• BIST 104.539
  • Altın 163,884
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 5 °C

Bir açık cemaat olarak Taraf

Ferhat Kentel

Taraf depremi” hakkında herkes bir şeyler yazdı. İçim dolu; ben de yazacağım...

Kendilerini ciddi ciddi analizatör zannederek, Taraf’ın misyonu/ işlevi bitti; onu kullananlar paçavra gibi buruşturup attılar” gibi son sürat yorum yapma gayretine girmiş olanlar kendi kendilerine eğlenmeye devam etsinler; çok önemli değil... Ama bana göre, çok daha önemli bir mesele var Taraf depreminin görünür kıldığı...

Bir ara, Türkiye’nin kutuplu siyasal kültüründe, herkesin futbol takımı mantığıyla, kendi tuttuğu kimliği, partiyi, görüşü sorgusuz-sualsiz savunmasının aslında ne kadar güçlü bir konumu bir tür cemaatleşmeyi sürekli olarak yeniden ürettiğini yazmıştım.

Aynı yerden devam edeyim... “Sağcısında”, “solcusunda”, “İslamcısında” ya da başka kimlikte futbol takımı taraftarlığının, cemaatçiliğin hüküm sürdüğü bir ortamda “arada bir yerde” durmak yani “takım sahibi” olmamak çok zor. Bütün bu kimliklerde hem haklılıklar hem haksızlıklar görüp, “kendine dair bir yer” edinmek çok zor. Bu “yersizlik” hâli çok kırılgan...

Arkanızda size parmak sallayıp, kontrol eden örgüt, patron, parti, ordu ya da hükümet türü otoritelerin dayattığı, modernist “ya o ya bu” ikilemlerinden çıkıp, “hem o hem bu” olabilir diyerek, sadece vicdanınıza dayanarak, sahip olduğunuz bilgiler ölçüsünde tavır koymak, taraf olmak çok tehlikeli bir durum. Çünkü hem “siyah” diyenlerin, hem de “beyaz” diyenlerin düşmanlığını çekme ihtimaliniz çok yüksek.

Bu yüzden, mesela anayasa referandumunda “yetmez ama evet” politikası her türlü saldırıya maruz kaldı ve inanılmaz bir şekilde hâlâ kalmaya devam ediyor! Çünkü ara yerde durmak çok zordur ama başkalarını da çok tedirgin eder. Irkçılık tam da bu tür durumlarda tezahür eder. Çünkü “aradakiler” tam bizim gibi değildir, ama bambaşka “yabancı ötekiler” de değildir. “Bize benzeyip, bize ihanet etmiş edenlerdir onlar.”

Bu yüzden Sözcü, Aydınlık gibi gazetelerin bir versiyonu olarak Akit “kilisede fotoğraf çektiren Hilâl Kaplan”a tahammül edemezken, gene bu yüzden birtakım solcular ve sağcılar, bir “ara yer” olarak “yetmez ama evet”e ve Taraf’a tahammül edemiyorlar.

Bu yüzden Taraf’a çok fazla takım taraftarı düşman oldu. Ama gene bu yüzden, cemaatleşmelerden kurtulmak isteyenler için Taraf bir referans oldu; her şeyden önemlisi bir “yer”; içinde nefes alınabilecek bir “liman”, “yuva” ya da “kimlik” oldu.

Ve ben Altan ve Çongar’ın (ve Murat Belge’nin?) istifasıyla kendimde şunu farkettim: ben bu gazetenin sadece “yazar”ı değil; daha çok “okur”uyum. Birçok sefer, katılmadığım yazılarına, bazen lüzumundan fazla sertleşen üslubuna rağmen, benim anlatamadığım duyguları inanılmaz bir dil şöleniyle anlatan Ahmet Altan bu gazeteden ayrıldığı için, eksildiğimi hissettim. Beni, hayatın bütün karmaşıklığını anlatan bir “yer”den bir şey eksildi.

Ama bu “yer” tek tek insanlarla sabitlenen bir yer değil. Burası, yani ara yere “ses” olmuş olan Taraf bir yeni “kimlik”, belki de “yeni bir cemaat”; bir “orta alan”, “bir açık cemaat”. İnsanları aynılaştırmayan, aynı olmaya zorlamayan bir yer...

Bu yüzden bu gazeteden birileri koptuğu zaman limanımıza, yuvamıza darbe yemiş gibi hissediyoruz. Çünkü “ara yerde” herkes çok kıymetli. Çünkü burası bildiğimiz cemaat değil, yani birisi koptuğu zaman “hayat aynen devam ediyor” diyemiyoruz; canımız acıyor.

Taraf
’ın sağcısı da, solcusu da, İslamcısı da var ve bütün bunlar bu açık cemaatin açık uçları... Daha önce Oya Baydar’ın, Ümit Kıvanç’ın, Nabi Yağcı’nın, Ayşe Hür’ün, Hilâl Kaplan’ın ayrılmalarıyla eksildik... Bu insanlar bu gazeteden ayrıldıkça, “ara yerin sesi” darbe alıyor; kendini anlatmada nefesi kesiliyor...

Ama gene de “ara yer”in bitmesi mümkün değil; vicdanıyla “hem o hem bu” diyen söz ve Taraf devam edecek. Çünkü artık Taraf’ın kimliği tuttu. Bu gazetenin bugünkü yazarlarının bir gün tamamı değişse bile devam edecek.

Bu yüzden bu gazetede, Roboski’nin peşi bırakılmayacak, “hayata dönüş” adı altında bu devletin canavarlığı; idamın kaldırıldığı bir memlekette Hrant Dink’in yargı marifetiyle öldürülmesi unutulmayacak; darbeci paşalara diz çöktüren başbakan alkışlanacak, padişahlaşan başbakan eleştirilecek; PKK’lıların neden dağa çıktığını anlayan AKP’li Bülent Arınç’ın insanlığı da alkışlanacak...

Çünkü bu gazete aynılaşmayan, tanrı olmadıklarının farkında olan, yani eksik olduklarını bildikleri için birbirlerini tamamlayan, dolayısıyla vicdanlarını birleştirerek kocaman bir vicdan inşa etmeye çalışanların gazetesi...
En azından öyle olmak zorunda... Ara yer’e ses olmak için...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89