• BIST 107.489
  • Altın 142,921
  • Dolar 3,5608
  • Euro 4,1464
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 33 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 16 °C

Kürtler, Filistinliler ve Uygurlar

Serdar Kaya

Türkiye’deki Kürt direnişi, anlamlandırılması zor bir direniş değil. Dünyanın farklı yerlerinde, kendilerini ilgilendiren kararlar alan bir siyasi otoritenin meşruiyetini tanımayan, uygulamalarına karşı çıkan ve kendi kaderlerini tayin adına mücadele veren çok sayıda etnik grup var. Dahası, bu örnekler Türkiye’de bilinmiyor değil. Hatta, içlerinden bazıları geniş çapta sempatiyle karşılanıyor. İsrail’le mücadele eden Filistinliler ya da Çin’e direnen Uygurlar, bu çerçevede ilk akla gelen örnekler.

Burada sorulması gereken soru şu: Kürt direnişine şiddetle tepki gösterenler, konu Filistin ya da Doğu Türkistan olduğunda neden farklı bir tavır sergiliyorlar? Bir başka deyişle, ortada bu tavır farklılığını mazur gösterecek objektif bir gerekçe var mı?

İlgili direniş vakalarını karşılaştırdığımızda, bu soruya “Evet” cevabı vermek güçleşiyor. Şöyle ki, her üç vakada da, suç işleyen bir devlet ve hakları ihlal edilen otokton bir halk var. Her üç halkın mensupları da kimliklerine yönelik tehditler yaşıyor. Her üçünün de gençleri arasında, direniş örgütlerine katılanlar var. Bu örgütler, özgürlük ve bağımsızlık adına (sivillere de zarar veren) çeşitli terör eylemlerine başvurdular, başvuruyorlar.

Bu şartlar altında, Filistin ve Doğu Türkistan direnişlerini desteklerken, Kürt direnişine karşı çıkmak çok tutarlı görünmüyor. Zira böyle bir tavır, olsa olsa, Kürt direnişini objektif bir kriterle diğer iki vakadan ayrıştırabilmekle mümkün olabilir ki bu doğrultudaki çabalar da ikna edici olmaktan uzak.

Biz ve onlar

Bu gibi tutarsızlıklar, insanların olayları ancak sübjektif algılarının süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirmeye başlamalarının bir sonucu. Dahası, kendi kendisine mesafe almayı başaramayan insanlar, objektif olamamakla kalmıyor ve eylemlerinden hareketle aktörleri değil, aktörlerin kimliklerinden hareketle eylemleri değerlendirmeye başlıyorlar.

Böyle bir süreç, korkunç eylemleri bile mazur görebilen, hatta zaman zaman bunları savunabilen bir insan tipi ortaya çıkarıyor. Aynı tipoloji, kendisini ait hissettiği kimliği taşıyan insanlar benzeri eylemlere maruz kaldığında ise, tepki gösteriyor.

Altı halk, altı trajedi

Türkiye halkının ilgi alanına giren bu üç vaka, zihinlerde üç trajediye karşılık geliyor. Ekseriyetle, Türkler, Türklerin, Filistinlilerin ve Uygurların, Kürtler ise, Kürtlerin, Filistinlilerin ve Uygurların trajedisi ile ilgililer. Hâlbuki ortada üç değil altı halk ve altı trajedi var. Ne var ki, biz-ve-onlar algısı, ötekinin acısını görmeyi engelliyor.

Şöyle ki, bir gerillanın Kürt davası adına şehrin orta yerinde bomba patlatması ile, bir intihar bombacısının Filistin davası adına bir süpermarketi havaya uçurması arasında pek bir fark yok. Her iki eylem türü de sivilleri katlediyor ve aynı türden trajedilere neden oluyor. Bu tür eylemlerin birini (sadece) özgürlük savaşı, diğerini ise (sadece) terörizm olarak nitelendirmek ise, ancak aktörlerin zihinlerdeki kimliklerinden hareketle değerlendirme yapmakla mümkün.

Benzeri bir durum, devletlerin eylemlerinin algılanış şekli için de geçerli. Örneğin, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikaları Türkiye’de yaygın olarak “devlet terörü” olarak nitelendirilir. Hâlbuki Türkiye’nin Kürtlere yönelik politikaları, İsrail’inkilerden daha az sorunlu olmamıştır. Ama, buna rağmen, Türkiye’yi bu konuda İsrail’in yanına koymak (Türkiye’de) marjinal bir düşüncedir.

Bütün bunlar, “Türk”, “Kürt”, “İsrail”, “Türkiye” gibi (sadece zihinlerde varolan) kategoriler bazında düşünmenin bir sonucu. Bu şekilde düşünen ve konu Kürtler olduğunda en korkunç haberlere bile kayıtsız kalan bir insan hayal edelim. Bu kimsenin “vicdan”ını harekete geçirme adına yapılabilecek tek şey, zalimlere ve mazlumlara başka isimler vermektir. Zira, böyle bir kişi, “İsrail devletinin Filistinlileri asit kuyularına atarak öldürdüğü”nü ya da “Bir İsrail askerinin ‘ölü ele geçirilen’ bir FKÖ’lü kadına tecavüz ettiği”ni öğrenecek olsa, bir anda öfkeden deliye dönebilir.

Hâlbuki bu kişi, güneydoğudan gelen o haberleri Kürtlerle aynı anda izlemektedir. Ama lafa gelince “kardeş” olduğunu iddia ettiği Kürtlerin o anlarda neler hissettiklerini değil anlamaktan, merak etmekten bile acizdir.

Başörtüsü yasağı notu

İnsan, mazlumu olduğu eylemleri dahi, zaliminin kimliğinden hareketle değerlendirme eğilimindedir. Örneğin, Türkiye’deki başörtüsü yasağı (sadece Cumhuriyet’in kurgu dünyasında varolan) “yedi düvel”ce uygulanıyor olsa, bugün bir “Kahraman Türk PKK’sı”ndan bahsediyor olurduk. Zalimi, eyleminden hareketle değerlendirebiliyor olsak, yine öyle olurdu!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89