• BIST 109.097
  • Altın 153,413
  • Dolar 3,8257
  • Euro 4,5096
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 3 °C

1295 kilometre

Fadime Özkan

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Estonya dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamanın içerdiği en kritik bilgi tartışmasız şekilde Türkiye’nin güney sınırlarına yönelik büyük bir oyunun sahnelendiğine dairdi.

Kobani’de gelişen acil durumla ilgili yapılanları ve PYD’nin yardıma gitmek isteyen peşmergeleri de Özgür Suriye Ordusu kuvvetlerini de istemediğini aktardıkdıktan sonra şöyle diyordu Cumhurbaşkanı:

“Oyun içinde oyun. Hesap bu. Şunun üzerinde bizim iyi düşünmemiz lazım: Bu tuzağı veya bu tezgahı kuran muhtemelen başka bir mantık var. PYD’nin mantalitesinin bu kadar güçlü olduğunu düşünmüyorum. Muhtemelen daha üst bir akıl var. Kobani sizin için stratejik mi? Söylenmiyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım. Suriye ve Irak’ın üçte biri IŞİD’in eline geçerken niye vurmadınız? Erbil’e 30, 40 kilometre yaklaştıkları zaman -ki orada da ağırlıklı olarak Kürtler var- oraya giderse ne olurdu bunu niye hiç sormuyorsunuz? Şu anda konuşmamayı yeğliyorum. Ama sınırlarımızda oynanan oyun sıradan basit bir oyun değil. 1295 kilometrede bu oyun oynanıyor. 950 kilometresi Suriye diğeri Irak sınırımız. Bunlar yeni de başlamadı. Biz bunları Esed’e söylerken Esed Kürtleri daha tanımıyordu bile.”

Bu paragrafı içerik analizine tabi tuttuğumuzda söylenecek ilk şey bilgilendirme amacı . Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye kamuoyunu güney sınırımızda yaşananların arka planına dair bilgilendiriyor ve bunu yaparak aslında başından beri kasıtlı olarak yalan yanlış bilgi geçen ve Türkiye sanki IŞİD terör örgütünü destekliyormuş ve kendi halkına karşı kusurluymuş gibi bir algı yaratmak için çabalayan yerli yabancı odaklara karşı kamuoyunu uyarıyor.

Dikkat çekmek amaçlı ikinci uyarı ise Türkiye’deki Kürt siyasi hareketine yönelik. PYD’nin Esed’le ilişkisini biliyoruz, Suriye rejiminin eli kolu uzantısı olan çok sayıda ismin PKK-PYD içindeki varlığının etkinliğnin farkındayız, daha düne kadar Suriyeli Kürtlere vatandaşlık hakkı bile tanımayan, üç yıl içinde 250 bin vatandaşının ölümüne sebep olan, ülkesini kan çanağına çeviren bir rejimle mi işbirliğine giriyorsunuz denilerek muhatap düşünmeye davet ediliyor.

PKK-PYD’ye yönelik gibi görünse de bu hitabın asıl hedefinin Kürt siyasi hareketini destekleyen Kürt kamuoyu olduğu da açık öte yandan. Şu deniyor aşağı yukarı: 30 yıldır oğullarınız kızlarınız ya karda kışta dağda, ya gencecik yaşında toprak altında ya mahpusta. İlk kez barışa huzura evladınızla kavuşmaya bu kadar az kalmışken razı olmayın başkalarının menfaatleri için çocuklarınızın kırılmasına. Bir yüzyıl daha niye aynı acıları çekelim? Gelin şu süreci tamamlayalım, kucaklaşalım, siyasetçilerinizden sadece sizin menfaatlerinizi gözetmelerini talep edin, bölgedeki Kürt kardeşlerimize de ancak böyle faydamız olur.

Büyük ölçekte ise “üst akıl” var, tezgahın tuzağın sahibi yani. 1295 kilometre güney sınırımda ne yapmaya çalıştığını görüyorum ve izin vermiyorum deniyor üst perdeden. Esed’i nasıl ayakta tuttuğunu, bombalarla kimyasal silahlarla sivil halkı katletmesine nasıl göz yumduğunu gördüm. IŞİD terör örgütü için ortamı nasıl hazırladığını ve IŞİD’i nasıl yaratıklandırdığını da. Kobani’de Kürtlerin mühimmatı biterken nasıl olup da IŞİD’in silah ve insan gücünün eksilmediğini sorguluyorum. Beni Suriye batağına çekmek için hazırladığın tuzağa basmadığım için belayı sınırıma ayağıma getirdiğinin de farkındayım. Baskıcı şii yönetimlere karşı sünni selefi bir anlayıştaymış gibi gösterilen IŞİD’in neden şii Maliki’nin Bağdat’ına, Nusayri Esed’in Şam’ına değil de habire sınırıma yönlendirildiğini elbette ki anlıyorum. IŞİD’le savaşmazsan PKK ile savaştırırım seni, demek için sokaklarımı ateşe verdirdiğini, 16 yaşındaki çocuklarımın başını taşla ezdirdiğini, çarşıya çıkmış sivil askerime arkadan kurşun sıktırdığını, Kürt evlatlarımı Kobani sokaklarında IŞİD’e kurban verdirdiğni görüyorum ama bu tuzağa düşmeyeceğim. Ne çözüm sürecinden vazgeçeceğim, ne Kürt vatandaşlarımdan. Ne de sınırımın öte yanında dara düşen Kürt Türkmen Arap kardeşlerimden...

Devleti yönetenlerin farkındalığı kararlılığı çok önemli elbette. Lakin devlete hükümete yöneticilere asıl gücü veren halktır. Türkiye toplumu kavilleşecek mi bu konuda, süreci sürdürün, çocuklarımızın çatışmalarda ya da kör bir terör eyleminde ölmesine razı değiliz, Kürt kardeşlerimizden vazgeçecek de değiliz, geleceğimizi birlikte kuracağız, siz sağlam durun biz arkanızdayız diyecek mi?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89