• BIST 90.182
  • Altın 147,010
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 16 °C

Jestler dönemi geride kalmış olmalıydı

Gülay Göktürk

Yüzüne karşı söylediğim için, bu köşede de rahatça yazabilirim: Hayal kırıklığı içindeyim...

Ben Başbakan’dan Dersim’de sembolik adımlar ve jestler değil, esaslı açılımlar bekliyordum.

O uğursuz Dersim Harekatı’nın karargahı olan askeri kışlanın Dersim Müzesi yapılması simgesel olarak çok önemli bir karardı şüphesiz... Aleviler için kutsal su sayılan Munzur’un adının üniversiteye verilmesi, dini ziyaret yerlerinin restore edilmesi, dini olarak kutsal sayılan yerlerin HES’ler gibi imar çalışmaları yüzünden yok olmaması için gereken dikkatin gösterileceğinin beyan edilmesi, Başbakan’ın konuşmasında Tunceli yerine Dersim demeye özen göstermesi, “artık devletin resmi ideolojisi olmayacak” demesi, “Şimdiye kadar herkes bir şeyler sakladı; artık saklanma vakti değil” cümlesi, “Gelin bu devleti beraber bir daha tanımlayalım, birlikte yeni bir toplumsal sözleşme yazalım” çağrısı, bütün bunlar bundan on yıl önce duysak kulaklarımıza inanamayacağımız şeylerdi.

Eğer bir başbakan böyle bir konuşmayı bundan 5-10 yıl önce yapmış olsaydı Türkiye’de yer yerinden oynardı.

Ama 12 yıldır iktidarda olan ve 7 tane Alevi Çalıştayı toplamış, bu toplantı için büyük beklenti yaratmış bir iktidar için yetersizdi. 2014 yılında, simgesel adımlar ve jestler dönemi çoktan geride kalmış olmalıydı.

“Ben hiçbir yerde, Dersim’de açılım paketini açıklayacağım demedim” diyordu Başbakan. Kendisi dememişti belki ama günlerdir yaratılan hava oydu ve eğer yanlış bir beklenti oluşmuşsa, bu beklentinin düşürülmesi için de hiçbir şey yapılmamıştı.

“Psikolojik eşiğin aşılması”

Tabii asıl soru, yıllardır “açıldık, açılacağız” denmesine rağmen bu açılımın neden bir türlü yapılmamasıydı...

Bu sorumuza “Öncelikle psikolojik eşiğin aşılmasına ihtiyacımız var” diye karşılık veriyor Davutoğlu. “Yapmaya çalıştığımız şey esas itibarıyla bir zihniyet dönüşümü... Yasal ve siyasi etki yaratacak bir hamlelik bir paketten daha ziyade, var olan zihniyeti dönüştürmek...”

Gereken zihniyet dönüşümünün ana fikrini ise şöyle anlatıyor: “Alevilerin Sünnilerle bir problemi olmamıştır, Osmanlı’da da olmadı... Bana bir tane Sünni-Alevi çatışması gösterin; şehirlerde veya dağlarda; yoktur. Kimle oldu; devletle Aleviler arasında, devletin yanlış uygulamaları yüzünden oldu. iki kere oldu, birincisinde başka bir devletle işbirliği olduğu düşüncesiyle Osmanlı Devleti’nin – bakın Bektaşi kitlesine değil-Anadolu Alevilerine bir baskısı oldu. İkincisi, 2. Mahmut çağdaşlık adına orduyu tanzim ederken Bektaşi Ocağı’nı kapattı. Sadece merkezileştirmedi, topa tuttu Bektaşi Ocakları’nı ve yıktı.

Peki bunu Sünniler mi talep etti, hayır...

Üçüncüsü de tek parti dönemidir. Tekkeleri, dergâhları biz mi kapattık, şimdi bize tekkeleri dergâhları açın diyorlar.

Cumhuriyet döneminde devlet Sünnilere de baskı yaptı. İmam Hatip niye açıldı biliyor musunuz; cenaze kılacak imam bulunamadığı için... 20 sene önce şeriatla hükmedilen bir ülkede 20 sene sonra cemaate namaz kıldıracak, imam bulunamadı! CHP imam hatiplerin kuruluşunu böyle izah etti.

Şimdi benim dediğim şey şu; probleminiz Sünnilerle değil, probleminiz yanlış devlet uygulamalarıyla. Gelin bu devleti beraber bir daha tanımlayalım; anayasayı bir daha yazalım.” Aslına bakılırsa, Alevilerin bekledikleri de de farklı bir şey değil; Bütün inançlara eşit mesafede duracak yeni bir devlet ve bunu güvenceye alacak yeni bir toplumsal sözleşme... Benim görebildiğim, AK Parti iktidarı sonunda Alevilerin sıraladığı bütün o talepleri karşılayacak. Sorun büyük ölçüde zamanlamadan kaynaklanıyor. Ama unutulmaması gerekir ki, zamanlama hataları bazen yapılan reformların kıymetini öylesine azaltır ki, vaktinde yapılsa büyük bir toplumsal heyecan yaratacak olan değişiklikler gecikerek yapıldığında hiçbir etki yapmadan geçip gider...

Ayrımcılığa sıfır tolerans

Bana kalırsa, Başbakan’ın Dersim’de verdiği en can alıcı mesaj devlette ayrımcılığın önlenmesine ilişkin olarak söyledikleriydi. Davutoğlu bu konuda çok net konuştu, bir bakıma teminat verdi: “Talimat verdim, herhangi bir Alevi sadece kimliği dolayısıyla negatif bir ayrımcılığa tabi tutulursa takibini ben yapacağım. Başbakanlık Müsteşarı’na da söyledim, bir Alevi, Alevi olması nedeniyle bir yere atanmadıysa bizzat siz takip edeceksiniz diye. Dese ki ben şuraya adaydım, şu veya bu sebeple ehliyetim olduğu halde mülakatta elendim, bunu bizzat ben takip edeceğim” dedi.

Şimdi sıra, yıllardır devletten dışlandıkları şikâyetini yapan Alevilerde ve tabii demokratik kamuoyunda. Yıllardır süren bu genel şikâyeti somut- bireysel şikâyetler haline getirmenin ve peşini kovalamanın zamanıdır. Bundan on yıl önce, “poliste işkenceye sıfır tolerans” vaadinin birkaç yıl içinde gerçek olacağını tahmin edebilir miydik?

Ama oldu...

Bu defa niye olmasın?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89