• BIST 97.380
  • Altın 144,344
  • Dolar 3,5577
  • Euro 3,9738
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 19 °C

Barışı kim getirir?

Bejan Matur

Hiçbir çatışma sonsuz değil. Günü geldiğinde en kanlı çatışma bile hal yoluna giriyor. Öyle ya da böyle. Kanlı yahut süründürerek bitmeyen çatışma yok. En nihayetinde iş çatışmayı bitirme riskini üstlenen liderlere kalıyor. 

Tarihte örneği çok. Yaşananlar kanıtlıyor; zamana kalan liderler çatışmayı devam ettirenler değil, bitirenlerdir. Saygı ve şükranla anılmayı hak edenler de. Örnek olan, her daim birer kutup yıldızı gibi insanlık göğünde parlayanlar onlar.

Büyük anlaşmaları düşünün, büyük kavgalardan sonra masaya oturan liderleri. İnsanlığın bugününde azalan kanlı sayfaları borçlu olduğumuz isimleri. Her biri risk almış cesur siyasetçiler. Risksiz barış yok çünkü.

Elbette zamanı geldiğinde gelir barış. Barış bir süreçtir. Zamanı gelmek ne demektir peki? Kavgaya doymak galiba en önemli adım. Karşılıklı çatışan iki gücün kavga etmekten yorgun düşmesi gerekiyor. Güdülen çıkarın artık kavgadan değil, barışmaktan geldiğine ikna olmak. Dünya dengelerine ve toplumun tamamına hakim olan beklentiye rağmen barışı inşa edecek siyaset, güç kazanamıyorsa aynayı doğru yere tutmak gerekiyor.

Bizler hemen her alanda olduğu gibi sorunlarımızı değerlendirirken de abartmayı seviyoruz. Kendi deneyimimizi dünyada biricik ve tek sanıyoruz. Ve bunu yaparken sanki hak etmediğimiz bir gadre uğramış gibi davranıyoruz. Bu tavrın nerdeyse bir ruh haline dönüşmesinin sebepleri çok. Ama en önemli sebeplerden biri; karar mercii olan yürütmenin etrafında toplanan aklı evveller. Olgunlaşan şartları Başbakan'ın doğru yorumlamasına engel o kadar çok zehirli çiçek. Başbakan onları bir dost bahçe biliyor. Hâlbuki sadece zehir saçıyorlar. Süreci lehlerine çevirmenin hesabını yaparken evdeki bulgurdan oluyorlar.

Bütün bunları DPI (Demokratik Gelişim Enstitüsü) toplantılarından edindiğim izlenimlerden çıkarıyorum. Başkalarının deneyimine bakarken barışın hangi zorluklarla ve kimin eliyle geldiğini görmek bunları düşündürtüyor.

Londra'da temmuz ayında Tony Blair'in başdanışmanı Johnattan Powell'a 'Sinn Fein ile müzakerede Blair'i risk üstlenmeye iten özel bir sebep var mıydı?' diye sormuştum. 'Blair'in eşi Katolik olduğu için bu konulara bir hassasiyeti vardı.' diye yanıtlamıştı.

Aynı soruyu İrlanda'nın başkenti Dublin'de eski Başbakan Bertie Ahern'e de sordum. Verdiği cevap ilginçti; kendisinin ve ailesinin Cumhuriyetçi geçmişinden söz ettikten sonra, tetikleyici sebepleri şöyle özetledi: 'Hep aynı sorunlarla anılmaktan yorulmuştuk. İrlanda dünyada sadece terörle anılıyordu. K.İrlanda sorunu dışında bir şey konuşamaz olmuştuk. Özellikle yurtdışına gittiğimizde hangi başarımızdan söz edersek edelim söz dönüp dolaşıp K.İrlanda merkezli teröre geliyordu. Ekonomi konferanslarında bile, İrlanda ekonomisi şu gelişme seyrinde dememizi kulak ardı edip, 'sahi İRA sorununuz ne olacak?' tepkisiyle karşılaşıyorduk. Halbuki İrlanda başka türlü görülmeyi hak ediyordu. Bundan ibaret değildik. Önümüz açılsın istiyorduk. Bugün artık dünya İrlanda'yı çatışmalarıyla değil, başarılarıyla anıyor.'

Bertie Ahern aynı konuşmada Johnathan Powell'ın eksik cevapladığı soruya da açıklık getirdi: 'Blair'in İrlanda meselesine hassasiyeti annesinden kaynaklanıyordu. Annesi İrlanda doğumlu bir Katolikti. Bir başbakan olarak sorunu yüreğinde hissediyordu.' Demek ki bir meselenin halli o sorunu yönetmekle yükümlü liderin samimi, derin duygularına da bağlı. Başbakan Erdoğan'ın Kürt meselesini yüreğinde hissetmesi belki de çözümü getirecek sebeplerden biri. Öyle mi peki? Bir sorunu yüreğinde hissetmenin formülü ne bilmiyorum. Tıpkı Blair örneğinde olduğu gibi, bir liderin annesi, eşi o sorunu yaşayan topluluğun bir ferdi olabilir. Başbakan Erdoğan'ın hikâyesine baktığımızda Emine Hanım'ın Siirtli oluşuna ümit bağlamadan önce, tıpkı Bertie Ahern'in ülkesiyle ilgili kaygıları gibi, Başbakan'ın samimi kaygıları olduğunu tahmin etmek zor değil.

Erdoğan'ın 'güçlü ve saygın bir Türkiye' hayali olduğunu duymayan kalmamıştır herhalde.

O halde Başbakan Erdoğan'ın kavganın durmasında daha açık risk üstlenmesine engel nedir? Yahut kimler buna engel? Bu soruları cesaretle sormak zorundayız.

Çünkü bu konuyla ilgili olanların Kürt sorununun çözümünde sadece güvenlik odaklı düşünmelerinin faturasını Türkiye ödüyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89