• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin -1 °C

Demokratikleşme için Kürt barışı şart ama tersi doğru olmayabilir

Nuray Mert

HDP heyetinin iktidarla ortak basın toplantısı, çözüm sürecinde yaşanan son krizi rahatlatmış gibi görünüyor.

İmralı’nın PKK’ye yaptığı çağrı, yani bahar aylarında silahlı mücadeleyi (Türkiye’de) bitirme kararı almak üzere olağanüstü kongre toplama çağrısı, krizin atlatılması yolunda önemli bir adım oldu. Siyasi mücadeleyi, silahlı mücadele biçiminde örgütleme nasıl ki PKK ve liderinin telakkisiyse bundan sonra mücadeleye ‘demokratik zeminde’ devam etmek aynı aktörlerin kararına bağlıydı.

Sakın ha!

Gelinen nokta, demokratik mücadeleye inanan, daha fazla kan dökülmesini istemeyen herkes için sevindirici olmalı. Mevcut iktidara ilişkin eleştirilerimiz, Kürt siyasi hareketinin bu kararını gölgelememeli.

‘Bu iktidara güvenilir mi güvenilmez mi’ sorusu, silahlı mücadeleyi bugüne kadar yürütenler dışında hiç kimsenin fikir yürüteceği bir konu değil, dahası, bu tartışma, silahlı mücadeleyi bir seçenek olarak yedekte tutma telkinine dönüşme riski taşır. Sakın ha!

Mesele işbirliği değil, müzakere

Diğer taraftan, bu konudaki kafa karışıklığı ve Kürt hareketi ile sol/demokrat çevreler arasındaki gerilimin nedeni, ‘Kürt barışı’ ve ‘Türkiye’nin demokratikleşmesi’ konularının, halihazırda, birbirine karıştırılması veya birlikte yürüyecek süreçler olarak algılanmış/algılatılmış olması. Başından beri, gerek Kürt siyasi hareketi, gerek Kürt barışını destekleyen çevreler, bu iki konunun ve sürecin yollarının bir noktadan sonra ayrışması gerçeğini hazmetmekte zorlandı ve halen de zorlanıyor.

Sol demokrat çevreler, bu konuya ‘Kürt siyasi hareketi AKP iktidarı ile işbirliği mi yapıyor?’ kuşkusu ve itirazıyla yaklaştı. Kürt siyasi hareketi ise bu itiraz veya kuşkuya ‘Asla’ diye yanıt verme gereği duydu. Oysa, mesele işbirliği değil, ‘müzakere’ veya ‘siyasi pazarlık.’ Mevcut iktidar tablosu, Kürtlerle barışın, Türkiye’nin genel olarak demokratikleşmesi çerçevesinde gerçekleşmesini imkansız kılıyor.

Öylesi ideal olurdu ama ne yazık ki olma ihtimali yok. Dahası, Kürt siyasi hareketinin hesaba katması gereken Rojava gerçeği ve bölgedeki diğer gelişmeler var. Sol/demokrat çevrelere düşen tüm bunları anlayıp kabullenmek. Kürt siyasi hareketine ve bileşenlerinden HDP’ye düşen de, bu gerçeği reddetmek, hatırlatana hiddetlenmek yerine, kendisini destekleyenlere bu gerçeği anlatmaya, kavratmaya çağırmak.

Aksi takdirde, özellikle de seçim sürecine, bu konu etrafındaki gerilimlerin gölgesi düşecek; halihazırda düşüyor zaten. Geçtiğimiz haftalarda, Özgür Gündem gazetesinde Cengiz Çandar ve Murat Belge’ye yönelik son derece yakışıksız nitelendirmelerin yayınlanması, bu durumun en son ve çok üzücü örnekleriydi.

Demokratikleşmeye değil, otoriterleşmeye

Türkiye mevcut iktidar yapısı çerçevesinde, değil daha fazla demokratikleşme imkanı, daha fazla otoriterleşme yolunda hızla ilerliyor, Başkanlık sistemi ısrarı ve ‘İç Güvenlik Paketi’ bu tabloyu daha da netleştirdi.

Bu şartlarda ‘Kürt barışı çabaları da rafa kaldırılsın’ demek, haksızlık ve düşüncesizlik olur. Ama artık, Kürt tarafının da, ‘Kürt barış süreci Türkiye’yi demokratikleştirecek’ iddiasına şerh düşmesi gerekiyor. Aksi derin bir güvensizlik tablosuna yol açıyor.

Bir başka deyişle, Türkiye’nin demokratikleşmesi için Kürt barış süreci olmazsa olmaz koşul, ama süreç için Türkiye’nin demokratikleşmesini beklemek veya bu yükü tamamen sürece yüklemek mümkün değil.

Asıl sorun HDP’nin kendini nasıl tanımlayacağı

Peki, ‘Otoriterleşen bir Türkiye’de Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri ne ölçüde gerçekleşir?’ sorusu, bugüne kadar Kürtler adına mücadele verenlerin karar vereceği bir iş. Biz de bu konuyu tartışabiliriz ama, Kürt siyasi hareketine telkinde bulunmak durumunda değiliz. Bunu bilmek lazım.

Asıl sorun, böylesi bir tablo içinde HDP’nin kendini nasıl tanımlayacağı ve seçim sürecini nasıl yürüteceği. Açıkça söylemek gerekirse, durumları son derece zor ve bu durum nasıl kolaylaştırılabilir bilemiyorum. Zira, HDP hem müzakere sürecinin bir parçası, hem de ‘Türkiyelileşme’ ve dolayısıyla demokratikleşme sürecininin temel taşıyıcısı olma iddiasını sürdürmek durumunda.

İdeolojik bağlılık beklenmemeli

Öcalan’ın kavramsallaştırma dünyasında, bu iki yön birbiriyle çatışmayacak biçimde formüle edilmiş olabilir, ancak hepimiz siyaseti ve dünyayı bu çerçeve içinde görmek durumunda değiliz. Kürt siyasi hareketi de lideri de, Kürt özgürlük hareketini destekleyenlerden ideolojik bir bağlılık beklememeli. Kimsenin bu gerçeği telafuz etmek istemediği ortada, ama bu, gerçekten kaçamak sol/demokrat çevreler ile Kürt siyasi hareketi arasında gelişebilecek büyük bir gerilimi sürekli ertelemek dışında bir fayda sağlamıyor.

Ben, Kürt siyasi hareketinin özgürlük mücadelesini de, liderlerinin toplumsal ve siyasal meşruiyetini de son derece önemseyen biriyim, ama o ideolojik dünyanın bir ‘inanan’ı değilim. Benim gibi bir sürü insan var. Çoğu söylediklerimi ifade etmekten kaçınıyorum, ama durum bu.

Bir yanda 10 madde bir yanda ‘İç Güvenlik Paketi’

O nedenle, ‘Öcalan’ın sürece ilişkin açıkladığı 10 madde barışın koşulunu demokratikleşme olarak tanımlıyor’ şeklindeki inanışı paylaşmam mümkün değil. 10 madde teorik olarak böylesi bir çerçeve çiziyor, ama bakın muhatabı olan iktidar bile bu çerçeveyi o kadar ‘felsefi’ (Bülent Arınç) buluyor ki gereğini yapma konusunda kaygı duymuyor, pazarlık daha somut gerçekler üzerinden yürüyor.

Sonuçta, iki yılı bulan müzakere sürecine rağmen, Türkiye giderek daha otoriter bir siyasetle yönetiliyor. Her şey bir yana, iktidar çok ihtiyacı olan barış sürecinin hatırına bile olsa ‘İç Güvenlik Paketi’ni gözden geçirme önerisini elinin tersiyle itebiliyor. Bir yanda ‘10 madde’, bir yanda ‘İç Güvenlik Paketi’ var, sizce hangisi daha gerçek?

Biz yine de oyumuzu HDP’ye verelim

Gelin biz, Türkiye’nin demokratikleşmesi yükünü Kürt siyasi hareketi üzerine yıkmadan, Kürt barışı sürecini destekleyelim. Bu gerçekleri bilerek yine HDP’ye oyumuzu verelim. Bu desteği demokratik mücadelenin tamamı değil, bir parçası olarak görelim ki sonradan maraz çıkmasın.

‘Siz Türkiye’yi demokratikleşme yükünü üstlenmezseniz, biz de Kürtlerin selametine bigane kalırız’ demek, hiçbir solcu ve/veya demokrata yakışmaz. (diken)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89