• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 0 °C

İsrail ve Deniz Feneri

Ahmet Altan

Dokuz insanımızın öldüğü Mavi Marmara felaketi önce büyük bir diplomatik sürtüşmeye yol açtı, şimdi de sıcak bir çatışmanın işaretlerini vermeye başladı.

Birleşmiş Milletler’in bu konudaki raporu, İsrail’e hak verir mahiyette.

“Gazze’ye silah girmesini önleyebilmesi”
için İsrail’e neredeyse bütün Doğu Akdeniz’in hükümranlığını bağışlıyor bu karar.

Uluslararası anlaşmalara göre bir ülkenin karasuları en fazla “12 mil” olabiliyor, hâlbuki İsrail savaş gemileri Mavi Marmara’ya İsrail’den 72 mil açıkta müdahale etti, bu kadar geniş bir alanın İsrail tarafından kontrol edilebileceğini söylemek İsrail’e geniş bir alan açmak anlamına geliyor.

Deniz hukuku uzmanları daha iyi değerlendirecektir ama şu anda BM kararı çok “hakkaniyetli” gözükmüyor.

Hakkaniyetsiz de olsa İsrail büyük bir diplomatik zafer kazanmış oldu.

Türkiye de bu karara çok sert bir tepki verdi.

Büyükelçileri geri çekmek de dâhil olağanüstü bir sertlikle ifade edilen Türkiye’nin tepkileri arasında bir tanesi özellikle önemli gözüküyor.

Türkiye, “Ben Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestîsini sağlarım” diyor.

İsrail, seyrüsefer “kısıtlamasını” savaş gemileriyle sağladığına göre, “seyrüsefer serbestiyeti” de ancak savaş gemileriyle sağlanır.

Türkiye’nin bu açıklaması şimdilik “sözden” ibaret bir tehdit mi yoksa gerçekten bu dediğini yapacak mı bilmiyorum.

Ankara’dan gelen ilk bilgiler henüz “savaş gemilerini” Doğu Akdeniz’e gönderme gibi kararın olmadığı.

Ama göndersek de göndermesek de “sıcak bir çatışmanın” ilk işaretini vermiş olduk.

Ankara’nın bu sert çıkışı Türkiye’nin Arap âlemindekini prestijini arttıracaktır ama İsrail’le “çatışma tehdidini” de içinde barındıran büyük bir anlaşmazlığa düşmesi ve BM kararını “yok sayması” Batı âleminde nasıl karşılanacak, bunu henüz bilmiyoruz.

Gerek iç yapılanmasını gerekse dünyayla ilişkilerini yeniden yapılandıran Türkiye’nin bundan böyle her türlü “sürprize” açık bir diplomatik iklime girdiğini söyleyebiliriz.

Bu “sert” politika kaçınılmaz olarak olumlu ve olumsuz birçok sonuç yaratacaktır; bunların bir kısmı Türkiye’nin denetleyebileceği, bir kısmı da denetleyemeyeceği sonuçlar olacak.

Uzun zamandır Türkiye diplomaside “sertliği” öne çıkartan bir çizgi izliyor, o “sertliği” taşıyacak kadar gücünüz olduğu sürece bu politikadan olumlu sonuçlar alabilirsiniz, “sertliğinizin” dozu gücünüzü aşarsa sonuçlar olumsuz olur.

“Sertlik ve güç”
dengesini doğru ayarlayıp ayarlayamadığımızı da bize hayat gösterir.

Türkiye’nin yeniden yapılandığı bir dönemde iktidarda olan AKP, dışarıda ciddi sorunlarla boğuşurken içerde de büyük bir sorun yarattı kendisine.

Deniz Feneri soruşturmasında yapılanlar hükümetin başına dert açacak.

Biliyorsunuz Deniz Feneri sanıklarını tutuklatan üç savcı HSYK kararıyla görevlerinden alındı.

Adalet Bakanı da bu kararı HSYK Başkanı olarak desteklediğini açıkladı.

Bu karar ve bu açıklamayla hükümet boğazına kadar Deniz Feneri meselesinin içine battı.

Savcılar, yapılacak “aramaları” sanıklara önceden haber veren üç köstebek saptadılar ve bunların kimliği “soruşturma” evrakına yansıdı.

Bu köstebekler “tutuklanmasın” diye savcıların görevden alındığı da iddia edildi.

Bu köstebeklerden biri eski İçişleri Bakanı olan Beşir Atalay’ın “özel kalem müdürü” çıktı, diğeri ise AKP Kırıkkale Belediye Başkanı.

AKP Kırıkkale Belediye Başkanı’nın adı 2004’teki Yimpaş yolsuzluğuna karışmış.

Beşir Atalay’ın da “iş ortağı” imiş.

İki “köstebeğin” de değişik biçimlerde eski İçişleri Bakanı’yla ilişkili çıkması olayın boyutlarını daha da derinleştiriyor.

Hukuki açıdan hem HSYK’nın, hem Adalet Bakanı’nın, hem de hükümetin başını derde sokacak asıl mesele ise bu “savcıların” görevden alınma nedeni.

Bu savcıların Tapu Kadastro’ya gönderilen bir evraktaki bazı maddelerin üstünü kapamaları “belgede tahrifat” olarak kabul edilmişti HSYK tarafından ama İstanbul Başsavcı Vekili Fikret Seçen HSYK’ya yazdığı bir yazıda “Ergenekon savcılarının da aynı uygulamayı” yaptığını açıklıyor.

Hükümet, Ergenekon savcılarının yaptığını normal karşılayıp, Deniz Feneri savcılarını görevden almayı nasıl açıklayacak.

Deniz Feneri soruşturmasının özünde kim haklı, kim haksız bilmiyorum, yolsuzluk var mı yok mu onu da bilmiyorum ama bu soruşturmaya yapılan müdahale, “Deniz Feneri davasının” kendisini de aşan ciddi bir siyasi skandala doğru gidiyor.

Her açıklama da hükümeti bu batağa biraz daha sokuyor.

Çünkü “bu üç savcı neden görevden alındı” sorusuna inandırıcı bir cevap veremiyorlar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89