• BIST 107.791
  • Altın 151,401
  • Dolar 3,6652
  • Euro 4,3268
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 11 °C

Afganistan-Ukrayna-Mısır üçgenindeki savaşın ekonomi politiği

Sinan Çiftyürek

Küresel egemenlik savaşları neden Asya üzerinden sürdürülüyor? Asya içerisinde son 20 yıldan beri sürdürülen savaşlar neden ısrarla Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninde geliştiriliyor? Emperyal aktörler neden, neye dayanarak aynı üçgende en az 15-20 yıl daha savaşların devam edeceğini söylüyorlar? Yanıtlanması gereken sorular, sorular! 

I- 21. Yy da küresel ekonominin ağırlık merkezi, Batı’dan Doğuya/Asya’ya kayıyor.

Asya kıtası, coğrafik olarak Doğu demektir. Asya, 44 milyon 387 bin kilometrekare coğrafyasıyla Dünyanın en büyük kıtası olmanın yanı sıra son yüz yıl boyunca daima Dünya nüfusunun % 50’ni barındırmış. Önemlisi, Asya dünya fosil enerji kaynaklarının merkezidir.

Batı, son 300 yıldan beri bilimin, teknolojinin, felsefenin ve elbette maddi üretimin ağırlık merkezini oluşturuyordu. Eşitsiz gelişme yasası gereği Batı her açıdan Doğu’yu geride bırakmıştı. Bu üstünlüğünü hala belli ölçüde korumakla birlikte giderek Batı’dan Doğuya doğru ekonomik alan başta olmak üzere güç kayması yaşanıyor. Son 20 yılda bunun verileri giderek belirginleşti. Dünya ekonomisinde yaşanan dönüşümle, Çin, Hindistan başta olmak üzere Asya ülkelerinin küresel ekonomideki gücü büyüdü.

Kapitalist ekonominin ağırlık merkezi halen Batıda ancak küresel ekonomide dolayısıyla üretim-tüketimin ağırlık merkezinde, giderek Batı’dan Doğu’ya doğru kayma yaşandığı görülüyor. Buna kapitalist üretimde, mekânsal değişim ya da moda deyimle eksen kayması yaşanıyor diyebiliriz. Kapitalist ekonomide Batı’dan Doğu’ya doğru güç kayışını verilerin dili daha net izah ediyor. Şöyleki:

“ABD'nin dünya ekonomisindeki payı, satın alma gücü paritesine göre gayri safi yurtiçi hasıla bazında, 1980'de yüzde 24,585 iken, gelecek sene (yanı 2011 yılı için) yüzde 20'nin altına, yüzde 19,884'e gerileyecek. Amerika'nın payı 2015'te ise yüzde 18,4'ün altına inecek. Dünya ekonomisinden aldıkları pay, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa .. gibi ülkelerde daha dramatik bir şekilde düşecek.

1980'lerde dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumundaki Japonya'nın 1980'de aldığı yüzde 9,17'lik pay, 2015'te yüzde 5,15, Almanya'nın payı yüzde 6,68'den yüzde 3,42'ye, İngiltere'de yüzde 4,29'dan yüzde 2,74'e, Fransa'da yüzde 4,72'den yüzde 2,62'ye düşecek.

Buna karşın, Çin dünya ekonomisinden aldığı payı bu dönemde 8 kat, Hindistan 2,5 artıracak. Çin'in, 1980-2015 döneminde payını yüzde 2,19'dan yüzde 16,96'ya, Hindistan'ın 2,45'ten yüzde 6,28'e çıkarması bekleniyor. 1980'de 13'üncü büyük ekonomi olan ve sıralamada, Hindistan, Meksika, Kanada, İspanya gibi ülkelerin gerisinde kalan Çin, o tarihte İtalya'nın yarısı kadar satın alma gücü paritesine göre GSYH'si vardı. 2015'te İtalya'nın 8,5 katı, ABD'ye yakın düzeyine ulaşacak.

Sanayileşmiş 7 büyük ülkenin (ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada) oluşturduğu G-7, 1980 yılında dünya ekonomisinin yüzde 56,3'ü, 1992'de yüzde 51,4'ü, 2010 yılında yüzde 40,1'i oluştururken, bu oran 2015 yılında yüzde 36'ya inecek. Buna karşın, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den oluşan BRIC olarak adlandırılan ülkelerin 1992'de dünya ekonomisindeki payı yüzde 14,53 iken, bu yıl yüzde 24,48'e, 2015'te ise yüzde 29,08'e yükselecek. Türkiye'nin dünya ekonomisinde 1980'de aldığı yüzde 1,025'lik pay, 1992 yılında yüzde 1,188'e, 2010 yılında yüzde 1,274'e çıkarken, 2015 yılında yüzde 1,232'ye inecek.” (Zaman Gazetesi 19 -10 2010)

G-7 ile BRIC ülkelerinin dünya ekonomisindeki paylarında yaşanan güç kayması da dikkat çekicidir. 1992 yılında, Dünya ekonomisindeki payları, G-7’nin % 51.4’de karşılık, BRIC’in ancak %14.53 iken; 2015’te G-7 ülkelerinin % 36’ya ineceği, BRIC ülkelerinin ise 29.08’e çıkacağı belirtiliyor. BRIC ülkelerinden Brezilya hariç üçünün Asya kıtasında olduğunu belirtelim.

Görüldüğü gibi emperyal güç merkezlerinin 21. Yy da Asya üzerinde süren egemenlik kavgalarının birinci temel nedeni; Asya’nın 21. Yy da giderek ekonominin ağırlık merkezini oluşturması.

Ekonominin ağırlık merkezinin küresel çapta Batı’dan Doğu’ya kaydığını sıkça dile getirdik, bugün artık sosyal ve siyasal sonuçlarıyla da daha belirgin hale geldi bu süreç. Yukarıda aktardığım ve ekonominin ağırlık merkezinin hızla dünkü sömürge, yarı sömürge ülkelerine yanı Asya’ya kaydığını gösteren verilerin siyasi, sosyal sonuçları da oluyor, olacaktır da. Zira her ekonomik gelişmenin beraberinde sosyal, siyasal sonuçlar da üreteceği bilinir. Burada birkaç şeye değinmekle yetineceğiz.

Birincisi; verilerde de görüldüğü üzere artık küresel ekonominin nabzını elinde tutan sadece ABD değil, yanı sıra Çin de gittikçe bir belirleyen, kural koyan hale geliyor. Başta ABD ve AB olmak üzere gelişmiş emperyal Batı’nın, Çin’e “paranı değerlendir ve daha fazla tüket” isteğini baskıdan çok yalvararak dile getirmesinin başka anlamı yoktur.

İkincisi; ABD dışında artık Çin de ekonomik gücünü siyasi baskı unsuru olarak kullanmaya başladı. Örneğin Çin’in, eskiden kalma önemsiz bir toprak parçası üzerinde Japonya ile yaşadığı anlaşmazlıkta, üretiminin yüzde 97’sini elinde tuttuğu “nadir metaller”in ihracını engelleyerek Japonya’yı boyun eğmeye zorlaması gibi!

Üçüncüsü; küresel ekonomideki güç dağılımının diğer bir sonucu, AB ülkelerinin IMF’nin 24 sandalyeli İcra Direktörleri Kurulu’nda sahip oldukları 9 sandalyeden ikisini gelişmekte olan ülkelere bırakmak zorunda kalmalarıdır. Ayrıca Ekonomik dengelerdeki değişim IMF fonuna katkı ve dolaysıyla sahip oldukları yüzdelerinde de değişim getirdi. “Paran kadar gücün olur” kapitalist yasa burada da işlemiş ve Çin, IMF’deki yüzde 3,65 olan oy oranını yüzde 6,19’a çıkararak, Fransa, İngiltere ve Almanya’yı geride bıraktı ki önümüzdeki yıllarda sadece Çin değil Hindistan dahil “gelişmekte olan ülkeler” denilen (ağırlıkla Asya) Doğu lehine küresel ekonomi kurumlarında ki yüzde, sandalye değişimi sürecek.

Beşincisi; tam da küresel ekonomideki sözünü ettiğimiz güç kayması nedeniyledir ki, en büyük ekonomilerin oluşturduğu küresel sermaye ittifakı, G-8’den G-20’ye genişletilirken, alınan yeni 12 üyeden 10’unun ağırlıkla Asya ülkelerinden alınması da küresel ekonomideki güç kaymasının bir diğer sonucudur.  

II- Küresel enerji kaynaklarının ağırlık merkezi olarak Asya-Ortadoğu

Dünya enerji rezervlerinin dağılımı savaş ve egemenlik mücadelesinin bir başka açıdan haritasını gösterir:

 “ Amerikalı bilim adamı Michael T. Klare 2001 yılında yayınlanan Resource Wars adlı kitabında son yıllarda meydana gelen bütün savaşların altında yatan temel nedenin gitgide azalan ve pahalılaşan hammaddeler, bilhassa petrol ressource'ları (kaynakları, rezervleri, stokları) olduğunu anlatır” (Samet Erdoğdu PETROLÜN SERENCAMI- I)

Peki, “azalan ve pahalılaşan hammaddeler, bilhassa petrol” kaynakları nerede bulunuyor? Ağırlıkla Asya! Asya, dünyadaki petrolün % 74’nü ve doğalgazın % 83’ünü; Asya içerisinde Ortadoğu ise ham petrolün % 59’nu, doğalgazın ise % 41’ni barındırıyor! Bu verilere küresel kapitalist sitemin fosil enerji kaynaklarına bağımlılığının devam ediyor olmasının yanı sıra derinleşen küresel ekonomik krizin de ekleyin! 21. Yy da genelde Asya ve Asya içerisinde de Ortadoğu üzerinde sürdürülen savaşların nedeni ortaya çıkar! İşte ABD’nin başını çektiği emperyal Batı bloğunun Asya’ya dönük geliştirdiği egemenlik kavgasının ikinci temel nedeni! İşte Asya üzerinde savaşı tetikleyen tablonun ikinci ayağı!

Enerji kaynaklarının yoğun olduğu Ortadoğu’yu da içeren Asya tam da bu nedenle yeniden paylaşım konusudur ki bu yeni de değildir. ABD’nin on yılları kapsayan Avrasya egemenlik stratejisi tam da bunu içermektedir.

Bu tablo dikkate alındığında belirlenen Batı stratejisi, “zulme karşı özgürlük yol haritası” değil enerji yol haritasıdır. Dahası “değişimi” hedefleyen Batılı güçlerde, statükoyu savunan Doğulu güçlerde, demokrasi ve özgürlüklerin değil enerji kaynaklarının denetlenmesi başta olmak üzere bölgesel çıkarlarının peşindeler. Bu nedenle ABD ve Rusya’nın başını çektiği Batı ve Doğu eksenli güç odaklarının; dün Afganistan, sonra Irak, bugün Suriye ve Ukrayna üzerinde bilek güreşleri sürüyor.

Birinci ve İkinci Dünya savaşları, benzer koşullarda yeniden paylaşım savaşı olarak çıkmıştı ki bugünde benzer koşullar var olmasına rağmen emperyalist güçler arasında somutta Rusya ile ABD arasında doğrudan 3. dünya savaşı çıkmıyorsa, bunun en büyük engeli nükleer silah dengesinin varlığıdır. Taraflar doğrudan savaşmıyor ama dolaylı yanı bölgesel güçler üzerinden vekâlet savaşları sürüyor ki buna postmodern 3. Dünya savaşı da diyebiliriz. 

III- Uzatmalı postmodern savaşta, silah tüccarlarının pazarı olarak Asya-Ortadoğu

Söz konusu üçgende yaşanan savaşın ekonomi politiğinin bir diğer ayağı; bu uzatmalı postmodern savaşta, Asya’nın özelde de Ortadoğu’nun emperyalist silah tekelleri için büyük silah pazarı oluşturmasıdır. Asya özellikle Ortadoğu despotik rejimleri, gerek iç muhalefet gerekse “dış tehdit” gerekçesiyle ayakta kalabilmek için ekonomik kaynaklarını büyük oranda silaha yatırdıkları bilinir ki son yıllarda bu olağanüstü artmış durumda. Örneğin:

Günümüzde, Suudi Arabistan’ın yıllık 43 milyar dolar, Türkiye’nin 16.500, İsrail’in 16.300, BAE’nin 13.500, İran’ın 11.500, Umman’ın 6.800, Kuveyt’in 5.200, Mısır’ın 4.600 milyar doları silaha harcaması bunun kanıtı. Küçücük nüfuslarıyla BAE, Kuveyt bile milyarlarca doları her yıl silaha ayırmakta ki bu milyar dolarlar, uzatmalı posmodern 3. Dünya savaşında, silah tacirliğini yapan emperyalist tekellerinin kasalarına akmaktadır.

Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgenindeki uzatmalı savaşların, üçüncü temel nedeni budur.

Sonuç olarak;

*İşte, ABD kaynaklarının, “40 yıllık zaman dilimini”  kapsayacağı iddia edilen ve “en az soğuk savaş yılları kadar mali gidere mal olacağı” söylenen uzun süreli savaşların belli başlı nedenleri!

*İşte Afganistan-Ukrayna-Mısır üçgenindeki savaşların ya da sürdürülen postmodern 3. Dünya savaşının ana nedenleri. Ya da Doğu Karadeniz-Doğu Akdeniz kıyıları ve Basra Körfezi üçgeninde suların tehlikeli biçimde ısınıyor olmasının belli başlı nedenleri. 

*İşte, İngiliz jeopolitik bilimci S. H. Macinder’in, 1904 yılında; “Avrasya’ya hükmeden dünyaya hüküm eder” tezinin ve ABD’li strateji uzmanı Brezezinski’nin “ABD 21. Yy da süper güç tahtını korumak istiyorsa Avrasya’yı denetlemek zorunda” söylemenin temel nedenleri.

*İşte, ABD liderliğindeki koalisyonun dün Taliban, El Kaide üzerinden Afganistan ve Orta Asya’yı; bugün ise IŞİD üzerinden Irak-Suriye-Ürdün’ü çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etme arayışlarının esas nedenleri.

*İşte bu nedenlerledir ki, ABD liderliğindeki Batı bloğu, Asya üzerinde egemenlik kurmak hedefiyle Asya’nın güç merkezleri olan Rusya, Çin, İran’ı önce istikrarsızlaştırma sonra etkisizleştirmeyi hedefledi. Çünkü Afganistan coğrafik olarak: Rusya, Çin, İran’ı istikrarsızlaştırmak için en uygun coğrafya idi çünkü üçünün de tam merkezinde yer alıyor. Irak’ın ise aynı Avrasya egemenlik stratejisinde başka önemi buluyordu.

Kafkasya ve Karadeniz havzasını denetleyebilmek için, Ermenistan-Azerbaycan ihtilafından yararlanarak bölgeye girmek istedi. Olmadı bu kez Gürcistan üzerinden aynı amaca yöneldi ve başta belirli bir yol da aldı. Fakat çok geçmeden Rusya önce Gürcistan’ı parçalayarak ardından da Gürcistan seçimlerinde kendine yakın güçlerin iktidarı kazanmasıyla ABD’nin bölge amaçlarının önünün kesti.

ABD ve Batı pes etmedi hem Karadeniz havzasına giriş yapabilmek hem ayrıca Suriye’de yol alabilmek için Rusya’yı Karadeniz’de meşgul etmek amacıyla Ukrayna meselesi yeniden alevlendirildi fakat Rusya yine geri adım atmadı ve Kırım’ı ilhak etmenin yanı sıra Ukrayna’yı parçalamakla tehdit ederek yanıt verdi.

ABD liderliğindeki Batı; Rusya ve Doğu bloğunun Asya üzerinde egemenliğini kırabilmek için başka projeler de geliştirildi. Örneğin:

ABD liderliğindeki Batının; Kafkasya ve Ortadoğu’da ki enerji kaynaklarını Batıya taşıyacak olan “Doğu-Batı enerji korudoru”nun vanaları üzerinde Rus egemenliğini kırmayı hedefleyen birden fazla alternatif boru hattı geliştirme çabaları;

Aynı amaçla “Corridor Europe, Caucaassuz and Asia (TRACECA) projesi ile Hazar havzası, Kafkasya, Orta Asya ile Avrupa arısında ekonomik-ticari ilişkilerin güçlendirilmesini hedefleyen yeni İpek Yolu arayışları:

Rus etkinliğindeki Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) karşı Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan ve Moldavya’dan (GUUAM) oluşan ekonomik ticari birlik oluşturma çabaları ve Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan’dan “Kafkasya İstikrar Paktını” kurma yönelimleri aynı egemenlik savaşının diğer hamleleri olarak okunmalı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89