanamadı.

‘Arap baharı’ ile başlayan yeni politikalar paradigması, İran’ı Sünni dünyayı güçlendirerek ve Sünni aktörler eliyle, sıkıştırmayı hedefliyor. Bu paradigmanın en hassas noktası Suriye’de rejim değişikliği hamlesi Türkiye’yi fazlasıyla zorlayan bir süreci başlatmış oldu. Bir yandan Batı dünyası Türkiye’yi İran’da daha aktif bir rol almaya zorluyor, diğer yandan daha aktif rol oynamak İran ile ilişkileri giderek daha fazla zora sokuyor. Füze kalkanı projesine katılmak zaten başlı başına gerilim konusu. İran ile ilişkilerin bozulması doğal olarak Türkiye’yi zorlayan bir durum, ama Batı ittifak dünyasının bir üyesi olarak, bu noktada yapılacak fazla bir şey yok.

Bu koşullar altında, İran kendi açısından çok ‘akıllıca’ bir politika güdüyor; ne olursa olsun Türkiye ile çatışmadan uzak durmaya özen gösteriyor. Tam da bu nedenle, füze kalkanı gibi doğrudan kendisine karşı yapılan bir hamleye bile düşük profil tepki vermeyi tercih etti. Dahası, Kuzey Irak’ta PEJAK’a karşı operasyon düzenleyerek bir nevi ‘önleyici tedbir’ (veya ‘preemptive strike’) aldı. İran’ın, Türkiye’nin Suriye politikasına karşı PKK ile ittifak kurabileceği yönündeki teori ve ithamlar böylece havada kaldı.

Zira İran, bu türden bir hamle ile Türkiye’nin elini kolaylaştırmaktan kaçınmayı akıl edebilecek kadar ciddi bir bölgesel aktör.

Meşruiyet fırsatı

Bu türden bir hamle fazlasıyla çocukça olurdu ve İran ile kaçınılmaz olarak karşı karşıya gelecek olan Türkiye’ye, özellikle de kamuoyu açısından çok iyi bir meşruiyet fırsatı sağlardı. Tam da bu nedenle, İran, Türkiye’nin eline bir ‘bahane’ veya ‘mazeret’ vermekten özellikle kaçınıyor ve bu durum Türkiye’yi çok zor duruma düşürüyor. Halihazırda, İran’ın ‘Türkiye’ye ateş püskürdüğü’ iddiaları, İran karşıtı kamuoyu oluşturma gayretleri fazlasıyla havada kalıyor.

Bu durumda, geçmişi gündeme getirip, İran devriminin ihraç edilme gayretlerinin hatırlatılması da, Erdoğan’ın Mısır’da laiklik çağrısı yapan Sünni demokrat liderliğine karşı köktendinciliğin temsilcisi olduğunun altının çizilmesi de fazlasıyla anlamsız. Zira bölgesel çatışma hattı ne Sünni-Şii kamplaşması ne de demokratik-köktendinci/otoriter ayrımı üzerinden kurulmuş ve bu hatlar üzerinden yürüyor değil. Zira, İran’a karşı konumlanan Batı müttefiki Sünni kampta yer alan ülkelerin Türkiye dışında hiçbiri demokratlığı ile tebarüz etmiş rejimler değil. Bu kampta yer alan en önemli güçlerden Suudi Arabistan otoriter ve köktendinci bir yönetim. O kadar ki, Suudi Arabistan ile karşılaştırıldığında İran ‘demokrasi yıldızı’ bile sayılabilir. Ürdün bir krallık. Mısır otoriter bir rejimdi, Arap baharı sonrası nereye gidileceği hiç belli değil. Küçük Körfez ülkeleri emirlik denen küçük müstebitler idaresinde, değil demokrasi temel insan haklarını hiçe sayan ülkeler.

Kısacası, belki Türkiye kaçınılmaz olarak İran ile karşı karşıya gelecek ama buna mazeret bulmak çok zor olacak.

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, TwitterTwitter, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖNE ÇIKANLAR
GAZETE BAŞLIKLARI