• BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 2 °C

Gül’ü muhalefete zorlamak

Nuray Mert

‘Gül ağacı değilem, her gelene eğilem’ (Rast şarkı, bestegüfte Necip Mirkelamoğlu)

Amerikalı neocon Evangelistlerin, “Tanrı’yı kıyamete zorlamak” gibi tuhaf bir fikri vardı, bizde bazı “muhalif” çevreler de, “Gül’ümuhalefete zorlamak” fikrinden bir türlü vazgeçemediler. Beklediklerini bulamadıklarında, Gül’e “fazla ihtiyatlı”, “yeterince cesur değil” diye sitem edecekler, ama illa Gül’den bir muhalefet lideri çıkaracaklar. Gerçi, belli ki o da bu durumdan fazla şikâyetçi değil, hiçbir şey yapmadan alternatif lider olarak görülmeye neden itiraz etsin? Daha doğrusu, tam da hiçbir şey yapmıyor değil, eş dost arasında, olanlardan ne kadar rahatsız olduğunu söylüyor, muhalif diye bilinen bazı gazeteciler ile görüşmeler yapıyor, “memnuniyetsizliğini” dirhem dirhem satıyor. Gerçi sonradan sahiplenmiyor ama danışmanının onu “alternatif lider” olarak resmeden kitabınına ön veriyor. Kısacası, armudun pişmesini, ağzına düşmesini bekliyor. Armut pişerken memleket yanıyor, ne gam!

Ama asıl sorun, Abdullah Gül’ün “ihtiyatlı kişiliği” , “bir tereddüdün romanı” haline gelen siyasi serüveni değil. Asıl sorun, bu ülkede kendine demokrat, muhalif diyen pek çoklarının, siyaset anlayışının dönüp dolaşıp “bir kurtarıcı aramak” noktasına gelmesi. Aslında bu yeni bir durum da değil, seksenli yıllarda, memleketin demokrasi arayışı, Turgut Özal’a yüklenen fazladan misyona kilitlenmişti. Sonra, yeni kurtarıcı “AB süreci” oldu, liberal, demokrat, sol liberal siyaset “AB gelecek dertler bitecek” özeti haline geldi. Sonra, aslında gerçekten de demokratik bir dinamik olan, ama daha fazlası olmayan AK Parti’ye tam vekâlet verildi. Bu aşk da hüsranla bitti, ortada kala kala, AK Parti içinden çıkacak bir itiraz ve Abdullah Gül kaldı. Gerçi, 7 Haziran seçimlerinden önce, aynı anlayış ile yine gerçekten demokratik bir dinamik olan, ama gerisi fazlasıyla çetrefil bir platform olan HDP, daha doğrusu HDP’nin “sempatik” lideri yeni “kurtarıcı” ilan edilmişti, o konuyu şimdilik bir yana bırakalım.

Siyasi tembellik

Ama işler bir türlü düzelmedi! Neden acaba? Asıl sorun, demokrasi mücadelesinin ciddi bir fikri, siyasi takip, samimi, sahici demokratik tartışma, acı gerçekler ile yüzleşme cesaretinin yerine, düşünce konforu peşinde koşmak ve “vekâleten demokrasi mücadelesi” diye tanımlanabilecek bir siyasi tembellik olabilir mi?

Diğer taraftan, bırakın tereddüt, cesaret meselesini, “Abdullah Gül siyasi anlayış olarak gerçekten neyi temsil ediyor?”, kendisine umut bağlayanlardan biri bize izah edebilir mi? 2007’de, her ne kadar şimdilerde unutulduysa da, Erdoğan’ın isteği hilafına neden Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrarcı olmuştur? Olup da, o makamda eksik, aksak bulduğu neyi onarmaya çalışmıştır? Liderlik dışında bir meselesi var idiyse, neydi o mesele? Erdoğan yönetiminde yaşanan ve rahatsız olduğunu iddia ettiği hangi meselede inisiyatif kullanmıştır? Siyasi kriz çıkarmaktan sakınıyor idiyse, kriz, kavga çıkarmadan da demokratik istikamette ağırlık koymak mümkündür, bu imkân neden hiç kullanılmamıştır? Bulunduğu makam az buz önemli bir yer değildi, yok eli kolu bağlı bir yer ise neden oraya çıkmakta bu kadar ısrar etmiştir?

Davanın neresinde

Bırakın önemli konularda, insiyatif almayı, hiç olmazsa üniversite rektör atamalarında, YÖK listesini aynen onaylamak yerine, en çok oy alan adayı atamak, bunu teamül haline getirmek gibi demokratik bir çıkış yapması mümkün değil miydi? Neydi gerekçesi, “dava”ya zarar vermek mi? Sahiden, nedir şu meşhur “dava” ve Gül bu davanın neresinde duruyor? Demokrasiden geri adımların tescili olan yasa, düzenleme, atamaların altındaki imzalardan biri onunki değil mi? İmzalarının arkasında duruyorsa, neden Erdoğan’ın günah keçisi haline gelmesine ön verecek şekilde davranıyor? Anladık, kardeş değillermiş, olmaları da gerekmiyor, ama sıradan bir siyasi yoldaşlık hukuku tanımamak neyin nesi? Neden aynı dönemin sorumlularından birisi de kendisi iken, Erdoğan’ın otoriter lider, kendisinin ise alternatif lider diye takdimine hiç ses çıkarmaz?

Dirsek teması

Cevaplanması gereken bunca soruya rağmen, hep kurtarıcı arayan “muhalif” demokratlar, liberaller şimdi de ona bel bağladılar, ama sadece onlar değil, AK Parti içinde umduğunu bulamayanlar, işler tersine dönerse sakata gelmekten kaçınan aşırı kurnazlar, belli ki “alternatif lider” ile dirsek temasını ihmal etmek istemiyor. “Bir tanecik AK Parti”lerinde, iki tanecik lider olamayacağının pekâlâ farkındalar, ama ne olur ne olmaz, şimdilik durumu idare etmek lazım.

Yanlış anlaşılmasın, her şeye rağmen, ben Türkiye’de demokratik restorasyon olacaksa, bunun muhafazakâr siyaseti ve AK Parti’de siyaset yapanları tamamen dışarda tutarak yapılamayacağını düşünenlerdenim. Benim itirazım, muhalefet açısından hâlâ siyaset arayışlarının “vekâleten demokrasi mücadelesi” üzerinden yol alma çabası, iktidar cenahı açısından ise siyasetin hâlâ ayak oyunları, kişisel hesaplar, kurnazlık üzerinden tanımlanması ısrarı. Bu yoldan çıkış yok! İlkeler üzerinden, açık ve samimi sorgulama ve yüzleşmeler yolu ile yeni bir siyaset inşa etmek zor ama zaruri. Ya zoru başaracağız, ya da gidilecek yol tükendi, siz hâlâ anlamadınız mı?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89